Varlığın Tacına dair, Zonguldak'ta yazdığım yazı şöyle başlıyor: — Yâ (M..........!)
Noktalı yerde O'nun ismi, hâs ismi... Mukaddes hâs isim... Yâni mukaddes isme, nida siygasiyle hitap ediyordum.
«— Onu çıkar oradan, buyurdular; Allahın Resulüne, hâs ismiyle ve nida siygasiyle hitap olunmaz.
— Niçin efendim?
«— Haya meselesi!.. Allah bile Kur'ânında, Sevgilisine, hâs ismiyle nida ederek hitap etmedi.»
Büyük sır karşısında yandım, kül oldum. Bizzat Allah'ın haya gösterdiği sır...
— Kur'ânın hiç bir yerinde böyle bir hitap yok mu?
Kısa ve sert: «— Hiç bir yerinde!..»
Gerçekten «de ki» mânasına «gûl» kelimesiyle başlayan bir çok âyette, bu hitaptan sonra isim gelmediği, gözümün önünden geçiverdi. Buna karşılık, birçok tefsircinin «de ki yâ M......!» diye kullandıkları klişelerdeki kabalık içimi burkuttu.