Sevgili okur, bir kitap vuruşuyla hayatın dümeninin sende olduğunu keşfetmek ister misin? Simyacı ’da Santiago adında kendi menkıbesini bulmaya çalışan bir gencin çabasını görerek buna ulaşabilirsin. Başkahraman Santiago, dünyayı tanıma hayali ile küçük yaşta evinden ayrılarak falcı, Salem kralı, Arap, Fatıma ve deveci gibi farklı insanlarla türlü mekanlarda yer alır. Gördüğü iki rüyayı ve diğer işaretleri takip ederek, türlü zorlukları aşarak Simyacıya ve en sonunda kendi gizine ulaşır. Fakat ulaşırken, kişisel menkıbenin ve ona giden yolun şahsi olduğunu okura hissettirir. Yolculuk boyunca kendi kalbi ve iradesiyle hazinesinin peşine düşer. Hazine burada, kalbin istediğidir. Santiago dönüşümünü merakla, pes etmeden sürdürür. Kuşu, çölü, rüzgârı ve güneşi takip eder. Onlarla konuşur, hislenir ve evreni anlar. Ve bu yolla kendi evrenini çözer. Aramanın ve amacın peşinde en sonunda başladığı yere döner. Yani kendi içine... Bütün mistik yolculuğu ve karşılaştığı her zerre bunun içindir. Bu aynı zamanda okura “Ne ararsan kendine ara” iletisini verir.
Velhasıl adına ister hazine ister menkıbe deyin her insanın bir aradığı vardır ve olmalıdır. Gördüğü rüyalar, karşılaştığı nesneler değişse bile o yolculuk bir şekilde sonuca ulaştırır bu metafizik tecrübeyi tamamlamaya cesaret etmiş her insanı. Yeter ki varoluşu sorgulamaya, soyut işaretleri somuta doğru bir şekilde çevirmeye, nefsini tutup yolda olmaya gayret etsin. Aramakla bulunmaz belki ama bulanlar arayanlar değil miydi? Küçük bir bulma ihtimali için dahi bu yolculuğa çıkmaya değmez mi sevgili okur?
- Mine Kütükçü