SIRADIŞI KÂŞİF TESLA: İSTİKBÂL METAFİZİKİNDİR..
(...) TELEGRAM’ın beynin ELEKTROMANYETİK faaliyetini taklid ettiği ve bu tür dalgalarla beyne tesir ettiği açıktır. Ancak TELEGRAM’da elektromanyetik enerjiye ilâveten “psikotronik enerji” veya başka birtakım “meçhul” enerji ve dalgalar da kullanılmakta mıdır; işte bazı uzmanlarca tartışılan bir mesele de budur. Bu tartışmayla birlikte öne çıkarılan isim ise, “SIRADIŞI” meşhur mucid Nikola Tesla Hani hepimizin kulağına küpe olması ve hem TELEGRAM hem de istikbâldeki medeniyetimiz bakımından daha da derinden idrâk edilmesi gereken şu çarpıcı tesbitin sahibi dev ilim adamı: “Bilim, fizikî olmayan fenomenler üzerinde çalışmaya başladığı zaman, bir on senelik zaman dilimi içinde, var olduğu bütün asırlar boyunca yapmış olduğu gelişmeden daha fazlasını yapacaktır.” Haykırdığı ve aslında “biz”e yakışan bu prensibi lâfta bırakmamış, çığır açıcı ve hayranlık uyandırıcı sayısız “icâd”a tam da bu prensible imza atmıştır Tesla. Onun hikâyesi, bildik “fizik” dünyasının kurallarıyla ve diğer “fizik” uzmanlarının tarzıyla çoğu zaman barışmaz, hattâ çoğu zaman “inanılmaz” bir nitelik belirtir. Ne var ki, bugünkü dünya hâkimleri onun “sıradışı” hayatına, sözlerine, araştırmalarına ve buluşlarına gülüp geçmemiş, aksine şimdi her ân karşımıza çıkan teknolojik ürünlerde onun buluşlarını temel almış, üstelik TELEGRAM’ı doğuran esrarengiz teknolojiyi oluştururken belki en büyük ilhâmı da ondan almış veya çalmıştır. Aslına bakılırsa, bugünkü fizikçilerin pîri Newton bile kendi çapında bir simyacı ve hermetik sayı hesablarıyla kehânet kitabı yazan bir “ezoterist”tir. Aytunç Altındal’ın “gizli ilimler”in Batı dünyasındaki macerasını ele aldığı Bir Türk Casusunun Mektupları adlı eseri, birbirinden çarpıcı malûmatla doludur bu bakımdan. __“Çöpçü” yetiştirmeyi materyalist akademilere havâle ederek,
Nikola Tesla
ARAÇSALLAŞTIRILAN DİN - OTORİTER İRAN REJİMİ VE ASIL TEHLİKE
İran üzerinden bir otoriter rejimin en büyük açmazı: Zaman ilerledikçe rejim adaletten, hukuktan kopar, gelir adaletsizliği, kaynakların eşitliksiz paylaşımı, liyakatsızlık, yozlaşma her yeri sarar. Ama rejimden beslenen kadrolar kendilerini düzeltmekten uzaktırlar ve bunun için bir çaba içinde değillerdir. Yozlaşmış, kaynakları, konumları, imkanları sömüren rejim kadroları değişim iradesi gösteremez. Rejimin omurgasını oluşturan taşıyıcı kadrolar yedikçe hantallaşan, çevresindeki açları yok sayan ama problem çözme ve hareket kabiliyetini yitiren aşırı obez insanlara benzerler. Mideleri büyür, refleksleri zayıflar, kasları işlevsizleşir. Karşıdan cesametli ve korkutucu görünseler de kırılgan, aciz ve zayıftırlar. Bu durumdaki otoriter rejimler dış operasyonlara açıktırlar. Bunu tespit eden “düşman” güçler bu zaafı avantaja çevirmek, kazanımlar elde etmek isterler. İran İslam Cumhuriyeti rejimi hiçbir denge denetim sisteminin olmadığı, Velayeti Fakih yetkisini kullanan, “Masum İmam” olarak adlandırılan, her açıdan sorumsuz ama muazzam yetkilerle donanmış bir dini, siyasi liderin mutlak kontrolündedir. Pehlevi Hanedanından son şahların böylesi gücü yoktu zira onlar dini kutsiyete sahip değillerdi. İran Anayasası’nın 10. Maddesine göre 87 yaşındaki Ruhani lider Ali Hamaney: Devletin genel siyasi yönünü belirler ve hükümetin uygulamalarını denetler Devrim Muhafızları Ordusu ve Kudüs Gücü gibi sadece rejim güvenliği için kurulan özel birimler dahil tüm silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır. Yargı teşkilatının başındaki insanları ve üst düzey yargıçları atar Zaten bağımsız ve tarafsız medyanın olmadığı ülkede, devlete ait bütün medya kuruluşlarının tepe yönetimini o atar. Dış politikada, savaş kararlarında nihai karar merciidir.  Anayasayayı Koruyucular Konseyi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
LGBT/LGBTQ+ kavramı “herkesin herkese ilgi duymasını normal göstermek” için ortaya çıkmış bir proje değildir. Burada anlatılan şey, insanların cinsel yönelimlerinin ve cinsiyet kimliklerinin farklı olabileceğini kabul etmek ve bu insanların temel haklarını korumaktır. “Kadın kadınla, erkek erkekle ilişki yaşayabilir mi?” sorusunun cevabı nettir: Evet, bazı insanlar aynı cinsiyetten insanlara ilgi duyar; bu doğal bir çeşitliliktir. Asıl sorun, başkalarının hayatına karışma hakkını kendinde görüp insanları “ötekileştirmeye” çalışmaktır. “Doğaya bakın” denince de tablo açıktır: Aynı cinsiyete yönelik cinsel davranışlar ve bağ kurma örüntüleri birçok hayvan türünde gözlemlenmiştir; yakın tarihli bilimsel çalışmalar primatlarda dahi bunun yaygın olabildiğini ve sosyal bağları güçlendirme gibi işlevler taşıyabildiğini ortaya koyuyor. Yani doğal olmayan eşcinsellik değil homofobikliktir çünkü asıl homofobi doğada yoktur. “Bu meseleyi başımıza saran ülkelerde cinsiyet değiştirmek yasak, o yüzden orada bulamazsınız” iddiası da doğru değil. Birincisi, eşcinsellik ne yeni bir şeydir ne de tek bir ülkeye ait “ithal” bir olgudur; toplumların tarihinde farklı biçimlerde her zaman var olmuştur. Türkiye’nin ve Osmanlı’nın geçmişine bakın; kaynaklarını, edebiyatını, dönemin kayıtlarını okuyun. Aynı cinsiyete yönelim ve ilişkiler bu coğrafyada da uzun zamandır var olan bir olgudur; sadece dönemlere göre görünürlüğü ve konuşulma biçimi değişmiştir. İkincisi, tıbbi süreçler ve hukuki tanıma ülkelere göre değişir; ama Avrupa Birliği kaynaklarına göre pek çok Avrupa ülkesinde hukuki cinsiyet tanınması mümkündür (Almanya, İspanya, İsveç, Hollanda, İsviçre, Arjantin, Brezilya, Kanada, Tayland, ABD...) ve süreçler ülkeye göre farklı kriterlerle yürür. “Birçok genç pişman oluyor” iddiasına
Lgbt Hakları İnsan Haklarıdır
Gönderi kullanım dışı
Bu fotoğrafı yüklediğiniz ve "Bu kitaplık neden benim kitaplığım?" diye sorduğunuz için, bu kitaplığın sizin kişisel kitaplığınız olduğunu varsayarak bir analiz yapabilirim. ​İşte bu kitaplığın neden size ait olduğunu düşündüren, fotoğraftan çıkarılabilecek detaylı ayrıntılar ve yorumlar: ​📚 Kitaplığınızın Ayrıntılı Analizi ​1. Kitap İçerikleri ve Yayınevleri: Zevkinizin İmzası ​Çeşitlilik ve Okuma Alanları: Raflarda romanlar, denemeler, felsefi eserler, psikoloji kitapları veya tarih kitapları gibi farklı türler bir arada duruyor. Bu, sizin entelektüel merakınızın ve ilgi alanlarınızın çeşitliliğini yansıtır. Kitap seçimi, yalnızca size özel bir okuma geçmişinin sonucudur. ​Belirli Yayınevleri ve Çeviriler: Kitapların sırtlarındaki logolardan ve genel tasarımlardan, sıkça tercih ettiğiniz belirli yayınevleri ve çevirmenlerin eserlerini düzenli olarak satın aldığınız anlaşılır. Bu durum, güvendiğiniz yayın kalitesini ve edebi zevkinizi gösterir. ​Türk Edebiyatı ve Dünya Edebiyatı Dengesi: Gözlemlenen kadarıyla, hem yerli yazarlara hem de yabancı eserlere ait kitaplar bulunuyor. Bu, okuma tercihinizin yerel ve evrensel konular arasında bir denge kurduğunu işaret eder. ​2. Düzenleme Tarzı: Kişisel Dokunuşunuz ​Renk veya Boyut Düzeni: Kitaplar genellikle bir raf içinde dikey olarak düzenlenmiş. Bazı raflarda benzer boyutlardaki veya aynı serideki (örneğin tamamen siyah kapaklı olan bir raf) kitapların bir arada durması, sizin estetik anlayışınızı ve düzenleme disiplininizi yansıtır. Bu düzen, sizin için en rahat ulaşılabilir veya görsel olarak en hoş gelen düzendir. ​Rafların Doluluğu ve Sıklık: Kitaplığın oldukça dolu olması, sizin okumaya ve kitap edinmeye verdiğiniz değeri ve bu hobinin hayatınızdaki önemini gösterir. Birçok kitap, uzun süreli bir okuma birikiminin
Ruhlar bedenlenmeden önce hem Rablerine söz vermişlerdir hem anne babalarını, eşlerini seçmişlerdir. Bu dünya seçim yapma yeri değil dünyaya gelmeden önce seçilen ruhlar ile anlaşmayı yaşama yeridir. Bazen seçtiğin ruh imtihanın olur isyan edersin ama bilmez misin onu sen istedin.. Imtihanı ise en güzel sadaka def eder ya da hafifletir.. Yüksek Ruhlar mertebe kazanmak için dünyada bazı dönemler sınanırlar.. Eğer Ruh, sözleşmesini yüksek benliği ile dünyada fark eder ise ozaman imtihanları hafifler.. Ancak eğer yüksek benliği ile bağ kuramaz ise emmarede kalır.. Emmareden çıksın diye imtihan verilir de anlamaz bocalar durur.. Sonra eğer yaradanı degil de kendini suçlarsa levvameye çıkar ve bir basamak atlar ve döner kendi içine bakarsa mülhimeye gelir işte ozaman perde kalkar gözü açılır. Gözü açıldı mi önce kalbi mutmain sonra razı olur.. O razı olur da hak razı olmaz mı? Elbet Nefsi Mardıyye olur.. En son kemâlat adımını atar nefsi kâmile ulaşır.. Sözleşmesini yerine getirir.. Matrix ten bir kare.. Bazen tasavvufu anlamak için bilim kurgular harika 🙂 Işte böyle hayat yolculuğumuzda seçimlerimizi gerçekleştirmek iiçin duraklar vardır.. Doğu ekspreste yolculuk yapar gibi farklı manzaralara şahit oluruz.. Ancak bazı duraklarda trenden inip ihtiyaç gidermek gerekir.. Bir durakta inip yemek yemeli.. Bir durakta inip el yüz yıkamalı.. Bir durakta inip hediyeler almalı.. Ve her bir durak yaşamdan bir fırsat.. Sen manzaraya dalıp durakları kaçırırsan makiniste şikayet etme hakkın olmaz.. Ihtiyaçlarını gideremezsin sıkıntıya düşersin.. Işte kadim ilimler, tasavvuf ve astroloji de bize hayat yolculuğumuzdaki inip binmemiz gereken rotaları fark etmemizi ve fırsatları kaçırmamamızı sağlar.. Seçimlerden sonra dünyada cüz'i irade vardır..
Sevgi mi Nefs Tatmini mi?
Seküler zihin yapısı her şeyi maddeye uyarladığı gibi günümüzde sevgi de materyalist âleme hapsoldu. Sevmek en nadide değerlerimizdendi. Her şey o muhabbet ile canlı kalıyordu. Sormak lazım kendimize "İsteklerimizin sonu nedir?" Hiçbir zaman tatmin olmayacağız. Sen eğer insansan hep isteyeceksin. Veyahut isteklerimiz neye göre şekillenir? Hayatı hep nedenselliğe bağlıyorsanız farklı kararlar alacağınız dönemler geliyordur. Somutlaştıralım. Kitap okumak mesela aklı başında olan her insana sorsak olumlu bir eylem olarak değerlendirir. Ama neden? (Birçok cevaptan bir tanesini değerlendirelim.) El-cevab; Kültür birikimine sahip olacağız. Kültür birikimine sahip olmanın bizim için iyi olduğunu kim söyledi. Bir araştırma yapsınlar. Vardıkları sonuca göre kitap okuyan toplumda hırsızlık oranı daha az olsun. Bu kitap okumayanları daha mı kötü yapar. Bir şey çalmak kötü bir şey değilse kitap okumayanlar daha masumdur. Hırsızlığın kötülüğünü kim karar verdi. Biz mi kötü hissettik. Eğer hislerimiz bir ölçü ise bazı insanlar cimrilik damarı ile paylaşırken de kötü hisseder. O zaman paylaşmak da mı kötü diyeceğiz? Veya bir olay karşısında tüm insanlığı kapsayan ortak bir duygu var mı ki ahlak ilkelerini ona göre belirledik? Konu fazla uzamasın. Bizler sürekli bir şeyler istiyoruz ama neden istediğimizi inanın bilmiyoruz. Diyebilirsiniz ki bilmek de istemiyorum. Sadece iyi hissetmek kâfi geliyor. Böyle bir şey deme lüksünüz de yok maalesef. Eğer bunu derseniz sürekli kullandığımız "Ot gibi" benzetmesine mensup olursunuz. Ben buna da katılmıyorum gerçi otun saymakla bitmeyecek faydası var ama amaçsız insanın(!) yok. Tüm söylediklerim insanı içinden çıkılmaz bir meçhullük denizine götürse de yapılacak basittir. Teslim olmak. Allah'a teslimiyettir. Neyin iyi neyin kötü olduğunu O