Her şeyin sapsarı bir incinme kesildiği bir gücenik vakitti. Çarşıların bir örnek giydirdiği insanlar, yine çarşıların yüzlerine çektiği eğreti bir incelikle, yalnızca kendilerine bakarak yürüyorlardı. Herkesin dünyası kapı aralığı kadar genişti ve kimsenin sesinde mavilik yoktu. Kadın acıyla kaldırdı başını. Acıyla eğildi adamın üstüne. Iki bulanık göldü gözleri kirpiklerinden taşan. 'Her şeyi biliyorum' dedi. 'Bunaldım. Insan gövdesiyle çarpmıyor kötülüğe. Yüreğinden alıyor yarayı. Bencillik, yalan, hırs, kabalık... İnandıklarını koruyabilmek için çırpına çırpına tükeniyor akıl. İnceliğin nasıl bir yanılsama olduğunu görmek için başını kaldırmak yeterli. İçindeki iyilikle yenik düşüyorsun. Kırk boğuntu halkasından geçtim, her birinde seni biraz daha isteyerek. Geldim ve bugün yüzün kırk birinci acım oldu. Tuhaf değil mi insanın gücü sevdiğine yetiyor. Benim biricik ayricaligimsin oysa. Sana işgal dersem dünyayı nasıl tanımlarım ben. Damla kendini tamamladı ve gelip sana düştü. Hepsi bu..'
Ayağa kalktıklarında iki gözyaşıydı kucaklaşan..