''Kant, Aydınlanmayı kişinin kendi aklını kullanma sorumluluğunu üstlenmesi, neye inanacağına ve nasıl davranacağına karar verirken kendi entelektüel kapasitesini benimseyip ona dayanması süreciyle tanımlar.''
“Buna rağmen biz ezeli-ebedi olduğumuzu hissederiz ve biliriz. Çünkü zihin anlayarak kavradığı böyle şeyleri, hatırladığı şeyleri hissettiği kadar hisseder. Çünkü zihnin şeyleri görmesini ve gözlemlemesini sağlayan gözleri aslında birer göstergedir. Bu nedenle biz bedenimizin daha önce varolduğunu hatırlamasak bile, zihnimiz sonsuzluğun bakışı altında bedenin özünü içerdiğinden, onun hem ezeli ve ebedi olduğunu hissederiz hem de bu varoluşun zamanla belirlenemeyeceğini, yani süreyle açıklanamayacağını.”
Johan Galtung, giderek klasikleşen, kurumlar ve toplumlar
üstü etik bir saygınlık kazanan "Yapısal Şiddet" adlı yapıtında, şiddet olgusunu çeşitli yönleriyle tartışmıştır.
Galton'na göre, değil kaba işkence uygulamak, insanın
potansiyel düzeyde (dahi) sahip bulunduğu, bedensel tinsel
yeteneklerini, kendisine yöneltilen çeşitli olumsuz etkiler
ya da yaratılamayan olanaklar nedeniyle, yeterince geliştirememesi (insanın kendisini çoğaltamaması) durumunu bile
insana uygulanan şiddetin varlığıyla açıklamak gerekmektedir..
"İlk gençlik yıllarında," der Schopenhauer, "önümüzdeki hayat üzerine düşünürken, tiyatro salonundaki yerini perde açılmadan önce almış, oyunun başlamasını sabırsızlıkla bekleyen, heyecanlı çocuklar gibiyizdir. İleride neler olup biteceğini bilmememiz düpedüz bir lütuftur. Şayet olacakları önceden görebilsek, o çocuklar gözümüze mahkum olmuş tutuklular gibi görünürdü; ölüme değil de hayata mahkum olmuş, ama hükümlerinin ne anlama geldiğinden o ana dek tamamen bihaber tutuklular gibi."