Fakat okuyucum! Biliyor musun ki, bunlar bedeni işte çalışan çıraklardan daha güç ve geri durumdadır? Düşün ki, zanaata giren bir çocuk, bir usta yanında ve onun daime gözü önünde çalışır. Öğrenmiş ve yetişmiş bir adamın nasıl çalışıp iş gördüğünü; el maharetiyle kol kuvvetinin zeka ve irade emrinde nasıl birleşip iş başardığını gözleri ile görür. İş çıkarmanın ve verimli çalışıp muvaffak olmanın zevkini tadar. Ustasından çalışmanın usulünü ve güçlüklerini yenmenin kolaylığını öğrenir. Hatta genç yaşının icabı olarak geçirdiği ruhi buhran anlarında ustayı daima yanı başında, manevi bir kuvvet ve destek olarak bulur. Fikri çalışma çırakları ise bu faydalardan ve böyle bir manevi destekten mahrumdur. Bunlar, zanaatta usta yerini tutması lazım gelen hocaları ile omuz omuza beraber çalışamazlar. Hocanın nasıl çalıştığını görmezler bile. Hoca ile yalnız yoklamalarda ve nihayet, imtihan masasında baş başa kalırlar. Ve o zaman ise hocaları sorduğu sorduğu şeylere cevap alamayınca onlara sadece "Çalışmamışsın!" yahut "Öğrenememişsin!" der ve geçer. Fakat nasıl çalışmak lazım geldiğini ve öğrenmenin usulünün ne olduğunu bu tecrübesiz çıraklar kendi kendilerine arayıp bulmaya mecburdurlar. Bulamazlarsa yanar giderler. Bu yüzden heder olan gençlerin sayısını Allah bilir.
İnsanın kıymeti ve kuvveti, bilgisinin genişliğinde olmaktan çok, benliğine sahip ve iradesine hakim olabilmesinde; iyi huylarında ve ruhi terbiyesindedir.