Herkes hayatında en az bir kere deliriyor,düşüyor,,kayboluyor ve hiç kimsenin delirmesi,düşüşü yahut kayboluşu bir başkasınınkine benzemiyor. Yıkımların her birinin kendine özel bir hikayesi var,bu yüzden de istisnasız herkes kendi başına gelenleri başkalarına kıyasla daha büyük bir felaket olarak görme yanılsaması içinde. Belki de insanın aradığı avuntuyu,teselliyi bulamayınca yaşadığı hayal kırıklığıyla sürüklendiği bir yanılsama bu.
O anlar hiç bitmesin istedim. Yağmurun şiddetini artırdığı küçük zaman dilimlerinde,daha fazla ıslanmaktan sakınmak için omuzlarımızın gayriihtiyari birbirine yapıştığı o tılsımlı anın içinde sonsuza dek kalabilseydik keşke. Bedenlerimizi yakınlaştıran aşk yağmuru,ruhlarımızı da sonsuza dek içine soksaydı,varlığımızın sınırları birbirine karışsaydı,bir ve aynı olsaydık,hangimizin varlığı nerede başlıyor,nerede bitiyor anlaşılmaz hale gelseydi. Yüz yüze baktığımızda kimin kim olduğunu ayırt edemez olurduk böylece;iki ayrı kişilik,sadece bir göz yanılsamasından ibaret kalırdı. Kader çizgimiz bir yerden sonra aynılaşırdı. Tasalar ve sevinçler aynı,hüzünler ve kederler aynıydı.
Bazı sırları ömrü boyunca saklamak zorunda kalır insan. Her mezarın içine cansız bedenin yanında sakladığı sırlar da gömülür;hayatın boyunca görüp,işitip,yaşayıp anlatmadığı sırlar. Her insan kimselere açık vermediği suçlarıyla,ayıplarıyla,hevesleriyle,hayalleriyle,günahlarıyla gömülür. Toprak,bu dünyanın en güvenilir sırdaşıdır.