Kahkahanın Ötesindeki Mizah..
8/10
·88 syf.··
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:10
Yves Bossart'ın Her Şeye Rağmen Gülmek kitabı, hacim olarak oldukça kısa olmasına rağmen içerdiği düşünceler bakımından son derece yoğun bir eserdi. Bossart, mizahı sadece insanı güldüren bir şey olarak değil, dünyayı sorgulama, hayatı anlamlandırma ve çelişkilerle başa çıkma biçimi olarak ele alıyordu. Okurken sık sık altını çizdiğim, not aldığım ve geri dönüp okuduğum yerler oldu. Çünkü neredeyse her bölümde durup düşünmeye değer fikirler ve farklı bakış açıları ile karşılaştım. Özellikle yazarın hayatın çelişkilerle dolu yapısını mizah üzerinden okumaya çalıştığı; ruh ve beden, akıl ve duygu, mutluluk ve keder gibi karşıt gördüğümüz kavramların aslında birbirinden o kadar da uzak olmadığını anlatan bölümler oldukça etkileyiciydi. O sebeple kısa sürede okunabilecek bir kitap olmasına rağmen sindirilerek okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Kitapta beni en çok etkileyen düşüncelerden biri, insanın hem gülen hem de gülünç olan bir varlık olduğu fikriydi. Yazarın ifadesiyle bizler hem homo ridens, yani gülen insanız hem de homo risibilis, yani gülünç insanız. Aslında hayatımızın büyük kısmı da bunun örnekleriyle dolu. Kendimizi çok ciddiye aldığımız anlarda bile dışarıdan bakınca ne kadar komik görünebildiğimizi fark etmek, kitabın sık sık hatırlattığı şeylerden biri idi. Bossart'a göre mizah tam da burada devreye giriyor; kendimizi ve hayatı biraz daha hafif bir yerden görebilmemizi sağlıyordu.. Hoşuma giden bir diğer konu ise mizahın sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak da ele alınmasıydı. Birlikte kahkaha attığımız insanlarla aslında yalnızca bir şakayı paylaşmadığımızı; çoğu zaman ortak değerleri, benzer bakış açılarını ve hayata dair bir duruşu da paylaşmış olduğumuzu fark etmek, mizahın insanları bir araya getiren görünmez bir bağ olduğunu ve bu
Edebiyat
Her Şeye Rağmen GülmekYves Bossart · İletişim Yayınları · 202447 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:49
Othello insan kalbinin en güzel köşesine oturan eserlerden biri oldu benim için özellikle son bölümlerde olayların geri döndürülemez bir noktaya ulaşması ve masumiyetin sevginin ve güvenin bir yalan yüzünden yok olması çok sarsıcıydı. Benim en çok üzüldüğüm nokta Othello'nun kötü bir insan olmamasıydı. Kıskançlık ve kuşku zihnini öyle yerleşiyor ki sevdiği kadını dinlemek yerine yalanlara inanıyor ve işin en acı yönü gerçeği öğrendiğinde artık her şey için çok geç olur. Desdemonanayada ayrı çok üzüldüm son anına kadar othelloya karşı sevgisini sadakatini hiç yitirmiyor. Onun çaresizliği kitabın en yürek burkan yanlarından biri oldu bence. Desdemonananin son anları çok acıydı asıl beni yaralayan nokta othello'nun gerçeği öğrendiği andır. Çünkü o anda sadece eşini değil kendi hayatını onurunu ve mutluluğunu da kendi elleriyle yok ettigini fark ediyor okur olarak bizler gerçeği bildiğimiz için onun felakete adım adım yürüdüğünü görmek kahredici bir durumdu. Emilia doğruları söylemek uğruna hayatını riske atıyor özellikle kocasının suçunu öğrendiğinde sessiz kalmaması çok etkileyiciydi desdemona'ya olan bağlılığı ve vicdanı gerçekten takdir ederdi. Lago ise kılıçlarla değilde sözleriyle onca hayatı bitirdiğini görmek çok büyük bir yıkım ve sarsıcıydı bir insana olan nefret yüzünden bu kadar şeye insan kalkışır mı diye düşünüyorum demek ki oluyormuş hayatta böyle şeyler othello'yada çok kızıyorum karısına güvenmeyip onun namuslu yaverim dediği lagonun laflaryla hareket ediyor ve sonucun neler olacagini hiç düşünmeden inaniyor yaverine ama sevgi bu değil aşk başta güvenmeyi öğretir bize ders çıkarılmasi gereken bir baş yapıt okunup üzerinde saatlerce belkide günlerce düşünülmesi gereken bir kitap Gözyaşlarıma hakim olamadım bir türlü ve hıçkıra hıçkıra ağladığım bir
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Reklam
8/10
·365 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Adem Noah / Newton’un Emanetleri Mistik öğretiler, efsaneler, inanç ve bilimin iç içe geçtiği, gerçek ile kurgunun ustaca harmanlandığı ve okurken sık sık durup araştırma yapma isteği uyandıran bir romandı. Okyanusun ortasındaki ikiz adalarda yaşayan insanlar kendilerine anlatılan dünyanın tek gerçek olduğuna inanarak hayatlarını sürdürmektedir. Kendini Tanrı’nın temsilcisi olarak gören bir Lord’un yönetimindeki bu düzende çoğu insan sorgulamadan yaşamayı seçerken, Abraham gördüğü çelişkilere sessiz kalamaz. Böylece onu ve bu düzene karşı çıkan bir avuç insanı inançtan bilime, efsanelerden tarihe uzanan zorlu ve uzun bir yolculuk bekler. Yazar, bildiğimiz isimleri ve olayları kurgusuna öyle başarılı yerleştirmiş ki bir noktadan sonra hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu merak etmeye başlıyorsunuz. Kendimi sık sık anlatılanların peşine düşüp araştırma yaparken buldum. Bu yüzden kitap düşündüğümden biraz daha yavaş ilerledi ama sanırım etkisini de tam olarak buradan aldı. Abraham’ın kendisine öğretilen doğruları sorgulamasına tanıklık ederken, dinin çıkarlar ve kişisel hırslarla nasıl şekil değiştirebildiğini, insanların neden sorgulamaktan korktuğunu ve bilginin nasıl bir güç olduğunu da görüyorsunuz. Yer yer durup düşünmeme neden olsa da anlatımın ağırlığı altında kaldığımı hiç hissetmedim. Özellikle final bölümünde Newton’un bıraktığı emanetlerin anlamı ve taşıdığı sorumluluk daha da belirginleşiyor. Kimi zaman bu mirasın ağırlığını karakterlerle birlikte hissediyorsunuz. Büyük resmi gördüğünüzde ise verilen mücadelenin neden bu kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Merak duygusunu son sayfaya kadar koruyan, okurken araştırmaya yönlendiren ve insanın kendisine anlatılanları sorgulaması gerektiğini düşündüren bir kitaptı. Keyifli okumalar…
Newton'un EmanetleriAdem Noah · Tilki Kitap · 202457 okunma
8/10
·423 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:08
Mâverdî –A‘lâmü’n-Nübüvve Gül suyu (mâü’l-verd) işiyle iştigal eden babasının mesleğine nispetle Mâverdî ismiyle meşhur olan Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basri 364/974 yılında Basra’da dünyaya gelmiş, Mu‘tezilî Ebü’l-Kāsım es-Saymerî’den (ö. 386/996) fıkıh tahsil ederek başladığı ilk öğreniminin ardından 398/1008’de Bağdat’a geçerek 450/1058 senesinde vefat edinceye kadar orada ikamet etmiştir. Bağdat’ta birbirinden farklı mezhep ve meşrepteki hocalardan tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü ve edebiyat gibi ilmî disiplinlerde tahsilini tamamlayan Mâverdî, ilim dünyasında fıkıh, siyaset ve ahlâk felsefesi alanındaki önemli çalışmaları ile tanınmıştır. Şâfiî, mezhebinde müctehid derecesine yükselmiştir. Kitabımız 423 sayfa olup Darun nefais yayınları tarafından Beyrutta yayınlanmıştır. Maverdi kitabın giriş kısmında , Allah’ın insana onu diğer canlılardan ayıran anlamaya sevk eden ifade yetisi ( nutuk) ve bilmeye götüren akıl gibi iki büyük nimet verdiğini söyler. İnsan bu nimetlerle şeriatı kavrar. Fakat itaat arzusunun uyanması ve isyandan alıkoyacak bir bilincin oluşması için peygamberlerin gönderilmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Yazar kitabı da peygamberliğin ispatı ve ona dair kuşkuları gidermek için gereksiz delillendirmeye girmeden yazdığını ifade eder. Kitap iki kısımdan oluşmaktadır, ilk kısım Peygamberlik kurumunun genel olarak ispatı ve bunun delilleri, ikinci kısım Peygamberliğin kendi içindeki farklı kısımları ve hükümleri hakkındadır. Yazar, konu dağılımını bu şekilde kurgulamış olmakla birlikte, ele aldığı meseleleri toplamda yirmi bir başlık altında sistematik bir biçimde incelemiştir. Bunun yanı sıra, çalışmanın ikinci bölümünde yer verdiği peygamberliğin kısımları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan farklı hükümlere ilişkin tartışmaları,
Alamün-Nübüvve - أعلام النبوةİmam Maverdi · Darü'n-Nefais · 19941 okunma
8/10
·304 syf.··
2026 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:17
Dale Carnegie’nin bu zamansız eseri, insan ilişkilerinin ve etkili iletişimin şifrelerini çözen harika bir başucu kitabıdır. Yazar, insanları manipüle etmek yerine onlara samimiyetle yaklaşmanın, empati kurmanın ve yapıcı olmanın gücünü anlatıyor. Eleştirmek yerine anlamaya çalışmak, insanları içtenlikle dinlemek ve onlara değerli olduklarını hissettirmek gibi aslında çok iyi bildiğimizi sandığımız ama günlük hayatta ıskaladığımız temel doğruları pratik örneklerle gözler önüne seriyor. İster iş hayatında liderlik vasıflarını geliştirmek, ister sosyal çevrede daha güçlü ve sevilen bağlar kurmak isteyin; bu kitap her yaştan ve her meslekten insanın dönüp dönüp okuması gereken eşsiz bir rehber. Kesinlikle herkesin kütüphanesinde bulunmasını tavsiye ederim.
1000Kitap
Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme SanatıDale Carnegie · Epsilon Yayınları · 20174,887 okunma
Zamansızlığın ve Gecikmişliğin Sızısı
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 21:20
​Hakan Günday’ın kalemiyle tanışan herkes bilir; o, insanın ruhundaki en karanlık dehlizlere inmekten, oradaki acıyı çıplak elle tutmaktan çekinmez. Fakat Ziyan, benim için tüm Günday külliyatı içinde bambaşka, çok daha derin ve sızılı bir yerde duruyor. Bu roman sadece bir sistem eleştirisi ya da bir askerlik anlatısı değil; baştan ayağa bir yok oluşun, gecikmişliğin ve insanın kendi varlığını kendi elleriyle ziyan edişinin hüzünlü bir ağıtı. ​Kitabı bitirdiğimde odada asılı kalan o ağır sessizlik, bana insan kalbinin bazen en büyük hapishane olabileceğini bir kez daha hatırlattı. İşte Ziyan'ın ruhumda bıraktığı izler ve o derin yalnızlığa ayna tutan satırların bende uyandırdığı hisler... ​ ​Ziyan, bizi dondurucu bir soğuğun ortasında, zamanın hem çok yavaş aktığı hem de her şeyi acımasızca öğüttüğü bir coğrafyaya götürüyor. Kitap boyunca burnumu sızlatan o ayaz, aslında karakterlerin içindeki kimsesizliğin bir yansıması. Günday’ın şu cümlesi, insanın hayat karşısındaki o çaresiz gecikmişliğini ne güzel özetler: ​Her şeyin zamanı vardı. Ama her şey için çok geçti. ​Bu satır, romanın kalbidir bana göre. Hayat bazen bize doğruları gösterir, içimizi ısıtacak ihtimaller sunar ama bunu öyle bir an ve mekanda yapar ki, elinizi uzatacak dermanı bulamazsınız. Tam her şeyi yoluna koyacak gibi olduğunuzda, aslında trenin çoktan kalktığını fark etmenin o amansız hüznü... Karakterlerin kaderinde izlediğimiz bu geç kalmışlık, kendi hayatlarımıza dönüp baktığımızda kaçırdığımız trenleri, söylenmemiş sözleri hatırlatarak içimizde ince bir sızı bırakıyor. ​ ​Romanı okurken sık sık nefesimin daraldığını hissettim. Çünkü Hakan Günday, dışarıdaki düşmandan ya da sistemin baskısından ziyade, insanın kendi içindeki o yıkıcı güçle yüzleştiriyor bizi. Kendimizi korumak için
1000Kitap
ZiyanHakan Günday · Doğan Kitap · 20196,3bin okunma
Reklam
Reklam