”Şu ana kadar yaşadığım hayattan daha tatlı bir hayat istiyorum. Sanırım insanların çoğunun arzusudur bu ama bu tatlı hayatı nerede arayacaklarını bilemezler.”
Anneleri tarafından küçük yaşta terk edilen iki kız kardeş,rahip olan babaları,otoriter büyükanne ve halayla aynı evde yaşamaya başlarlar. Anneleri gibi kızların da başını alıp gitmesinden korkan aile büyükleri,kızların üzerinde fazlasıyla bir otorite kurarlar . Yaşadıkları baskıdan,taşra hayatından memnun olmayan ve daha özgür bir hayat düşleyen büyük kız Yvette,mevcut şartlarından sıyrılmaya bakarken evli bir çingeneye aşık oluveriyor…
Klasikler kategorisinde olmayı hak ediyor mu tartışılır,ortalarda diyebileceğim,okumazsanız çok da bir şey kaybetmeyeceğinizi düşündüğüm bir eser. Sadece kitabın son yirmi sayfası güzeldi…
Kitapla ve sağlıkla kalın…
Kahramanımız Stavros,babası tarafından terk edilmiş,annesi ve ablasına çok düşkün Türk asıllı bir çocuk. Ablasının esir tüccarlarının eline düşmesi ve annesinin de ortadan kaybolmasıyla Stavros’un hayat yolculuğu başlıyor. En sevdiği iki kadını kaybeden Stavros, Romanya’dan başlayıp,İstanbul,Kahire,Şam ve Beyrut’ta ailesinin izlerini arıyor. Ailesine kavuşup kavuşmadığını söylemiyorum ama hayata ve dostluğa dair tüm hakikatleri buluyor bu uzun yolculuğunda…
Gerçekçiliğiyle yüreğime işleyen,çok güzel bir romandı. Benim gibi klasik seven herkesin muhakkak okumasını tavsiye ederim,asla pişman olmayacaksınız.
”Dünya güzel mi?Yok canım,düpedüz yalan bu!…Bütün güzellik,sevinç dolu olduğu sürece kendi yüreğimizden geliyor. Sevinç uçup gittiğinde dünya mezarlığa dönüyor.”
Roman;hikayenin anlatıcısı,rahip adayı Adso’nun üstadı William’la birlikte,bir manastırda işlenen seri cinayetleri çözmek için manastırda geçirdikleri 7 günü anlatıyor. Konusu polisiye gibi görünse de, Orta çağ Hristiyan tarihinin,sanat tarihinin,felsefi atışmaların,tarikatların ve sapkın mezheplerin,papayla imparator arasında geçen çekişmenin anlatıldığı bir roman. Tüm bu olayları,fazlaca ayrıntıya giren, uzun uzun süren betimlemelerle okuyorsunuz.Bu bakımdan sadece polisiye okuma hevesiyle elinize almanızı önermiyorum. Eser çok sağlam bir kurguya oturtulmuş olsa bile dinler tarihi,felsefeye merakınız veya alt yapınız yoksa benim gibi herkesin öve öve bitiremediği bu eserde keyif almamanız olası
Son olarak,aynı isimle,başrollerini Sean Connery’nin oynadığı,1986 yapımı filmi de mevcut. Başıma bir şey gelmeyecekse,o yoğun betimlemeler filmde olmadığı için filmini beğendim.