Bazen tek bir an, tek bir olay, zihnindeki tüm doğruları tek kalemde silip atmaya yeter. İnsanlara inanmayı, onların iyi niyetine sığınmayı bir zayıflık değil, bir erdem sanıyordun; ta ki o güvendiğin dağların karı, gelip senin kalbine yerleşene kadar. ​Artık kimseye güvenemiyor olmak bir nefret duygusu değil, bir korunma içgüdüsüdür. Kimseye düşman değilsin ama biliyorsun ki artık kimseye 'eyvallahın' da yok. Kapılarını tamamen kapatmıyorsun belki dünyaya, ama içeri girmek isteyenlerin de önce o eşikten nasıl geçeceğini çok iyi hesaplaması gerekecek. ​Sırtını duvardan başka yere yaslamamayı öğrendiğin gün, aslında büyüdüğün gündür. Can sağ olsun, varsın bir sonraki sayfayı daha temkinli okuyalım. :)
İlle de acayiplik bulmaya çalışmamalıyım. Günce tutmanın tehlikeli yanı budur sanırım. İnsan, her şeyi büyütmeye, tetikte durmaya, doğruları durmadan zorlamaya kalkar. -Jean Paul Sarte'
Reklam
Kibrin tutsaklığı
Herkes.. Kendi sesini.. Duyurmanın telaşında.. Kimse.. Başka sesleri dinlemiyor.. Çünkü herkeste.. Ben doğruyum.. Paroyanası hâkim.. Tek doğrunun.. Kendisi olduğuna inanan.. Doğal olarak kendi gibi.. Düşünmeyenlerin.. Hatalı olduğun sanır.. Oysa.. Kendi kanılarımız kadar.. Bizi kolay ikna edebilecek.. Başka bir şey olmadığıdır.. Ne kadar aşırı güven varsa.. Başka doğruları görmek.. O kadar zorlaşır.. Kendimize karşı.. Yargısız olmamız bizi.. Kendi doğrularımızın.. Fanatik bir savunucusu.. Haline getirebilir.. Diğer tüm doğrulara.. Kapıları kapayabiliriz.. Oysa doğru hiçbir zaman.. Tek değildir.. Sadece kendi doğrularına..
GİZLİNİN GİZLİSİNİ BİLEN HEP HAKLI ÇIKAR...
900 Katlı İnsan'ı yıllar önce okumuştum. Beğenmiştim. Mustafa Merter Hoca'ya eserinin ismini ilham edense Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleridir: "Aziz dost! Sen tek bir kişi değilsin. Bir âlemsin! Derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O muazzam varlığın belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem o denize gark olup gitmiştir! Bu konuyu anlatmak uyanıklığın da uykunun da elinde değildir. Zaten bu dünya ne uyanıklık ne de uyku yeridir!" Mevzu "insanın katları" olunca aklım ister istemez Tâhâ Sûresi'ne gidiyor. 7. âyette geçen bir ifadeyi hatırlıyorum. Kısa bir meali şöyledir: "O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir!" İşte Mevlana Celaleddin Hazretlerinin mezkûr sözünden bu âyete de bakıyorum. Ferman-ı ilahînin fıtratımızdaki bir yana işaret ettiğini tefekkür ediyorum. Nedir? İnsan tek kattan ibaret değildir. Cümle latifelerinin ifade-i meram ettikleri bir meclistir. Bu meclisin dışarıya aksettirdiği karar bir de çıksa içeride nice nice "al-ver"ler olmaktadır. Ve Alîm-i Mutlak olan Rabbimiz de bize, bu âyet-i celile ile, "içeride olanlardan haberdar olduğunu" beyân buyurmaktadır. Zira, o sadece Rab değildir, Rabbü'l-Alemîn'dir. Hiçbir âlem onun bilişinden saklanamaz. İster büyüklüğüne, ister küçüklüğüne, ister tasannusuna sığınsın. __Yalnız şuur-şuuraltı düzleminde ele almayalım bunu lütfen. Fazlası da var. Ki kitabında Mustafa Hoca sarhoşluğunda bambaşka bir karaktere dönüşen insanların dahi bu sırrın parçası olduğunu söylüyor. Yâni sarhoşluk onları dönüştürmüyor. İçlerindeki başka bir katı ortaya çıkarıyor. Tıpkı Split filminde olduğu gibi. Doğru çağrıyla içeride varolanlardan birisi yüzeye çıkıyordu. İrâde bu çağrının aracı oluyordu. Mâlûm: Karşılaştığımız insanlar dahi bizdeki farklı katları uyandırabilirler bazen. Yüzlerine
Tefekkürât
Tekamül İle Mutasyon Arasında İki Günü Eşit Olan Neyi Kaybetti
İnsanlık tarihi insanın kendi vicdanını rahatlatmak için evrensel doğruları eğip bükme becerisinin tarihiyle doludur. Yaradan "oku" dedi. Fakat insanlığın büyük bir kısmı bu emrin sesini duyarken manasını kaçırdı. Kimisi gerçek manada okuyarak hakikatin peşine düştü ve insanoğluna ışık oldu. Kimisi bir diploma parçasına ulaşmak için okudu. Kimisi ise entelektüel bir surete bürünmek adına okuyormuş gibi yaptı. Emrin özünü kavrayan insanlığa kandil olurken, emrin kabuğuna tutunan insan kendi karanlığını başkalarına da yaydı. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in s.a.v o meşhur ve sarsıcı hadisinde karşımıza çıkar. ''İki günü eşit olan zarardadır'' Bu hadisin özü itibarıyla insana durmaksızın yukarıya doğru tırmanmayı emreden bir tekamül çağrısıdır Buradaki zarar insanın yerinde sayması, dünkü aklıyla bugünkü aklını, dünkü ahlakıyla bugünkü ahlakını bir tutmasıdır Hadis insanın her sabah yeni bir sayfaya uyandığını ve o sayfaya dünkünden daha güzel bir satır eklemesi gerektiğini fısıldar Hedef nettir, her gün bir öncekinden daha derin bir anlayış, daha temiz bir kalp ve daha faydalı bir varoluş Tıpkı bir ağacın her mevsim değişmesine rağmen köküne ihanet etmemesi gibi hakiki gelişim de insanın özünü terk ederek başka renklere bürünmesi değil aynı kökten daha güçlü dallar vermesidir Ancak ne hazindir ki insanoğlunun kelimeleri kendi işine geldiği gibi yontma dehası burada da gecikmedi Bazıları bu derin öğüdü o kadar yüzeysel o kadar pragmatik anladılar ki ortaya trajikomik bir insan profili çıktı Onlar hadisteki iki günün eşit olmaması şartını biçimsel bir farklılık olarak algıladılar Sırf iki günleri birbirine benzemesin diye bir gün iyi olup ertesi gün kötü olmayı, bir gün dürüst kalıp diğer gün aldatmayı birer
"Ben bu dünyaya ayak uyduramadım. Hızlı koşanları sevmedim, çok konuşanlardan kaçtım, parıltılı olan her şeyden şüphe ettim. Gittim, nerede bir kırık dökük sandalye, nerede bir yalnız insan varsa onun yanına oturdum. Çünkü bilirdim ki; dünyanın bütün doğruları, o sessizce köşesinde oturanların cebindedir."
Reklam
Reklam