Öncelikle, bir oturuşta iki yüz elli sayfa hiç okumadım; ilk başları sıkmıştı, ama bitirdiğimde böyle bir tesirde bırakacağını tahmin ediyordum, o yüzden pek önemsemedim, zaten hemen bitti.
Dili ne kadar sadeyse, içeriği bir o kadar ağır. Bir çırpıda okursunuz ancak azıcık yüreği, vicdanı olan biri bilmem okuduğu şeylerin etkisinden ne zaman çıkar. Okuduğumuz kitapları zaman zaman unuturuz, bu kitabı bir kez okuyanın kolayca unutacağını düşünmüyorum. Gerçekler tıpkı Suada'nın bir Sırp askerinden yediği tokat gibi çarpıyor çünkü insanın yüzüne. Acı; bilmem ne kadar tarifsiz kalır, yaşananların yanında, yazılanların yanında.
92 yılı Boşnak 'katliamı' nı yazmış, Sinan Akyüz. Kör-sağır olunan, baş çevrilen bu zulmü biraz olsun herkes bilmeli diye düşünüyorum. Kitabı okumadan önce az biraz fikir sahibi idim olaylar hakkında. Okurken ise kanım dondu, nefesim kesildi bir çok yerde. Ben hala okumaya devam etmek isterken, buğulanan gözler bir türlü izin vermedi.
Böylesine insanlıktan, merhametten uzak olayların yaşanmış olduğunu bilmek kahrediyor insanı, özellikle bir kadın olarak; işin savaştan ayrı boyutu düşünüldüğünde. Merhametin kıyısından geçmez yapılanlar da, kelime bulunmuyor anlatmaya. Doğruca savaşmayı bile başaramıyoruz, kalplerimiz bu kadar kötülük, kinle, ayrımcılık düşünceleriyle nasıl, neden doluyor bilinmez... Doğruca savaşma tabiri nedir ki zaten? Ondan dahi bahsedemiyoruz, bunca şeyin arasında. Şartların ne kadar ağır olduğunu anlamanıza yetecek noktalar var beni durdurup durdurup okutan, incir kuşlarının hikayesi gibi. Son olarak, kitabın içinde verilen birkaç müzik, bir de bir film var sonlara doğru. Belki bunları da bilerek gittiğiniz zaman daha anlamlı olur.
Keyifle değil ama okuyun, okutturun.