Tarih 6-7 Eylül 1955’i gösterdiğinde,Türkiye’de en büyük utançlardan biri yaşanır. Kıbrıs’ta yaşanan Türk-Rum gerginliğinin Türkiye’de duyulmasıyla birlikte,tabiri caizse ortalık karışır. Yıllarca Türklerle içiçe mutlu mesut yaşayan Rum halkına karşı saldırılar başlar. Binlerce ev ve iş yeri;onlarca kilise ve manastır tahrip edilir. Onlarca Rum vatandaşı ise hayatını kaybeder.
Hikayemizin anlatıcısı olan Suzan işte tüm bu olayların tam ortasında olan bir karakter. Kendisi doğma büyüme Büyükadalı,saygın bir Türk ailesinin kızı. Suzan ın aile dostları Rum bir ailenin oğlu Yorgo ile çocukluktan başlayan aşkları,maalesef yaşanan bu utanç günleriyle gölgeleniyor.
Osman Balcıgil yakın dönem tarihimizle ilgili roman yazma konusunda bana göre en iyi kalemlerden biri. Tarihi olayları kurguya onun kadar iyi yediren yazar az. Hal böyle olunca da onu ancak kendi yazdığı romanlar içinde değerlendirebilirim. “Yeşil Mürekkep”,”Celile “ ve “Afife Jale” benim için çok özel eserlerdi. Son iki romanında diğerleri kadar olan tadı bulamadım maalesef. Diğer eserlerini baz almadan okunursa eğer çok daha fazla keyif verir diye düşünüyorum.
“Romanı Ölmeden önce okunması gereken 1000 kitap”listesinden tavsiye alarak okudum ve okumaktan da son derece memnun oldum eser ,dünya çapında 30 dile çevrilmiş ve 5 milyonun üzerinde satmış .
Hikaye 1900’ lerin başında,Meksika’da, Devrim döneminde geçiyor. Annesinin evlilik dışı birlikteliğinden dünyaya gelen Tita,doğduğu an kendisine annesi tarafından çizilen bir kadere mahkum ediliyor;sürekli mutfakta çalışmak ve annesine bakmak için hiçbir zaman evlenmemek!? Kendisine dayatılan bu baskıcı hayatın üstesinden gelebilmek için de sevgili Tita, hiç çıkamadığı mutfağında, yaptığı her yemeğe kimi zaman nefretini,kimi zaman gözyaşını kimi zaman ise sevgisini katarak hayata tutunmaya çalışıyor.
İlerleyen zamanlarda Pedro adında bir gençle flört etmeye başlayan Tita’nın uzun,bir o kadar da imkansız aşk hikayesi başlamış oluyor…
Komik,romantik,yer yer fantastik öğelerin yemek tarifleriyle harmanlandığı,son derece yaratıcı bir kurgusu olan,su gibi akıp giden bir romandı acı çikolata. Naif ve sürükleyici anlatımı ne sıkıyor,ne de yoruyor. Büyüleyici bir gerçeklikle kaleme alınmış bu güzel romanı okumanızı tavsiye ediyorum
Benim gibi kitabından sonra filmini izlemeyi sevenler için de notumu düşeyim;yine Meksika 1992 yapımı,kitabı kadar olmasa da eğlenceli filmini de izlemenizi tavsiye ederim.
Paris’in kenar mahallelerinde annesi gibi hayat kadınlığı yapan Anjel,daha iyi ve zengin bir hayat yaşama gayesiyle İstanbul’a geliyor. Başlarda sefalet çekse de Fransız bir ailenin referansıyla,zengin bir ailenin konağına kendini’mürebbiye’ olarak tanıtarak yerleşmeyi başarıyor. Mürebbiye olmaktan haliyle oldukça uzak olan bu genç kadın en iyi bildiği yoldan giderek evin erkeklerini bir bir önce kendine aşık ediyor,sonra da birbirlerine düşürüyor…
Eserin yazıldığı yıllarda, Batı’ya özellikle Fransa’ya olan içi boş hayranlığı,onların yozlaşmış ahlak anlayışını Anjel karakteri üzerinden güzel bir hicivle satırlara dökmüş Hüseyin Rahmi. Bu sebepten eserde sadece kurguya odaklanırsanız bu detayı kaçırabilirsiniz.
Hüseyin Rahmi’nin Halkçı bir yazar olması sebebiyle toplum bilincini fazlasıyla önemsemiş olduğunu ve bu romanıyla insanlara bu konuda bir şeyler anlatma çabasında olduğunu düşünüyorum.Eminim okunduğu dönemde de gerekli mesajları verebilmiştir.
Mizahla tenkitin çok ince işlendiği ve içiçe geçtiği bu güzel romanı okumanızı tavsiye ediyorum.
Gernard,41 yaşında,felsefe doktoralı olduğu halde iş bulamadığından bir çamaşırhanede müdürlük yapan melankolik bir adam. İşindeki mutsuzluğu ve tekdüzeliği,onu gerçeklerden uzaklaşmaya itiyor. Muhteşem bir gözlem yeteneği olan Gernard,çevresinde yaşanan hayatlara ve onların ayrıntılarına takılarak kendince bir ruhsal çıkış bulmaya çalışıyor. Uzun süredir birlikte olduğu kız arkadaşının çocuk istemesiyle hayatı ve hayata olan bakış açısı geri dönülmez bir şekilde değişiyor…
Tesadüfen tanıştığım ve bu zamana kadar tanışmadığım için üzüldüğüm bir romandı benim için. Bir türlü aidiyet kuramadığı hayatı ve her şeye rağmen,enteresan bir şekilde hayatı anlamlı kılma çabasıyla,içsel sohbetleriyle Gernard çok sevdiğim roman karakterlerden biri benim için artık.
Eğer “Aylak Adam” “Yabancı” gibi eserleri sevdiyseniz bu romanı da kesinlikle seversiniz.