nilgünöz

nilgünöz
@dodore
24 Nisan 1995
20 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
İnsan gömmek istiyor. İnsan başedemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinçdışına taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor. Gömüyor da. Bir süre için. Bu sırada unutmasına Yardımcı olacak her şeye kabule hazır oluyor. İnkar mı ? Hemen. Yalan mı ? Derhal Yok sayma mı ? En güzeli. Öyle bir şey olmadı ki. Zihin çalışıyor, bellek unutuyor,bilinç pırıl pırıl ileriye bakıyor. Oh ne kadar güzel, ne kadar kolay. Bunlar gerçekten oluyor, tecrübeyle sabit. İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor; ama öyle olmuyor. Aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor insanın bilincine de belleğine de irin gibi ince ince sızıyor. Zehirliyor.
Sayfa 353
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Bir insan topluluğuyla konuşmaktan nefret ederim. Bir toplulukla konuşurken her zaman içlerinden bir tanesini seçip sözlerimi ona yöneltirim ve konuştuğum sürece ötekilerin de gizliden gizliye bana bakıp hakları olmadan dinlediklerin duygusuna kapılırım. Nefret ettiğim bir şey daha varsa o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup ‘iyiyim’ demenizi beklemeleridir.
Sayfa 186
Esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza,kendinizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi. Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor evet ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
Selim bu olayın ardından geleceğe dair adımlarını atarken iki arada bir derede kalacaktı. Ya bu adaletsizliğe boyun eğip sessizliğe bürünecek, bir gölge gibi yaşayıp gidecekti. Ya da içindeki özgürlük ateşi bu baskıya karşı direnecekti. Bu direniş belki de kelimelerle örülen bir zırh olacak, belki de suskunluğunun içindeki en gür çığlığa dönüşecekti.
Sayfa 108
Gittim parka oturdum. Bir kadın geldi yanıma, benden yaşlı. “Huzurevine yazıldık ya bugün kızım” dedi. “Af buyur, anlamadım.” dedim. “Huzurevine yazıldık” dedi tekrar. Başka da konuşmadı. Ne anlatsın başka. Diyeceğini dedi zaten. Ben de bir şey demedim. Ne denir? Geçmiş oldun mu, hayırlı olsun mu? Her şeye de bir kelam edecek değiliz ya. Bazı şeylere de susulur. Buna susulur mesela. Susulmalı. Sustuk öyle. İç geçirdik ikimiz de. Sonra elinde market poşetiyle gençten bir kadın geldi, tuttu kolundan kadının , ‘ gel anne hadi’ dedi, kalkıp gittiler.
Sayfa 151