Yıllar önce görmüşsündür onu bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Uçucu. Yalnızca, içinden, "Ne güzelsin" demişsindir; "Kalsan ya biraz" bile diyemeden zaten bilmiyorsundur deyimi o zamanlar.
Bir karışıklık ve geçip gidicilik içinde yanlızca anlık bir görüntü. Bir görünüm, bir yüz, bir çehre birkaç renk içinde. Esintili bozkır tepesinde (bir tür bahardır) ak bir kızıltı. Kötü bir çivit mavisi ve yapışkan bir beyaz için de. Yanımda sapsarı birşey...
Geçip gitmiş, silik; hep de silinen bir anı. Küçücük. Zorlukla anımsadığın (o gün niye orada olduğun bile belirsizdir), hiçbir anlam veremediğin; kavramak şöyle dursun, daha nereye-hangi yerine koyacağını bile bilemediğin bir an-âni bir anı olacak birşey...
İşte, pencerenin camında yavaştan biriken buğu gibidir gözünü tamamıyla kapayacak körlük görüşünü tamamıyle örtmeye yönelmiştir; ama, açık bakışının da hangi noktada olanaklı olduğunu (Bahar'ın ne zaman ve nasıl geleceğini) sana bildiren, gene, odur...
yazık
ben
kandan, kanlı destanlardan başka söz etmeyen
ve gururdan, kendini hiçbir zaman
bu denli küçülmüş yaşamamış olan gururdan,
oluşan tüm anılarımla
kendi fırsatıının sonunda durmuşum
ve dinliyorum: hiçbir ses yok
ve dalıp bakıyorum: hiçbir kımıltı yok yaprakta
ve tüm o arınlığın benliği olan adım
mezarların tozunu bile
kıpırdatmıyor