“Sen her istediğimi yapacak mısın böyle?” "Evet. Ne istersen.” “Evlen benimle.” "Saçma olmayan her istediğini.” "Sen var ya, bir gün benim olacaksın As Valor Jarlan. Bekle ve gör.” "Senin olmam için beni doğru yerden öpmen yeterli, yavrum. Zaten beklemedeyim.”
Sayfa 153·Kitabı okudu
“Bir yere mi gidiyorsun?” “Evet, ben… İstanbul’a dönüyorum. Gitmeliyim.” “Gidemezsin.” “Ne yapmaya çalışıyorsun?Amacın ne? Benden uzak dur!Ben sana güvenmiştim!” “Bana güvenmekle en doğru karar verdin.Ama kaçmakla en büyük hatayı yaptın.”
Sayfa 116·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İncelemelerim esnasında Allah'a inanmayan insanların iki kısım olduğunu gördüm: Birinci kısım, önyargılı insanlardır. Onlara Allah'ın varlığına dair ne kadar delil gösterilse de inanmazlar. Onlar bu delillere "Acaba bu söylenenler doğru olabilir mi?" şeklinde değil de "Bunları nasıl çürütürüm?" düşüncesiyle yaklaşırlar. Kendilerine takdim edilen delilleri ölçme, tartma, düşünme yönüne gitmezler. Bazen de delillere cevap veremediklerinde muhataplarına hücum ederler. Ådeta inanmamak için direnirler. İkinci kısım ise inandıkları şeyin yanlış olduğunu, hakikatin farklı olduğunu gördüklerinde inançlarını sorgulayıp değiştirebilecek olgunlukta olanlardır. Örneğin, İngiliz felsefeci Antony Flew uzun bir zaman inançsız yaşamış. Fakat 2004 yılında Allah'ın varlığını kabul etmiştir. Üstelik bunu, "Yanılmışım Tanrı Varmış" adlı kitabıyla bütün kamuoyuna da bildirmiştir. Dolayısıyla bu tarz kişiler için "Hakikati arayan, hakikate talip, önyargılı olmayan kişiler." diyebiliriz.
Sayfa 12 - Süeda Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
İbn Ömer şöyle demiştir:
Bir kimse savunduğu şeyin doğru olduğunu bilse bile tartışmayı terk etmedikçe ve şaka yaparken bile yalan söylemeyi bırakmadıkça imanın hakikatine ulaşamaz.
Biz iki doğru çizginin kesişmesi gibi bir nokta­ da bir anlığına buluştuk sonra kendi yollarımıza gitmek üze­re ayrıldık.
Didion, “yine ihtiyacı olabilir” düşüncesiyle ölen eşinin ayakkabılarını hayır kurumlarına bağışlayamadığını söyler. Doğru olamayacağını bildiğimiz halde sevdiklerimizin geri döneceğine niye inanırız?
Sayfa 59·Kitabı okuyor