وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ
Bu ayet, onların kalplerinin derinliklerinde hâlâ tevhîdin izlerinin bulunduğunun bir delilidir. Ne zaman ümitler yıkılmaya başlasa, kalpleri içten gelerek, ancak kâinâtın gerçek hâkiminin Ma‘bûd olduğunu ve ancak O’nun yardımının bir fayda vereceğini ilan eder.
Yani, “Bir kimse ne doğru dürüst düşünür, ne de kendisinin iyiliğini isteyen bir başkasını dinlemezse, Allah onun aklına lanet eder. Bundan sonra, akıllı bir insanın hakka ulaşmasını sağlayabilecek olan her şey, bu inatçı ve câhil kimsenin sadece sapıklıkta ve hatada daha da ilerlemesine neden olur. İşte “Allah’ın saptırdığı” ile bu kastedilmektedir. Hakkı seven bir kimse, hidâyete ermek için dua ederse, Allah, o kimsenin duasının samimiyet derecesine göre onun doğru yola ulaşmasını sağlayacak araçları maksimum düzeyde yaratır.
Loşluk gerçekten de göz için olduğu gibi zihin için de acı vericidir; ama bu loşluktan bir ışık çıkarmak, hangi çabayla olursa olsun, keyif verici ve sevindirici olsa gerek.