Bilimin dışında, ortaçağda başlayarak Goethe'yle de doruk noktasına ulaşan bir akım yaşandı. Doğayı benzeşimler yoluyla anlamaya dayanan bir akım. Benzeşimlerin arasında beni çok çeken bir örnek vardır. Bir ağaca bakın: Yapraklı dallarını ileriye uzatır, yapraklar havaya uzanarak karbon gazı alır, bununla da şeker üretirler, oksijeni de dışarı verirler. Bu bitkilerin dünyasıdır. Bir bedene bakın: Dalları yoktur ama bronşları vardır. Bronşlar havaya değil kanın içi ne dalmıştır, kandan oksijen alırlar ve bununla beslenme yoluyla kana geçen şekeri parçalar, ardından şekeri tüketip karbon gazı açığa çıkarırlar. Bu da hayvanlar dünyasıdır. Birbirini tamamlayan yeşil dünyayla kırmızı dünya arasındaki benzerliğe bakın. Biri bir şeyleri dışarı atarken öteki içine alıyor. Güneş ışığına mümkün olduğu kadar büyük bir yüzey sunmaya çalışan bitkiler için, organlar ne kadar dışarı uzanırsa o kadar iyidir. Organlar bedenin içine ne kadar iyi yerleşmiş ve korunuyorsa hayvanlar dünyası için de o kadar iyidir.
"Dünyada çok sayıda ahmak olsa da onlara karşı koyarak kendinizi mahvetmeniz için bir neden göremiyoruz. Onlara hiçbir şey öğretemezsiniz, biliyorsunuz."