nilgünöz

nilgünöz
@dodore
“Evet mazide bütün o kirli kanlı karanlık işleri yapmama mazur gösterecek bir sebebim vardı artık yok ne bir ideal ne bir hayal ne de bir vatan evet sıhhatim yerinde olmasına rağmen ağır ağır olduğumu hissediyorum ilk Mektubumu yazarken şöyle demiştim ölüm şehirlerimizi kaybetmekle başlar vatanımızı kaybetmekle neticelenir sahneydi vatan bir toprak parçası uçsuz bucaksız denizler derin göller Yalçın dağlar verimli ovalar yemyeşil ormanlar kalabalık şehirler tenha köyler mi şimdi farkına varıyorum ki benim için bir tek Vatan varmış o da sensin seni kaybettiğim anda vatanımı da yitirmeye başlamışım. “ “Devletin derinlikleri toprağın derinliklerinden daha karanlıktır . “
Sayfa 526
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan gömmek istiyor. İnsan başedemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinçdışına taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor. Gömüyor da. Bir süre için. Bu sırada unutmasına Yardımcı olacak her şeye kabule hazır oluyor. İnkar mı ? Hemen. Yalan mı ? Derhal Yok sayma mı ? En güzeli. Öyle bir şey olmadı ki. Zihin çalışıyor, bellek unutuyor,bilinç pırıl pırıl ileriye bakıyor. Oh ne kadar güzel, ne kadar kolay. Bunlar gerçekten oluyor, tecrübeyle sabit. İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor; ama öyle olmuyor. Aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor insanın bilincine de belleğine de irin gibi ince ince sızıyor. Zehirliyor.
Sayfa 353
Bir insan topluluğuyla konuşmaktan nefret ederim. Bir toplulukla konuşurken her zaman içlerinden bir tanesini seçip sözlerimi ona yöneltirim ve konuştuğum sürece ötekilerin de gizliden gizliye bana bakıp hakları olmadan dinlediklerin duygusuna kapılırım. Nefret ettiğim bir şey daha varsa o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup ‘iyiyim’ demenizi beklemeleridir.
Sayfa 186
Esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza,kendinizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi. Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor evet ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
Selim bu olayın ardından geleceğe dair adımlarını atarken iki arada bir derede kalacaktı. Ya bu adaletsizliğe boyun eğip sessizliğe bürünecek, bir gölge gibi yaşayıp gidecekti. Ya da içindeki özgürlük ateşi bu baskıya karşı direnecekti. Bu direniş belki de kelimelerle örülen bir zırh olacak, belki de suskunluğunun içindeki en gür çığlığa dönüşecekti.
Sayfa 108