Orta yaşlarında Alman bir yazar olan Aschenbach’ın,yaşadığı sıkıcı hayattan sıkılıp soluğu Venedik’te alması ve orada genç Tadzio’yla rast gelmesini konu alıyor hikaye. Yunan Tanrılarına benzeyecek kadar güzel olan Tanzio,Gustav’ın aklını başından alıyor ve koleraya rağmen Gustav Venedik’ten ayrılamıyor.
Yazar Thomas Mann’ın aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarlayıp sonrasında vazgeçerek Aschenbach karakteri üzerinden dönemin tehlikelerini sanat ve sanatçı üzerinden işlemiş. Güzele olan teslimiyetin yarattığı ahlaki çöküşü;mitolojik imgelerle harmanlamış,aşk ve ölümle birleştirmiş. Bu sebeple hikayeyi okurken anlatılandan ziyade arka plandaki kurguya odaklanırsanız benim gibi eserden büyük keyif almanız olası.
Mann’la daha önce tanışmamış olanlar için birkaç not eklemek istiyorum. Kendisi tıpkı Zweig gibi Nazi rejiminden nasibini alıp önce Alman vatandaşlığından çıkarılan sonra da Zürih’e ve ABD ye göç etmek zorunda bırakılan,Nobel ödüllü bir yazar. Kendisinin dönemin Nazi Almanya’sının korkunç ruh hali üzerine olan görüşlerini çok seviyorum. Umarım bir gün onun kalemiyle tanışma fırsatınız olur.
Çoğumuzun okuyup çok sevdiği “Koku”kitabının yazarı Patrick Suskind,farklı bir o kadar da dolu dolu bir inceleme yapmış bu eserde.Tahmin edilebilecek sıradan aşk hikayeleri beklemeyin. Üç farklı marjinal aşk öyküsünden yola çıkarak,hikayeleri mitolojik motiflerle de süsleyerek,ironik bir bakış açısıyla aşkın ve ölümün üzerine farklı bir yorum getirmiş. Stendal’dan Goethe’ye,Hz.İsa’dan Platon’a kadar herkesten bir parça bulacaksınız bu kitapta.
Kısa ama içi dolu dolu bir yolculuktu.Ben çok severek okudum,tavsiye ederim.
️Hiçbir zaman sahibine ulaşmayan bir mektup,bir iç dökme Kafka’nın bu eserde babasına yazdıkları…
️Kafka’nın ezilen karar verme gücü,zayıflığı,özgüven yoksunluğu,evliliğe olan mesafesi,yürütemediği insan ilişkileri,içsel kopuşları,ona göre hep ikisinin arasındaki iletişimsizliğe ve uyuşmazlıklara bağlı olmuş…
️Otoriter,baskın,dindar bir karakter olan babanın;geleneksel erkek evlat bakışının aksine Kafka,aradığını dinde bulamamış,ticaret hırsları olmayan naif bir karakter. Hal böyle olunca da aralarındaki çatışma kaçınılmaz olmuş. Kafka tüm bu serzenişlerini de babasıyla konuşmak yerine en iyi bildiği yolla,yazmayla çözmüş yine…
️Daha önce hiç Kafka okumayanlar için harika bir Kafka’ya giriş kitabı bu eser. Yıllar önce tüm eserlerini bitirmiştim ben ve hepsine tekrar başlıyorum. Onu tanımayan biliyorum ki yok ama kalemiyle tanışmayan kalmışsa kesinlikle tavsiye ediyorum.
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,9bin okunma
”Geçmişteki harika hayatı,o kadar dolu dolu ve eksiksiz yaşamıştı ki,hızın gözünü kör ettiğinin farkına varmamıştı Doppler.”
İşte böyle başlıyordu anti kahraman Doppler’in hikayesi. İlk romanda iyi bir ailesi,evi,işi olan kahramanımız her şeyini geride bırakıp Norveç ormanlarında geyik dostu Bongo’yla birlikte kendine yeni bir hayat kurmuştu. İkinci romanda İsveç’e doğru uzanmış,iki huysuz ihtiyarla dost olmuştu.
Üçüncü ve son romanda ise Doppler eve dönmeye karar veriyor. Döndüğündeyse onu bir sürpriz bekliyor;posta kutusunda artık başka bir erkeğin ismi yazıyor Yine yaşadığı sersefilliklerden sonra da soluğu Danimarka’da alıyor.
Doppler,en sevdiğim anti kahramanlarımdan biri olarak yerini almış bulunuyor bende. Modern insanın her şeyden sıkılıp,her şeyi arkasında bırakıp gitme isteğine en iyi oturan karakterlerden bir tanesi kesinlikle. Ancak bunu yaparken farklı bir tarzı var;umursamaz,alaycı ve son derece bohem bir kafa.
Hikayesini gülümseyerek okurken de sizi şu soruyla başbaşa bırakıyor; çemberin içinde duramayanların bütün oyunlardan kovulduğu bir dünyada Özgür kalmak mümkün mü?
Doppler ve onun sıra dışı hayatıyla tanışmanızı tavsiye ederim.