nilgünöz

nilgünöz
@dodore
24 Nisan 1995
20 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
İnsan gömmek istiyor. İnsan başedemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinçdışına taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor. Gömüyor da. Bir süre için. Bu sırada unutmasına Yardımcı olacak her şeye kabule hazır oluyor. İnkar mı ? Hemen. Yalan mı ? Derhal Yok sayma mı ? En güzeli. Öyle bir şey olmadı ki. Zihin çalışıyor, bellek unutuyor,bilinç pırıl pırıl ileriye bakıyor. Oh ne kadar güzel, ne kadar kolay. Bunlar gerçekten oluyor, tecrübeyle sabit. İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor; ama öyle olmuyor. Aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor insanın bilincine de belleğine de irin gibi ince ince sızıyor. Zehirliyor.
Sayfa 353
Ayrıca hastane odasında iktisat alanında akademisyen ve hasta yakını olarak Şehnaz’ın şu gözlemini de aktarmadan geçemeyeceğim : Sağlık tarihin bütün dönemlerinde olduğu gibi o zaman da sınıfsal bir mesele olsa da ülkemiz henüz farklı sınıflara göre farklı türden hizmet veren özel hastanelerle kaynamadığında toplumun en üst kesimleri ayrı tutulursa bu tür ortamlarda sınıf farkları görülmez olabiliyordu devasa bir pazar olmasının yanı sıra sınıf farkları Görünmezleştirdiği için D düzenin gözüne batan sağlığın benzer bir biçimde eğitimin de sistemli bir şekilde özelleştirilmesinin toplumdaki dayanışma duygusunu nasıl parçaladığı toplumun en kalın katmanını nasıl alt sınıflara bölüp birbirine düşman ettiği hakkında yıllar sonra yazacağım çalışmanın temelini orada atmıştım eşofmanını o yıllarda yeni açılan lüks mağazaların birinden almış bir kadınla Kadıköyün meşhur Salı pazarından çeke çeke pazarlık ederek almış bir kadın birlikte kahvaltı hazırlıyor biri samimi olduğu hemşirelerin odasında demlediği çayı diğeri dışarıdan yakınlarına aldırdığı böreği temizliğe gittiği evlerde giydiği uzun etekle dolaşan bir diğeri evden getirdiği peynir zeytini ortaya koyuyor hep birlikte kahvaltı yapıyorlardı hastanenin bir araya getirdiği bu kadınlar birbirlerinin hastalarına göz kulak oluyorlar birbirlerini yerciler kendi zercilermiş gibi karşılıyorlardı yakınlaşıyorlar kardeşleşiyorlardı.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza,kendinizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi. Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor evet ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
‘Yüzme sanatı-herhalde bütün sanatlar- tam bir adanmışlık istiyordu. Eyleme ne kadar yoğunlaşırsanız diğer şeylerden o kadar uzaklaşıyordunuz. Kendini z olmaktan kurtulup yaptığınız şeye dönüşüyordunuz.’ ‘Dünyada kavuştuklarında nefret edecekleri şeylerin hayalini kuran kaç tane Dan olduğunu merak etti.Bunların kaçı onları mutlu edeceğini varsaydıkları hayalleri başkalarına da dayatıyordu acaba?’
Selim bu olayın ardından geleceğe dair adımlarını atarken iki arada bir derede kalacaktı. Ya bu adaletsizliğe boyun eğip sessizliğe bürünecek, bir gölge gibi yaşayıp gidecekti. Ya da içindeki özgürlük ateşi bu baskıya karşı direnecekti. Bu direniş belki de kelimelerle örülen bir zırh olacak, belki de suskunluğunun içindeki en gür çığlığa dönüşecekti.
Sayfa 108
Ülkenin en iyi okullarından geçmiş, yabancı diller bilen, edebiyatla, sanatla yoğrulmuş olanlara bu cezayı reva gören generaller bu kopuştaki insanların toplam bilgisi yanında çırak bile olamazlardı… Vatan sevgisi dedikleri cehalet ve kör itaatten başka bir şey değildi. Ama güç ellerindeydi.