Puan vermedi·864 syf.··
2026 41. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 04:06
Albastı Gecesi kitap incelemesi. Bu kitap bana bir kez daha gösterdi ki; bizim mitolojimiz doğru anlatıldığında hiçbir yabancı evrene ihtiyaç duymaz. Türk mitolojisinin karanlık yüzünden çıkan Albastı, kamlar, kut anlayışı, Kök Dağ ve gök yeleli kurt gibi unsurlar; hikâyenin içinde son derece doğal bir şekilde yer buluyor. Bu yüzden okurken yalnızca bir korku-fantastik roman okumuyorsunuz. Aynı zamanda Türklerin kadim inanç dünyasına da kısa bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Okurken yabancı bir fantastik evrende değil, kendi kültürümüzün hafızasında dolaşıyormuş gibi hissettim. Özellikle Albastı’nın yalnızca bir yaratık değil; bereketi kurutan, doğumu tehdit eden ve umuda musallat olan bir karanlık olarak işlenmesi oldukça etkileyiciydi. Türk mitolojisine ilgi duyuyorsanız Albastı Gecesi’ne kesinlikle göz atabilirsiniz. Türk mitolojisini sevenler ve yerli fantastik eserler okumak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir. Bu kitapla birlikte başlayan “Uğursuz Rivayetler” serisinin diğer eserlerini de merak etmeye başladım.
Uğursuz Rivayetler (10 Kitap Takım)Kolektif · Ötüken Neşriyat · 20262 okunma
İnsan, acıyla yoğrulur ve mayalanır.
Puan vermedi·159 syf.··
2026 15. kitabı
Bu kitabı okurken bende hiçbir şekilde bu kadar tesir bırakacağını düşünmemiştim. Kitabı bitirdiğimde bir süre ağladım. Hani acı bir olay yaşarsın da bir bardak su getiren birinin olmasını beklersin; biraz sakinleşmek, o duygunun ağırlığından bir nebze olsun kurtulmak istersin ya… İşte o ağırlık hâlâ, bu satırları yazarken bile üzerimde. O suyu getirecek birini beklemek yerine masanın başına geçtim. Bir bardak su uzatamadım kendime; onun yerine kalbimden taşan kelimeleri kâğıda dökmek istedim. Belki de bazı acılar suyla değil, ancak yazıyla hafifliyordur. Zehra’nın mektubu bitirdikten sonraki afallayışı beni derinden sarstı. Yıllardır doğrularını yanlış bildiği bir adamın üzerine kurmuştu. Hayatındaki insanlarda bulamadığı erdemlerin, en nefret ettiği kişide bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Fakat bence Zehra’nın yaşadığı acı yalnızca babasını yanlış tanımış olmanın acısı değildi; kendi vicdanıyla karşılaşmanın acısıydı. İnsan bazen bir başkasını affetmekte değil, kendisini affetmekte zorlanır. O acıyı hissettikten sonra, babasının yırtık çoraplarından görünen ayaklarına bakarak ağlaya ağlaya giderken, onu orada yalnız bırakmaması… O satırları okurken ben de Zehra ile birlikte eğilip o ayakları öpmek istedim. Çünkü orda yalnızca bir babanın çektiği çileyi değil, geç fark edilen bir sevginin ve gecikmiş bir merhametin ağırlığını da gördüm. Zehra artık okulunu tamamlamış, muallim olmuştu. Oysa kitabın ilk sayfalarını elime alıp hikâyeyi herkes gibi bildiğimde, Zehra’ya sarılıyor ve ona hak veriyordum. Babasını suçluyor, onun öfkesiyle birlikte öfkeleniyordum. Kitabın sonunda ise fark ettim ki Zehra’nın eksik olan yanı bilgisi, zekâsı ya da doğruluk anlayışı değildi; acıma kabiliyetiydi. Belki de Reşat Nuri’nin anlatmak istediği buydu: İnsan yalnızca
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·944 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 02:27
İlk kitap kadar içine çekmedi, bazı yerleri zorlayarak okudum diyebilirim. Ama sonlara doğru toparladı ve özellikle finali ‘şimdi ne olacak?’ dedirtti. Bitince de merak uyandıran devamını düşündüren bir kitap oldu.
Demir AlevRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20243,187 okunma
Puan vermedi·864 syf.··
2024 1. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 00:00
Hanya Yanagihara’yı galiba aramızda tanımayan kalmadı. Kısaca eser üslubuna baktığımızda; onun kitaplarını okuyan insanlar genellikle hikâyeyi değil, karakterleri hatırlar. Çünkü Yanagihara karakterlerini öyle derin ve gerçekçi yazar ki, bir süre sonra onları roman kahramanı gibi değil de tanıdığınız insanlar gibi görmeye başlıyoruz. Yazarın bu eseri ‘Değersiz Bir Hayat’, ilk bakışta New York'ta yaşayan dört arkadaşın hayatını anlatıyor gibi görünür. Fakat roman ilerledikçe hikâyenin merkezine Jude isimli karakter yerleşir. Jude başarılı, zeki ve çevresindeki insanlar tarafından sevilen biridir. Ancak geçmişinde taşıdığı acılar ve travmalar, onun kendisine ve hayata bakışını derinden etkilemiştir. Bu kitap aslında şu soruyu sordurur: "Bir insan ne kadar sevilirse sevilsin, geçmişindeki yaralardan tamamen kurtulabilir mi?" Yanagihara bu soruya kolay cevaplar vermez. Karakterlerini yargılamaz, onları olduğu gibi gösterir. Bu yüzden kitap okurken bazen öfkelenir, bazen üzülür, bazen de karakterlerin yanında olmak istersiniz. Değersiz Bir Hayat, dostluk, sevgi, yalnızlık ve travma üzerine yazılmış çok güçlü bir roman ancak onu özel yapan şey sadece anlattığı olaylar değil, okuyucunun karakterlerle kurduğu bağdır. Kitabı bitiren birçok kişi, hikâyeyi değil, Jude'un hissettirdiği duyguları uzun süre unutamadığını söyler. Yazarın dili akıcıdır; fakat anlattığı konular oldukça ağırdır. Bu nedenle roman, okurunu sadece sayfaları çevirmeye değil, aynı zamanda karakterlerin acılarıyla yüzleşmeye de davet ediyor. Buraya kadar kitaba biraz objektif yaklaşmaya çalıştım. Ama Türkiye de yaşayan birisi olarak bu kitabın PR çalışmasının güçlü olduğunu düşündüm. Kitabın karşıma çıktığı o videolarda herkes ağlıyordu. Genelde yabancı okuyucular. Kitabı okudum ve Türkiye deki yayın
Duygu ve Düşünce
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
Zaman
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:50
Yazarı Hüznün Fiziği romanı ile tanıdım. Spotify'dan takip ettiğim "Ben okurum" programında Zaman Sığınağı kitabının incelenecegini ve bunu da yine çok sevdiğim yazar Hakan Bıçakçı ile yapılacağını öğrendim. Sabrisizlanıp hızlıca okumaya çalıştım ama ne yazık ki kitap pek öyle hızlı okunan bir kitap değil. Bazen ithaf yaptığı konuyu araştırmak için, bazen temas ettiği bir noktayı düşünmek için, bazen devrik cümlelerini düz cümleye çevirmek için, ya da sondan başa doğru ve ya sırasını karıştırarak anlattığı bir bölümü toparlak için yavaşlıyorsunuz. Yine de yorucu sıkıcı didaktik birnkitap degil. Tam tersine bir yaz ikindisinin sakinligini barindiriyor diyebilirim. Bu incelemeyi de halen yayını dinlemeden yaziyorum. Kitabın konusu oldukça orijinal. İnsanın sadece kendisini değil koca bir kıtayı peşine takıp geçmişe kaçmaya çalışmasını anlatıyor. Psikoloji, nöroloji, tarih, siyaset, teoloji, mitoloji, gibi farklı dallardan onlarca alıntı, ilham, referans ile hem insanın kendi kişisel tarihini hem de 1900 lerden başlayarak Avrupa tarihini büyüteç altına tutuyor. Kitabın başlangıç ve gelişme bölümü hareketli ve merak uyandırıcı şekilde ilerlese de sonuç bölümünde artık tamamen hafıza kaybı, demans, Alzheimer hastalarına saygı duruşu yaparcasina konudan uzaklaşarak bitiriyor. Kendisi de sonları sevmediğini ve bu yüzden kitabın konusuna bağlı bir son yazmadığını itiraf ediyor. Klasik roman akışı isteyen, bir anadüşünce etrafında şekillenen ve sonlanan kitap arayışında olanların uzak durmasi gereken bir kitap hatta yazar. Kendi kişisel geçmişini, dünya tarihini, insanlığın yapısını seven, felsefe ve psikoloji ile ilgilenen okurlara tavsiye ederim. Ben kişisel olarak hem kendi yaşlılığımı hem çevremdeki yaşlıları hem de yaşlılık kavramı üzerinden çokça tefekkür yaptım bu
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,707 okunma
Evet
cok bu tur ask romani okumasam da cok yaz hissettiren bir kitapti ama cok uzatildigini dusunuyorum kitabin sonlarina dogru. onun disi yilin tam bu zamanlarinda umutlu romantikler (yani ben) gayet okuyup begenebilir. he bir de kitap slow burn o kismini da cok begendim eger slowburn sevmiyorsaniz baska kitaplara sans vermenizi oneririm.
İspanyol Aşk AldatmacasıElena Armas · Yabancı Yayınları · 20222,740 okunma