Siyah İnci,asil ve güzel bir atın otobiyografisi. Onun gözünden; dünyayı,iyiyi ve kötüyü,merhametsizliği,dostluk ve hırslar uğruna hayvanlara yapılan korkunç eziyetleri okuyorsunuz.
Yazar Anna Sewell’in İlk ve tek eseri “Siyah İnci”nin, tüm Dünyada en çok okunan klasikler arasına girmesine açıkçası hiç şaşırmadım. Neredeyse kusursuz anlatımı,akıcılığı,hikayeyi dağıtmaması ve bir atın gözünden bu kadar başarılı bir kurgu yapabilmesi hayranlık verici. Yazarın küçük yaşta yakalandığı kas hastalığı sebebiyle kısmen yatalak olması ve geri kalan hayatında tekerlekli arabasını çeken bir atının olması atları çok sevmesi ve iyi tanımasına sebebiyet vermiş. Bu eseri yazmasının sebebi de “insanları atlara şevkat ve merhamet göstermeye,anlayışlı davranmaya teşvik etmek”miş. Bence çok da başarılı olmuş ve iyi ki bu eseri kaleme almış.
Yer yer sevinip,yer yer üzüleceğiniz bu güzel eseri tavsiye ediyorum....
Büyük umutlarla aldığım,farklı zamanlarda defalarca şans verdiğim ancak yıldızımın bir türlü barışmadığı bir eser oldu “Bahçede Eğlence”
Ruhsal çatışmaların olduğu öykü ve romanları sevmeme rağmen 15 öykü içinden sevebildiğim maalesef tek bir öykü olmadı. Kitap elimde aylarca süründü de süründü. Üzülerek söylüyorum çok sevdiğim #modernklasikler in en sevemediğim kitabı oldu kendisi. Okunacak çok daha iyi kitaplara şans verin derim.
Hikayemiz 1930’ların Nazi Almanyası’nda geçiyor. Yalnız bu sefer, Nazi dönemini anlatan diğer romanlar gibi Yahudilerin dramını değil,bir öğretmenin gözünden gençler ve çocuklar arasında yükselen ırkçılığın ve nefretin çirkinliğini dinliyoruz. Anlatıcımız; 1.Dünya Savaşından sonra Tanrı’ya olan inancını tamamen yitirmiş ve zaman içinde vicdanının sesiyle yeniden bulmuş bir lise öğretmeni. Hümanist bir karakter olan öğretmenimiz işinden olma pahasına faşizme ve ahlaki çöküntüye karşı kendince durmaya çabalıyor. Bir yandan da toplumsal baskı, türlü ahlaki değerler altında eziliyor. İçsel hesaplaşmaları ve yaşadığı ikilem günbegün sıkıntısını artıyor…
Kendisi de Nazi zulmünden kaçarak önce Avusturya sonra Fransa’ya göç eden yazarın hayatını farklı kaynaklardan inceleyince son derece hüzünlü bir ayrıntıya rastladım. İlk ve son romanı olan “Tanrısız Gençlik”in sinema filmine uyarlanması için görüşmeye giderken üzerine yıldırım düşmesi sonucu, sadece 37 yaşında dünyaya gözlerini yummuş. Keşke daha uzun yaşayabilseydi de bu etkileyici romanı gibi nicelerini kaleme alabilseydi…
Yine benim gibi kitap+ film meraklıları için 2017-Almanya yapımı Jugend Ohne Gott filmi mevcut. Kitabın verdiği tadı bulur musunuz ona emin değilim
Son olarak ben kitabı beğendim,özellikle öğretmenle peder arasında geçen diyaloğu defalarca okudum.