Yüzlerce isim, yüzlerce hayat, yüzlerce beklenti ve umut, yüzlerce hırçınlıkla mücadele ettim. Mutsuz muyum?! Hayır. Tam tersine. Bilendim. Kana ve aşka doydum.
Yüzlerce isim, yüzlerce hayat, yüzlerce beklenti ve umut, yüzlerce hırçınlıkla mücadele ettim. Mutsuz muyum?! Hayır. Tam tersine. Bilendim. Kana ve aşka doydum. Bambaşka coğrafyalardan, bambaşka zaaflardan tetiklendim; heyecanlarla gururlandım, öfkelere kızdım, alçakgönüllülüklerle gönendim. Sonra durup baktım ki, şiir bu toprakların anadili. Buranın insanı yazarken sevgisini de bağırsa, küfür de etse, sürat de yapsa, dili dibine kadar anadil. Zaten, Türkçe, şiirin ta kendisi. Hepimiz farkındayız bunun, yalana dolana gerek duymayalım. Batıda, "can"ın karşılığı bile yok sözcük olarak; "soul" deyip geçiyorlar. Bizde ise can var, sol yok. Giderayak derdim şudur: Heyyy Rimbaud, titiz ol. Önce iğneyi, ipliği bul; sonra ipliği iğneden geçir ve dikeceğin kumaşa yönel.
“Yüzlerce isim, yüzlerce hayat, yüzlerce beklenti ve umut, yüzlerce hırçınlıkla mücadele ettim. Mutsuz muyum?! Hayır. Tam tersine. Bilendim. Kana ve aşka doydum. ”
Yüzlerce isim, yüzlerce hayat yüzlerce beklenti ve umut, yüzlerce hırçınlıkla mücadele ettim. Mutsuz muyum? Hayır. Tam tersine bilendim. Kana ve aşka doydum.
Aldandım, canım yandı, acıttım
Aldattım, pişman oldum, dağıttım
Bin tövbe bin yemin bozdum yine
Ah, aşka doydum doydum acıktım
Gün oldu ölesiye seviştim
Gün oldu kıyasıya dövüştüm
Gün geldi küstüm bütün dünyaya
Bin defa kalktım, bin defa düştüm
Günaha davet ettim gelmeyen olmadı
Sevda suçlusuyum, cezam dolmadı
Yürüdüm, yalnız yürüdüm kalabalık yollarda
Acıdan öldüm, kalbim hala soğumadı