Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi sorusuna çok gezen ve görenin anılarını okumak minvalinde cevap verdirecek keyifli ve bilgilendirici bir kitap. Sohbet etmek için can attığınız ve buna fırsat bulamadığınız insanların yazılarını okuyunca kendinizi o kişiyle sohbet ediyormuş gibi hissedersiniz. Kitabı elinize aldığınızda Engin Geçtan sizi karşılayıp elinizden tutarak “hadi başlayalım” diyor ve sizi kültürel bir gezintiye çıkarıyor. Bir yandan da harika bilgiler sunuyor sohbet eşliğinde. Özellikle meslekten olan arkadaşlara tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim
İnsanların kendilerini "hiç kimse" hissetmeleri haline karşı geliştirdikleri "fark edilme" çabaları her zamankinden sık görülür oldu. Oysa, farklı olma çabaları, insanı kendine daha da yabancı kılma potansiyeli taşır. Farklı olmak bireyleşme anlamına gelmediği gibi, farklı olmak ve özgün olmak da ayrı şeylerdir. Nasisistik regresyon sonucu bir kısım insan ise yalnızlıklarını kendi bedenleriyle ilişki kurarak telafi etme çabasında. Sağlıklı yaşam programları, diyetler, detoks ve benzeri programlar bu insanların yaşam biçimlerini şekillendirir oldu.
Narsisistik kilitlenmede, insanlar birbirlerini hissedemez haldedir, birbirlerini kendi yansımaları olarak algılama eğilimindedirler.
İmgeler arası ilişkilerden oluşan puslu bir dünya yaratılır.
Kendileriyle başlayıp biten sığ alanlarda hapsolduklarından, evrenin merkeziymiş gibi davranırlar.
Diğer insanlarla beraberliklerinde, rol dağıtımı yapan yönetmenleri çağrıştırırlar.
İnsanları, kendilerini merkez alan formatlarına yerleştirerek iletişim kurmaya çalışırlar.
Bu da kendini ve onları paylaşamama anlamına gelir.
Kendilerine farklı gelen insanlara dünyalarında zaten yer yoktur.
Onlarla ne yapacaklarını bilemez, beraberliklerini özdeşleşebildikleri insanlarla sürdürürler. Zaaflarda ya da görkemde buluşarak.