Güç, Servet ve Mahremiyet: Küresel Siyaset Sosyolojisinde Nüfuz Ticareti ve Akraba Kayırmacılığı İnsanlık tarihi, gücün doğası ile o gücü elinde bulunduran odakların mülkiyet ilişkileri arasındaki gerilimin tarihidir. Güç, yapısı gereği merkezîleşme ve etrafında korunaklı bir elit tabaka yaratma eğilimindedir. Siyasi otoritenin, toplumsal kaynakları dağıtma yetkisini elinde bulundurması, iktidar sahiplerinin yakın çevreleri, hısımları ve çocukları için her dönemde doğal bir ekonomik cazibe merkezi doğurmuştur. Farklı coğrafyalarda, değişen rejimlerde ve hatta yüzyıllar arasında bile bu temel rasyonalite değişmemiştir. Doğu’dan Batı’ya, gelişmekte olan demokrasilerden kurumsallaşmasını tamamladığını iddia eden modern devletlere kadar, "güce yakın olanın kaynaktan pay alması" olgusu evrensel bir insan tabiatı ve sistem zaafı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin yüz yıllık siyasi geçmişinden modern Amerikan demokrasisinin güncel krizlerine kadar uzanan süreç, bu evrensel kuralın yapısal mekanizmalarını incelemek adına zengin bir zemin sunmaktadır. Kamusal figürlerin ve onların ailelerinin özel hayat sınırları, demokratik ve hukuki toplumlarda sıradan vatandaşlara kıyasla her zaman daha esnek bir zeminde tartışılmıştır. Siyasetçilerin, üst düzey yöneticilerin veya popüler kültür ikonlarının attığı adımlar, şeffaflık ilkesi gereği kamuoyunun incelemesine ve eleştirisine açıktır. Ancak bu esneklik, bireysel mahremiyet haklarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bireylerin rızaya dayalı özel yaşam tercihleri, cinsel yönelimleri veya sağlık durumları, toplumsal bir zarara ya da kamusal bir suç unsuruna yol açmadığı müddetçe en temel insan haklarından biri olan özel hayatın gizliliği kapsamında korunmalıdır. Dijital çağın getirdiği dönüşümle birlikte,
Sosyoloji
Güneşin en erken doğduğu, ve ilk aydınlattığı topraklarda gözlerimi açtım bu sabah… Balkona çıktım, herzamanki gibi aç karna bir sigara yakıp uzun zamandır hasretini çektiğim manzaranın seyrine durdum. Önce dört bir yanı kuşatmış gelincikler çarptı gözüme, Kızılın en saf, en dokunaklı hâliydi bu. Ufka kadar uzanan tarlalar, sanki usta bir ressamın fırçasından dökülmüş renklerle kaplanmıştı. Rüzgâr her estiğinde gelincikler dalgalanıyor, kırmızı bir denizin üzerinde görünmeyen akıntılar dolaşıyormuş hissi uyandırırdı bende. Sigaramdan bir nefes daha çekerken, diz boyu uzanmış ve gelinciklerin arasına serpilmiş Papatyalar bütün ahengi ile dikkatimi çekti. Beyaz taç yapraklarıyla güneşe dönmüş binlerce küçük yüz gibi dururlardı ovanın ortasında. Çocukluğumun yolları onların arasından geçerdi. Her adımda başka bir papatya eğilir, başka bir papatya doğrulurdu. Toprağın sessizliği içinde onların varlığı, hayatın bütün karmaşasına rağmen dünyanın hâlâ temiz ve masum bir yanı olduğunu hatırlatırdı insana. Ve en nihayetinde, bakışlarımın bulunduğum yere yakınlaştığını evin alt tarafında bulunan, etrafı sazlık ve yabani otlarla çevrilmiş “köyün en eski ve ilk çeşmesine değdiğinde anladım. Biraz ilerisinde de bahçemizdeki ağaçlara daldım. Ağaçlar meyve bağlamış… Dutlar kararmış…Dalların kuytusuna yuva yapan kuşlar ise kuluçkaya yatmıştı… Bütün güzellikleri bir arada tutan Doğa ana ise, en görkemli giyisisi ile karşılamaya yelteniyordu, uzak diyarlardan dört nala gelen kavruk yaz aylarını, Bozkırın sarısı karışıyor ağır ağır yeşiline ovanın, eteklerine dağların. Ve böylesi günlerde mevsim değişiminin ayak sesleri duyulmaya başlardı. Bahar bütün ihtişamıyla son kez görünür, ardından yerini yavaş yavaş yaza bırakırdı. Bu bir savaş değil, bilakis bir devir teslimdi. Çiçekler,
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Milattan önce yaklaşık dokuz bin dolaylarına (Homosapiens'in veya modern insanın ortaya çıkışından kabaca yüz seksen beş bin yıl sonra) kadar cinsel ilişkiyle hamilelik arasındaki bağlantı tespit edilememişti." kısmı doğru değil. Erken dönem insanları avcı-toplayıcılar hayatta kalmak için doğayı ve hayvanları gözlemlemek zorundaydı. Hayvanların çiftleşmesi ile yavrulaması arasındaki doğrudan bağlantıyı yüz binlerce yıl boyunca fark edememiş olmaları akla yatkın değil. Yakın dönem avcı-toplayıcı topluluklarında yapılan gözlemlerde bile bu toplulukların cinsel ilişki ve doğum arasındaki biyolojik bağı bildiklerini gösteriyormuş. Tek fark bu topluluklar bu türlü şeylere daha dinî-ritüel anlamlar yüklüyorlarmış. Ayrıca M.Ö. 40.000 - 10.000 arasında yaşayan insanların mağara duvarlarına çizdikleri penis ve vulvalara yükledikleri bereket, doğurganlık sembolizmi cinsellik-doğum bağlantısını kurabildiklerini gösteriyor. Kitap tabii 2013'te çıkmış. Eski görüşleri barındırdığı gibi yeni bulguları da haliyle bilemezlerdi.
Sosyoloji

Poyraz

@Diagrotes_Kantaire
·
Milattan önce yaklaşık dokuz bin dolaylarına (Homosapiens'in veya modern insanın ortaya çıkışından kabaca yüz seksen beş bin yıl sonra) kadar cinsel ilişkiyle hamilelik arasındaki bağlantı tespit edilememişti. Muhtemelen seks ve doğum arasındaki uzun süre yüzünden insanlar aradaki bağlantıyı kuramıyor ve her halükarda kadınlar kısa yetişkinlik yaşamlarının çoğunu hamile olarak ya da çocuk emzirerek geçiriyorlardı. Çocuklar anne rahminde birden ortaya çıkıyor gibiydi. Daha da anlaşılmaz ve belki de ürkütücü olanı, kadının bedeninden düzenli aralıklarla akan kandı. Kan bizzat hayattı, kaybedilmesi tehlikeli olan büyülü bir şeydi; ne var ki, kadınlar yara bere olmadığı halde günlerce oluk oluk kanıyordu ve hiç kimse bunun nedenini bilmiyordu. Tek bir husus aşikardı ki, âdet kanı sadece kadından ve kadında da insan yaşamının başladığı yerden geliyordu.
Sayfa 30 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
1.Bölüm den devam
"Küçük İnci bir sayı soyle bana ." Diye mırıldandı ,"dokuz ."Diyiverdim bir anda elinde gri Tekerek adlı kitabım vardı sayfaları karıştırdı karıştı dokuzuncu sayfaya gelince durdu , "Aşk eski bir yalan Adem ve Havva dan kalan."
Alıntı
Canım Marmara'm sana söylediklerimi geri alıyorum. Dokuz Eylül'de okumaktan Allah korumuş..
“Beş vakit namazı vaktinde kılmaya müdâvim olanlara Allah Teâlâ dokuz keramet bahşeder: Allâh onu sever. Vücudu sıhhatli olur. Melekler onu korur. Evine bereket iner. Yüzünde, sâlihlerin sîmâsı zuhûr eder. Allâh onun kalbini yumuşatır. Kıyamet gününde sırat köprüsünden parlayan şimşek hızıyla geçer. Allâh onu cehennem ateşinden kurtarır. Allâh onu cennette «Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.» (Yunus, 62) müjdesine mazhar kıldığı evliyâullaha komşu eyler.” (İbn Hacer, Münebbihât, s. 32-33)