Rabia Doğan

Rabia Doğan
@dogannrabia
Puan vermedi·328 syf.··
2020 40. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2020 04:33
Öncelikle, bir oturuşta iki yüz elli sayfa hiç okumadım; ilk başları sıkmıştı, ama bitirdiğimde böyle bir tesirde bırakacağını tahmin ediyordum, o yüzden pek önemsemedim, zaten hemen bitti. Dili ne kadar sadeyse, içeriği bir o kadar ağır. Bir çırpıda okursunuz ancak azıcık yüreği, vicdanı olan biri bilmem okuduğu şeylerin etkisinden ne zaman çıkar. Okuduğumuz kitapları zaman zaman unuturuz, bu kitabı bir kez okuyanın kolayca unutacağını düşünmüyorum. Gerçekler tıpkı Suada'nın bir Sırp askerinden yediği tokat gibi çarpıyor çünkü insanın yüzüne. Acı; bilmem ne kadar tarifsiz kalır, yaşananların yanında, yazılanların yanında. 92 yılı Boşnak 'katliamı' nı yazmış, Sinan Akyüz. Kör-sağır olunan, baş çevrilen bu zulmü biraz olsun herkes bilmeli diye düşünüyorum. Kitabı okumadan önce az biraz fikir sahibi idim olaylar hakkında. Okurken ise kanım dondu, nefesim kesildi bir çok yerde. Ben hala okumaya devam etmek isterken, buğulanan gözler bir türlü izin vermedi. Böylesine insanlıktan, merhametten uzak olayların yaşanmış olduğunu bilmek kahrediyor insanı, özellikle bir kadın olarak; işin savaştan ayrı boyutu düşünüldüğünde. Merhametin kıyısından geçmez yapılanlar da, kelime bulunmuyor anlatmaya. Doğruca savaşmayı bile başaramıyoruz, kalplerimiz bu kadar kötülük, kinle, ayrımcılık düşünceleriyle nasıl, neden doluyor bilinmez... Doğruca savaşma tabiri nedir ki zaten? Ondan dahi bahsedemiyoruz, bunca şeyin arasında. Şartların ne kadar ağır olduğunu anlamanıza yetecek noktalar var beni durdurup durdurup okutan, incir kuşlarının hikayesi gibi. Son olarak, kitabın içinde verilen birkaç müzik, bir de bir film var sonlara doğru. Belki bunları da bilerek gittiğiniz zaman daha anlamlı olur. Keyifle değil ama okuyun, okutturun.
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
4/10
·96 syf.··
2020 31. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 04:36
Kitaplıkta duran uzun süre önce kardeşimin almış olduğu bi kitap. Hadi bugün de bunu okuyayım diyerek girişmişsem de başlarken bir tereddüt içindeydim -gerek kitabın arkadaki açıklaması gerek yazarın kısa hayatını okuduğumdan dolayı-. Okurken de "Hadi oku bitsin de başka kitaba geç" diyerek okudum. Alınmış, okunmamış olmasın diye kitaba verdiğim değerden dolayı da diyebiliriz. Ama 95 sayfayı zorlukla bitirdim. :/ Birbirine aşık iki gençten biri hasta ve ölecek, diğeri ise onsuz bu hayatta kalmak onu bırakmak istemiyor, yaşayamayacağını düşünüyor; Felix ve Marie. Gittikçe ağırlaşan Felix'in hastalığı yanında Marie zamanla yaşamaya olan isteğini farkediyor. Onların bu süreçteki psikanalizleri veriliyor. Sonunda Felix, Marie'den onunla ölmesini istiyor, ama Marie... Bana göre duygulandırmayan, okurken sıkan, basit bir kitap oldu. Hatta duyguyu vermesi gereken kısımlar yapmacık, bayağı geldi diyebilirim, bazı anlatımlar ise gereksiz uzatılmıştı. Kendini tekrarladı sürekli. Belki de ben daha karmaşık olay döngüleri ve düşünceler sevdiğimdendir; Felix ve Marie'nin kendi iç dünyaları daha iyi yansıtılabilirdi böyle bir hikayeye göre. Hep diyaloglar bir şeyler geçirsin, hissettirsin istedim, yoktu. Olumlama yapmayı seven biriyim, her elime aldığımda önyargıyla mı okuyorum acaba diye düşündüm ama kitapta beni çeken -birkaç yer dışında- bir şey olmadı. Sevemedim ://
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013656 okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2020 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2020 23:51
Bir anda o kadar çok gündeme geldi ki uzun süre hiç okumak istemedim. Bir anda çok tutulan şeylere karşı fobim var gibi, bu benimle alakalı. Ama artık vakti geldi dedim ve aldım elime. İyi ki de almışım. Konusu, 21.yüzyılda hemen hemen hepimizin tattığı farklı senaryolu aşk acılarından biri. Pek de farklı bir konu değil aslında. Ama hani deriz ya, "Ben de aynı şeyleri yaşamışım ama o daha güzel anlatmış,söylemiş." İşte edebiyat dediğimiz şey. Kitaptaki; göre göre, bile bile gelmesine izin verilen bir aşk acısı. Romanda sadece aşk acısı yok, Werther'in zamanla dünyaya karşı değişen düşünceleri, çevresini algılayışı, insanları sorgulayışı, sanata bakışı.. vs karakterin bir çok yönünü gösteriyor bize yazar. Bu da onu tam anlamıyla yaşamamıza, anlayabilmemize olanak sağlıyor. Kitabı okurken sürekli Werther'la konuşmak istedim. Bu yüzden kitabın bir çok yeri notlarla doldu. Hayat da bu kitapta hissettiğim gibi. Başkalarına her konuda teselli verebiliyoruz, iş kendimize gelince Werther gibi sıkışıp kalıyoruz. Tıpkı kitapta kendiyle aynı kaderi paylaşan bir çıkış noktası bulamayıp cinayet işleyen o çiftçiyle olan muhabbetleri gibi. Sonrasında Werther'in sonu da ne yazık ki o çiftçiden iyi olmuyor, hatta daha da kötüsü. Bir ara kitaptaki tüm yerleri alıntılayıp atacağım sandım. Özellikle 'yazgı' ile ilgili olan kısımlar -kaderimiz, alın yazımız- tekrar tekrar okunmaya değer. Goethe, okurdan Werther'in çektiği acılardan etkilenerek onun kaderine ağlamasını istemiş. Yaşamayan insan da yaşamış kadar olur diye düşünüyorum. Öyle anlamlar, tasvirler, konuşmalar... Ve kitabın içinde kendimi ne kadar çok buluyorsam, o kadar çok beğeniyorum. Sizin de kendinizi bularak okumanız dileğiyle, keyifli okumalar.
Genç Werther’in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Can Yayınları · 2020150,1bin okunma
10/10
·330 syf.··
Beğendi
·
2020 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2020 03:22
Kitap bitti ve bir anda koca bir boşluğa düştüm sanki. Kitabın bağlayıcılığını size böyle anlatabilirim. Hala devam etsin de okuyayım diye bakıyor. Bu da bana Livaneli'nin diğer kitaplarına el uzattıracak demek. Evet Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı ve benim bu incelememin ne kadar anlatsam az kalacağını, şu ana kadar neden okumadığımı sorguladığım, garip düşünceler içerisinde olduğumu söyleyebilirim. Yani evet, kesinlikle önerilir! Dildeki sadeliğe rağmen duyguları en içinize kadar geçiren cümleler.. O cümlelerin getirdiği akıcılık, kitabın elimden bir an düşmemesine neden oldu. Kitabın içeriğine gelirsem de, ilk başlarda okuyacağınız bir cinayet olayına ek olarak başka bir hikaye var, "Kardeşimin Hikayesi". Sonlara doğru küçük çaplı şoklar büyüyerek gidecek ve bir sayfada anlayacaksınız. Ben ne okudum diyecek ve devam edeceksiniz. O sayfanın, o zamana kadar okuduğunuz tüm hikayeyi alt üst edeceğini söyleyebilirim. Kalan sayfaları ise, "Gerçekten mi, nasıl yani?" diye diye tamamladım. Geçen olayları anlatmayacağım, bence okuyun ve kendiniz görün. Çünkü "Belki de edebiyatçılık, anlatmaktan çok, bir anlama uğraşına dayanıyordu." demiş Livaneli. Ve bu romanı benden değil kitabın asıl sahibini okuyarak anlamanızı isterim. Bu da benim naçizane incelemem olsun. •
Edebiyat
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,6bin okunma
8/10
·68 syf.··
2020 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2020 01:23
• Rus edebiyatı sevmiyorum zannediyordum ama Anton Çehov beni yanılttı. Kitabın başlarında da aynı fikirdeydim aslında. Ama bu kadar ince bir kitabı ilk defa oturduğum gibi bitiremedim. Okuduğum bir paragraf kendini iki üç kez daha okutturmayı başardı. Kitapta geçen felsefi konuşmalar üzerine durup düşünmeniz gerekebiliyor. Spoiler içerir Altıncı Koğuş, genel olarak bir akıl hastanesi doktoru ve önceleri pek de üzerine düşmediği hastalarından biri olan Ivan Dmitriç arasındaki fikir çatışmalarından oluşuyor. Aslında başından beri yaptığı konuşmalardan keyif alan doktor, Dmitriç'in fikrine hiç bir zaman katılmamakta ısrar ediyor. Zamanla bu konuşmalar etraftakilerin dikkatini çektiğinde ise, doktor için aslında yeni bir dönem başlıyor denebilir. Etraftaki tek tük arkadaşı ve sağlık çalışanları onu hastalıkla suçluyor ve doktor, Ivan Dmitriç'in haklı olduğunu tam da bunun yüzünden, hastasıyla aynı koğuşa girdiğinde anladı, onun bahsettiği küçümsenmeyecek acıyı ilk defa burada tattı. Bir şeyleri değiştirebilmek icin iş işten geçmişti ve fazla yaşayamayarak felç geçirdi, hayatını kaybetti. Ve zannımca ölüm sebebi hayatı boyunca tatmadığı acıyla çok geç karşılaştığı için ona ağır geldi, yenik düştü. Kısa ve etkili bir kitap okumak istiyorum diyenler, buyursun.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma