SPOILER İÇERİR
Güller ve Dikenler Sarayı serisinin ikinci kitabı olan Kanatlar ve Küller Sarayını da bitirmiş bulunuyorum büyük bir zevkle. İlk kitaptaki çatışmalar bunda yok hatta karakter gelişimi çok iyi verildiğini düşünüyorum çok dengeli ve mantıklı ilerledi özellikle de karakterler arasındaki gerilim arttıkça. Gelelim konuya;
İki erkek, iki saray arasında gidip gelen ve Dağın Altı'ndan sonra eskisi gibi olmayan Feyre, psikolojisi çökük bir şekilde yaşıyor ve Bahar Sarayında Tamlin'in takıntılı korumacı davranışları onu boğuyor; en çok istediği şeye sahip olmanın eşiğindeyken şüpheye düşmesiyle Rhys'in onu kendi sarayına kaçırması bir oluyor. Bir yandan Rhys'in bir nevi kendi kurtarıcısı olduğunu düşünse bile yine de Gece Sarayı Tamlin'in düşmanı olduğu için orayı kabul edemiyor. Tamlin'in bilgi almak için onu kullandığını düşünüyor, Bahar Sarayında olaylara dahil olamıyor ama Rhys onu Tamlin'e kıyasla daha çok bir birey gibi görerek, gerçekleri söyleyerek kendini daha değerli hissetmesini sağlıyor, iyileştiriyor. Bahar Sarayı zihninde bir zindana dönüşen Feyre, iki saray arasında ve de kendi içindeki çatışmaları yönetmek zorunda kalıyor.
Serinin ikinci kitabında Tamlin'in kişiliği baya değiştirilmiş, aslında Dağın Altından itibaren Tamlin'de bir gerileme sezdik ama ikinci kitapta bu daha baskın. Aksine yazar Ryhsand'i tutuyormuşçasına onun iç dünyasını ve kişiliğini biza daha çok açtı kendini affetirmesini sağladı. En büyük problem Bahar Sarayında Tamlin'in Feyre'yi olmadığı biri gibi yaşaması gerekecek bir hayata zorlayacak olmasıydı, ilk kitabın sonundan itibaren Tamlin'in aslında ne kadar korkak olduğunu anlamış olduk, Feyre'yi kaybetme korkusu yüzünden saçma sapan yollara başvurdu. Nolursa olsun Bahar Sarayında işler asla Feyre'nin istediği gibi gitmedi.
"Eskiden azıcık bana nezaket gösteren, azıcık güven telkin eden ilk kişiye aşık olabilecek kadar yalnız ve çaresizmişim diye düşünüyorum. Belki bunu onun da bildiğini düşünüyorum. Açıkça belli etmese de böyle birine kol kanat gerecek kişi olmayı istediğini. Bunun eskiden olduğum kişi üzerinde işe yaradığını, ama şuan olduğum kişiye işlemediğini."
Bir kitap bu kadar mı hızlı okunur; evet okunuyormuş. Sanırım ilk kez 500 küsur sayfalık bi kitabı bu kadar hızlı devirdim. Aradığım şey gerçekten buymuş bir kitap serisinde, serinin ilk üç kitabı artı "üç buçuk" uncu kitap olarak geçen novellasına aylardır sahibim fakat yeni okumaya zaman ayırdım iyi ki de ayırmışım inanılmaz güzel bi dünyaya girdim. Seriyle ilgili çok iyi veya çok kötü söylemler içeren fazlasıyla yorum okudum hem bu platformda hem de yabancı review sitelerinde. Hangilerine katılıp katılmadığımı yazımın devamında belirteceğim.
SPOILER UYARISI
İlk olarak aslında uzun bir kitap olduğu için düşüncelerimi tek seferde toplayamayacağımı varsayıp notlar almaya kalkışmıştım fakat onu da başaramadım aklıma gelenleri yazmaya çalışacağım:)
Ana karakterden bahsedelim; Feyre beklediğim gibi biri gerçekten, güçlü bir kadın karakter ama çoğu insanın yazmış oluğu gibi inanılmaz derecede kararsız ve kendiyle çatışıp duruyor özellikle kitabın ilk 1/3'ünde falan. Tamlin'i seviyor mu sevmiyor mu kalmak istemiyor mu istiyor mu, ailesine onun yokluğunda bakıldığını öğrenince "o zaman tamam kaçmayacağım buradan" diyor iki sayfa sonra "ah gittiler şimdi kaçabilirim tam vakti" diyor vesaire. Ama peri halkına güvensizliğine ve korkusuna vuruyorum bu git gel çatışma hallerini; çok da mantıksız ve saçma gelmedi açıkçası. Biraz da sinir olduğum durum aslında negatifliğinden kaynaklıydı Feyre'nin en başta. Kendisine zarar verilmeyeceği bin kere belirtilmiş de olsa, odalar ve giysiler verilmiş, karnı en güzel yiyeceklerle doyuruluyor da olsa sürekli olarak gereksiz bir gurur haline büründü ama yavaş yavaş o halini de kaybetti malum Tamlin'e aşık olunca. Aşk olayı da yavaş yavaş yedirilmiş, Tamlin üstün ırk olduğu için cinsel bir zorlama olmaması ve tamamen kendi duygu hallerine