Bir Gün Benim de Bir Kedim Olursa...
7/10
·184 syf.··
2026 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 10:36
Şu incecik kitabı bitirmem tam 13 günümü aldı inanamıyorum... Sándor Márai zaten çok sevdiğim, kalemine her zaman hayran olduğum bir yazar. Sırf onu okumayı sevdiğim için kitabı yarım bırakmadım, yazarın o güzel anlatımının hatrına yavaş yavaş okumaya devam ettim. Ama bu süreçte kendimle ilgili çok net bir şey fark ettim: Hayatımda hiç evcil hayvanım olmadığı için kitabın o sıcak ruhuna tam olarak girmekte biraz zorlandım galiba... Kitap, huysuz ama gerçekten alt başlığındaki gibi "şahsiyetli" bir köpekle sahibinin hikayesini anlatıyor. Márai bir hayvanla aynı evi paylaşmayı, o tatlı inatlaşmaları öyle gerçekçi anlatmış ki... Aslında hep minnoş bir kedim olsun çok istiyorum; okurken hep "belki bir gün benim de bir kedim olursa yazarın anlattığı bu bağ kurma duygusunu kalbimde tam anlamıyla hissedebilirim" diye geçirdim içimden. Ama şu an o sessiz ve derin dostluğu kendi hayatımda hiç tecrübe etmediğim için hikayeyi biraz dışarıdan izliyormuşum gibi hissettim maalesef... Eğer evinizi paylaştığınız bir can dostunuz varsa, bu kitabı okurken satır aralarında kendi dostunuzu bulup çok seveceğinize eminim. Benim içinse, çok sevdiğim bir yazarın sadece insan değil hayvan psikolojisini bile ne kadar iyi anlattığını görmek, Márai ile bağımı güçlendiren çok tatlı bir okuma deneyimi oldu.
CsutoraSándor Márai · Can Yayınları · 2025477 okunma
Sustuklarımızdan Aldığımız Yaralar,Sessizliğin Mirası
10/10
·245 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 17:19
Merhaba sevgili okurlar ​Bugün kütüphanemin en özel köşelerinden birine yerleşen, kapağını kapattıktan sonra bile günlerce etkisinden çıkamadığım ve üzerine uzun uzun düşünmek istediğim çok derin bir eseri sizlerle paylaşmak için buradayım. Mustafa Gülaçtı’nın kaleme aldığı Sessizliğin Mirası Bir babanın sessizliğinden, bir oğlun kelimelerine uzanan hikaye.Okuyup bitirdikten sonra anladım ki bu cümle sadece edebi bir aforizma değil, kitabın her bir sayfasına, her bir satır arasına sızmış olan o muazzam gerçeğin ta kendisiymiş. Kendi iç dünyamda, kendi geçmişimde ve sustuklarımda derin izler bırakan bu eseri, tamamen kendi penceremden ve hissettirdikleriyle detaylıca kaleme almak istedim. Sessizliğin Mirası , aslında toplum olarak kanayan bir yaramıza, çoğumuzun bir şekilde hayatında karşılığı olan ama dile getirmekte zorlandığı o büyük ama sessiz trajedimize parmak basıyor. Sessizliğin Mirası'nı okurken kendimi sürekli bir empati çemberinin içinde buldum. Tahliller o kadar içten, o kadar bizden ve tanıdık ki. Okurken kendimi bazen o sustuklarıyla aslında çok şey anlatan, gururunun ya da yetiştirilme tarzının arkasına saklanan o babanın yerine koydum. bazen de o boşlukları kapatmak için çırpınan, bir cevap arayan, babasının gölgesinde kendi kimliğini kelimelerle inşa etmeye çalışan oğlun acısında, arayışında buldum. Karakterlerin hiçbiri yapay değil,sokakta yürürken görebileceğimiz, belki de bizzat kendi evimizde karşılaştığımız insanlar. Kitapta o kadar çok cümlenin altını çizdim, o kadar çok satırda durakladım ki. Ama sanırım bütün kurgunun, bütün o sessiz çığlığın özeti tam olarak şu cümleydi. ​"Bize bırakılan en ağır miras, doldurulmamış boşluklar ve zamanında sarf edilmemiş, içe atılmış kelimelerdir. İnsan en çok sustuklarından yara alır ve en çok sustuklarıyla yaralar sevdiklerini..." Elif
Duygu ve Düşünce
Sessizliğin MirasıMustafa Gülaçtı · Mahlas Yayınları · 20268 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 22:47
"Hachiko, tren istasyonunda Profesör Ueno'yu bekleyeli yıllar geçmiş olsa da, hiçbir zaman unutulmadı..." S.139 Öncelikle söylemek istediğim şey, bu kitaptan süslü, edebi cümleler beklemeyin. Yazar, yalın bir anlatımla okuyucuların dikkatini doğrudan Hachiko'nun dokunaklı hikâyesine odaklıyor çünkü. Kitabın bu kadar etkileyici olmasının sebebi de sanırım bu samimi sadelik. Yazarın gerçek bir hikâyeden yola çıkarak kaleme aldığı bu kitap; sahibi vefat ettikten sonra yıllarca aynı istasyonda onu bekleyerek sadakatin, inancın, umudun, dostluğun, vefanın, saf ve koşulsuz sevginin ölümsüz bir simgesi haline gelen Akita cinsi bir köpek olan Hachiko'nun hikayesini anlatıyor. Shibuya İstasyonu'nda heykeli dikilerek bir sembol haline gelen Hachiko, vermiş olduğu bu anlamlı mesajlar sebebiyle Japonya'daki okullarda ders olarak işlenmekte aynı zamanda. Eğer sizin de hayatınızda böyle bir can dostunuz varsa, ya da içinizde hayvanlara karşı ufak da olsa bir sevgi taşıyorsanız, bu kitabın uyandırdığı duyguları daha derinden hissedeceksiniz diye düşünüyorum. Belki de benimde kitaptan bu denli etkilenmemin sebebi geçen yıl kaybettiğim kedim Dico'yu bana hatırlatmasıdır...:((( Okurken gözyaşlarıma engel olamadığım o özel kitaplar listesinin en başına yerleşti bu kitap... Kesinlikle okumanızı öneririm...
Edebiyat
HachikoLeslea Newman · Yakamoz Yayınevi · 20222,635 okunma
10/10
·500 syf.··
2026 8. kitabı
ღ 𝚂𝙴𝙻𝙰𝙼 ღ Harika bir gün diliyorum herkese... Nasılsınız? Bugün size Alfa Kitap'dan çıkan kalemine aşık olduğum @semasoykan #keske kitabının yorumu ile geldim... #kitapkonusu Sema Soykan'ın öğretici kalemi ve akıcı üslubuyla "KEŞKE" Bir köy Enstitüsü Romanı, sırlar ile özlemler, mağlubiyetler ile galibiyetler, imkansız ile mümkün arasında savrulan iki gencin ve onların değiştirdikleri hayatların perdesini aralıyor. Köy Enstitüleri’nin kuruluş, işleyiş ve kapanışı üzerine kapsamlı bir hikâye anlatan roman, yalnızca bununla da sınırlı kalmıyor ve 1940-1980 arasında yaşanmış pek çok toplumsal ve siyasi gelişmeye ışık tutuyor. Hikâyesinin başlangıcını 1977 yılının başları olarak belirleyen yazar, anlatıldığı dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini de arka plana alarak kapağını kapadığınızda yakın dönem Türkiye Cumhuriyeti tarihi hakkında detaylı bilgiler edinmiş olmanın doyuruculuğunu hissettirecek bir çalışmaya imza atmış. Karakterlerimizden Fikret ve Sabia Aksu Köy Enstitüsü’nde eğitim alırken tanışmış ve birbirlerine aşık olmuştur. Ancak 1977 senesinde yıllar önce kopmuş halde buluruz onları. Yine de zihinlerinde ve yüreklerinde birbirlerinin sevgisini taşırlar. Fikret Sincan Cezaevi’nde; güvenliği için ismini değiştirir. Sabia ise bir hastanenin ruh ve sinir hastalıkları bölümünde, onunla aynı adı taşıyan bir doktorun gözetimindedir. Fikret ve Sabia’yı daha neler bekliyor? Sizce bu aşkın sonu ne olacak? #kitaphakkındadüşüncelerim Normalde tarih kitaplarını okurken çok zorlanır hatta okuyamam bile. Ancak öyle güzel ve bilgi dolu bir kitap okudum ki anlatamam. Hiç bitmesin istedim. Okudukça okuyasım geldi. Yorum çıkarırken bile zorlandım. Çünkü ne yazsam yetersiz kalıyor. Spoiler vermek
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,027 okunma
Sait Faik Abasıyanık’tan Seçme Hikâyeler~İnceleme
Puan vermedi
(Spoilersız İnceleme) Yazarın üslubu,size başından geçenleri anlatan bir dostunuz gibi,samimi.Değindiği konuları aslında hepimiz günlük hayatta deneyimliyoruz,lakin onun derinlemesine yaptığı analizler ve empati cidden başarılı.Kitap 1950’li yıllarda yazıldığından, ülkemizin şehirleşme,sanayileşme ve batılılaşma evresinde çektiği zorlukları,bizzat bir tanıktan dinlemiş oluyoruz.Bu konudaki bilinci ve ara sıra metin sonlarında verdiği ayarlar,takdire şayan.Dili pek eski değil,zaten bugün kullanılmayan çoğu kelimenin anlamını,yayınevi altta belirtmiş.Yazarın farklı olma çabası yok.Aksine kendi gibi olma arzusunda.Öykülerdeki tiplemelere,bugün dışarıya çıkıp bir kaç dakika gezindiğinizde dahi rastlayabilirsiniz.Söz gelimi,onu özel kılan mizacı ve bugün küçümsediğimiz tabiatın sonsuzluğunun bilincinde olması.
Duygu ve Düşünce
Seçme HikayelerSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20206,9bin okunma
9/10
·99 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 15:31
#KonuşuyoruzAmaAnlaşamıyoruz #GökhanKara Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere Gökhan Kara'nın kaleminden Konuşuyoruz Ama Anlaşamıyoruz adlı kitabın yorumuyla geldim. Kitap toplamda 100 sayfa. Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; bazen kitap okurken sanki kendimizi okuyormuş gibi hissediyoruz ya, bu eser tam da bunu hissettirdi. Çünkü gerçekten hayatta bir şeyleri çabalıyoruz, anlatıyoruz, niyetimizi anlatıyoruz, hedefimizi anlatıyoruz, yaşadıklarımızın nasıl hissettirdiğini anlatıyoruz. Anlatıyoruz da anlatıyoruz... Bazen boş bir duvara da konuşuyor hissiyatı verenler mi dersiniz, "X" durumunu anlatıp karşı tarafın "B" olarak anlaması mı dersiniz, konuşsam olmuyor sussam olmuyor mu dersiniz... Bunları eminim yaşamışsınızdır. Peki bunlar neden oluyor? Elbette iletişim problemi. Çünkü bazen bir şeyleri ifade ederken doğru ifade edemiyor olabiliriz. Çok sorguladım kendimi. Sayfalar ara ara duraksayıp düşündürdü. "Acaba ben böyle mi yaptım da böyle oldu?" gibisinden. Çünkü insanın ağzından çıkan laftan ötürü bazen suskunluk bile iletişimi sarsabilir. Çünkü iletişim sağlıklı olmadığı zaman bu sefer anlaşmazlık baş gösteriyor. Birbirimizi ne kadar dinliyoruz? Ne kadar anlıyoruz? Elbette sadece karşı tarafla olan iletişim değil, kendimizle olan iletişim de çok önemlidir. Aslında kitabı okurken "Şöyle yapmalısın, bu daha doğru olandır vs." yerine, yazarımız bizlere tecrübelerini, gözlemlerini anlatıyor. Özellikle sorduğu sorularla zaten kendi içimizde vermiş olduğumuz o sorgulama savaşı ile kendi kendimizle iletişim halinde olarak bir şeyleri çözmeye başlıyoruz. Sonrasında çevremizi gözlemlemeye, söylediklerimiz karşısında çevrenizin yani kimlerin nasıl tepkiler verdiğine bakmaya başlıyoruz. Yazar anlattığı her şeyde tecrübelerini örneklerle zenginleştirerek biz değerli
1000Kitap
Konuşuyoruz ama AnlaşamıyoruzGökhan Kara · Güneşyolu Yayınları · 20269 okunma