Bazen bir kitabı bitirdiğini sanırsın ama asıl hikâye son sayfadan sonra başlar. Kapağını kapatırsın, karakterler orada kalır zannedersin; oysa onlar sessizce seninle yürümeye devam eder. Kalabalık bir caddede, gece yarısı odanın karanlığında, bir şarkının arasında ya da hiç beklemediğin bir anda, okuduğun bir cümle gelip omzuna dokunur.
Belki de bu yüzden kitaplar yalnızca okunmaz; yaşanır. Çünkü iyi bir yazar sana yeni bir dünya kurmaz, yaşadığın dünyaya başka bir gözle bakmayı öğretir. Dostoyevski vicdanın sesini, Sabahattin Ali suskunluğun ağırlığını, Orwell gücün karanlığını, Yaşar Kemal ise insanın direncini anlatırken aslında hep aynı soruyu sorarlar: "İnsan olmak ne demektir?"
Okudukça fark ettim ki insanın kütüphanesi büyüdükçe cevapları değil, soruları çoğalıyor. Ve belki de gerçek okurluk, her kitabın ardından biraz daha emin olmak değil; biraz daha mütevazı bir şekilde şüphe etmeyi öğrenmektir.
Bazı insanlar anı biriktirir, bazıları eşya... Ben ise altını çizdiğim cümleleri biriktiriyorum. Çünkü yıllar sonra bile insanı en çok değiştiren şey, doğru zamanda karşısına çıkan doğru cümledir.