Sonunda bu güzel üçlemenin sonuna geldim! Önümde bir 200 küsur sayfalık novella var onun dışında yeni üçlemenin ilk kitabına geçer miyim bilmem. Bu kitabı okumak başından sonuna bir serüvendi. Nasıl geçtiğini anlamadığım saatler boyunca okudum durdum, Prythian'a gittim, aileden biri oldum. Tüm hikayeyi anlatmayacağım tabi ki; 760 sayfayı burda anlatmaya ne dilim ne de parmaklarım yetmez. İlk başlarda Feyre'nin Tamlin'e karşı duyduğu gücenmişlik ve nefret duygusunu içimde hissettim. Feyre yavaş yavaş Bahar'ı içeriden çökertirken onun da ne kadar güçlü ve hedef odaklı -tam olarak bir Yüce Leydi- olduğunu görmüş olduk. Tamlin bu kadar kötü kazıklanmayı ne kadar hak etti tartışılır, ama verdiği yanlış kararların ve aşk için yaptığını iddia ettiği yanlış ittifakların ceremesini çekmeliydi bir noktada. Feyre ailesiyle ve eşiyle tekrar kavuşunca başlıyor savaş hazırlıkları, kendi saflarına adam toplamaya çalışıyorlar. Ve kitabın bu bölümlerinde bol bol maceralara görevlere gidiliyor. Savaş hazırlıkları dahilinde eski düşmanları geçici ateşkeslerle yanlarına çekiyorlar, iki taraf da ordu topluyor ve bu kısım kitabın büyük bölümünü oluşturuyor, aksiyonsuz geçen bölümler. Şahsen ben sıkılmadım, hatta karakterler arası gerilimler, içlerinde oluşan aşklar ve nefretler, iletişimlerini görmek hoşuma gitti hiç sıkıcı değildi. Rhys ve Feyre'nin birbirlerine olan sonsuz güveni, Elain, Lucien arasındaki belirsizlikler, Amren'in eğitimi ve Nesta'nın gizli güçleri... Asıl olayın arkasında bol bol ekstra olay dönüyor aklınızı canlı tutuyor. Morrigan ile Kabuslar Sarayı'nın arasındaki gerilim, Eris ile yapılan anlaşma... O kadar çok şey oluyor ki aslında.En dolu kitap buydu diyebilirim. Beni rahatsız eden herhangi bir tutarsızlık sezmediğimi de belirtmeliyim sanırım. Savaş bölümleri resmen