...Petersburg onsuz kaldı. Sanki bu şehirde hiç yaşamamıştı. Kimsenin koruyup gözetmediği. yakını saymadığı, yabancı bir sineği bile iğneleyip mikroskopla incelemeyi ihmal etmeyen bir tabiat bilgininin bile ilgilenmediği bir varlık, kaybolup gitmişti; bu varlık, daire alaylarına sabırla katlanmış, hiçbir olağanüstü iş görmeden dünyadan göçüp gitmişti.
Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana. Oysa orada kalmaya devam ettikleri sürece onları birbirlerine yamadığımızı zannederiz. Üstlerinde gün, ay ve yıl yazan sayısız kitap gördüm ben; gizli bir takvimi oluşturur her biri.
Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar perişan olursa olsun değişimi düşünmezler. Hayat biçimimiz fazlasıyla kırılgansa ve bundan dolayı varoluşumuzun koşullarını kontrol edemediğimiz aşikârsa, müspet ve aşina olana sıkı sıkıya tutunma eğilimi gösteririz.
Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.
Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için.