En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal dediler: kaldım. Oysa kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni. Kitaplar da büsbütün bozdu ahlakımı. İnanmak güzel şeydir, hayır, değildir...
Bütün hayatımca başvurabileceğim merciler düşündüm onlara diyordum ki bütün istediğim haksız bir muamelenin düzeltilmesi sayın baylar lütfen beni bir kere dinleyin beni bir kere dinlerlerse bütün karışıklıkların düzeleceğine inanıyordum kendimi o kadar haklı görüyordum ki bütün aksaklığın bilmemelerinden doğduğunu sanıyordum bir kere dinleselerdi beni oysa dinleyenler de oldu neyse...
Nasıl ayrı düştüm evimden böyle, Olric? Neden her istediğimi anlatamıyorum? Neden, aynı yaşantının içinde bulunan insanlarla hiç bir ilişki kuramaz oldum?
Yaklaşık 20 yıl kadar önce, isminden haberdar olduğum ancak tanışmamızın yılları bulduğu bir baş yapıt olur kendileri. Böyle kitapları belki de hayatın çok başında okumak gerekiyor ki bütün hayatınızı nasıl yaşayacağınıza, yaşamınızı nasıl şekillendireceğinize karar verebilesiniz ama ne diyoruz 'geç olması hiç olmamasından iyidir' düsturu ile devam ediyoruz yolculuğa...
3 cilt olması, her kitabın da sayfa sayısının fazla olması nedeniyle kitaba başlarken endişeli olmama rağmen, Ayn Rand kendi kurduğu ütopya da gerek karakterler, gerekse olay örgüsü ile okura oldukça akıcı bir yolculuk yaşatıyor. Kitapta ki her bir karakter, her bir olay hem gerçek olamayacak kadar uzak hem de sanki her an yaşanıyormuş, hep tanıdığımız insanlarmış kadar tanıdık. Hele de kurgulanan dünya ve o dünyada ki dönen siyaset, ticaret ne kadar da tanıdık...!!!
Bu serinin ben de yarattığı duyguyu ifade edebilmek bile sanırım ciddi bir emek isteyecek, bu yüzden de bunca zaman olmasına rağmen cesaret edemedim bir inceleme yazmaya, tam olarak bana ifade ettiklerini anlatamamak ben de hissettirdiği hayranlığı aktaramamaktan korktum...
Bu seri gerçek anlamda bir şaheser bence, bir roman hem bu kadar ufuk açıcı hem de bir roman gibi akıcı olmayı nasıl başarır bilemiyorum, bir felsefesi var anlatmak istediği birşeyler var ve bunu bir ütopya da dünya denen cehennem de istersek bu dünyayı bize nasıl da cennete de çevirebileceğimizi göstermeye çalışıyor.
Bütün hikaye, anlattığı ütopya, dili, olay örgüsü hepsi teker teker kendi alanında muhteşem, elbet yıllar sonra bile aklımda kalacak ve hayranlığım devam edecek, ama benim hayatıma en çok dokunan bölüm sanırım bencillik kavramının ne kadar da farklı anlaşılabileceği ve gerçek bencilliğin aslında ne olduğu ile ilgili yaptığı yorumlar sanırım.. Çevremde o