Puan vermedi·376 syf.··
2026 42. kitabı
Hem acayip sinir edici hem de merakla sabaha kadar okunacak bir kitap olmayı nasıl başardın! Küçük bir kız çocuğunun kaçırılma haberi ile başlıyoruz kitaba. Sonra yıllardır kendi hallerinde yaşadıklarını bildiğimiz Glen ve Jean çiftimizi tanıyoruz. Bu küçük kızı isen Glen'in kaçırıldığından şüpheleniliyor! Tabii sonuna kadar inkar ediyor Glen bunu. Fakat böyle bir durumda karısı ne yapıyor dersiniz? Bence çoğu kişi o şüphe bile yeter deyip pılısını pırtısını toplayıp gider, ama Jean duruyor! Ve kocasına destek oluyor. Bu beni çok sinirlendirdi. Nasıl ya dedim! Ama o inatla orada durdu. Derken bir gün Glen bir kazada ölüyor. İşteee olayımız burada kopuyor Glensiz ve savunmasız kalan Jean iyice radara giriyor. Gazeteciler polisler hep onunla konuşmak istiyor. Büyük bir merak konusu, acaba Jean şimdi neler anlatacak! Tüm hikaye acaba Jean da bir mağdur mu yoksa baştan beri olayı planlayan kendisi olabilir mi gerilimiyle geçiyor... Okuyun.
DulFiona Barton · Pegasus · 2016495 okunma
Aydın Aslında Kötü ve Vicdansız Biri mi?
Puan vermedi
Film Aydın’ı vicdansız ve mülkiyet sahibi bir üstten bakışla okusa da Aydın ve Nihal birbirinin zıttı iki karakteri temsil etmektedir. Metaforik olarak Aydın’ı bedenin beyni Nihal’i ise kalbi olarak düşünebiliriz. Aynı çatı altında yaşamış olsalar bile Aydın geçmişinde büyük şehirin kaotikliğini ve çıkarcılığını görmüş Nihal ise köy yaşamında iyiliğin kurtarıcı gücüne inanan farklı bir perspektifle hayatını idame ettirmektedir. Aydın’ın hayır işlerine yaklaşımının şüpheci ve sistemli oluşu eleştirilse de aslında kısmi noktalarda doğruluğu yansıtmaktadır. Aydın’ın yardıma muhtaç kiracılarından Hoca Hamdi ile arasında geçen “Keşke benim de kendimi kandırma eşiğim seninki kadar düşük olabilseydi.” Diyaloğunu Bourdieu’nun kültürel sermaye ve sembolik şiddet kavramları üzerinden okumak mümkündür. Aydın, okumuşluğu, tiyatrocu geçmişi ve entelektüel birikimiyle yani kültürel sermayesiyle hayata sorgulayıcı, şüpheci ve yukarıdan bakmaktadır. Bu sebeple mevcut duruma yaklaşımı Köyde hocalık yapan Hamdi’den daha entellektüeldir. Hamdi ise köy hayatında yoksulluk gibi zorlu bir ekonomik mücadele vermiş ve daha vicdan temelinde olaylara yaklaşmaktadır. Aydın’ın bu söylemi Hamdi’yi Sembolik olarak “cahil ve kendini kandıran” damgalamasına maruz bırakmaktadır. Aydın; odasında gazetede köşe yazıları yazan, evli, kız kardeşi ile yaşayan, yardımcıları bulunan ancak yalnız bir adamdır. Bu yalnızlık onu köşe yazılarının dışındaki dünyaya yabancılaştırmıştır. Nihal genç yaşta kendisinden yaşta büyük biri ile evlenmiş elinde yalnızca yardım ve hayır işleri bulunan yalnız ve yıllarını boşa geçirdiğini düşünen ancak kolaya kaçmayı seçen bir kadındır. Bu iki karakteri Gramsci’nin "Geleneksel Aydın" ve "Organik Aydın” kavramları ile açıkladığımızda Aydın, kültürel sermayesi ve gelenekselliğe
Film
Kış UykusuNuri Bilge Ceylan · Doğan Kitap · 042 okunma
Reklam
10/10
·296 syf.·
2026 35. kitabı
Hayranı olduğum yazarın külliyatını okudum ama bu kitap daha sonra basıldığı için kırmızı Kedi Yayınları bu eseri külliyata koymamıştı. Jose Saramagonun ilk romanı olması nedeniyle özel bir yeri olan bu roman, yazarın henüz 25 yaşındayken yazdığı düşünülürse bence diğer eserlerin neden bu kadar mükemmel olduğu cevabı ortaya çıkar. Günah Diyarı adıyla ilk kez basılan eser daha sonra yazarın içine isim sinmediği için ismini Dul olarak değiştirmiş. Yazarın acemiliklerini ve tez canlılığını eserde görebiliyoruz. Diğer eserleri okuduğum için bu eser bana biraz basit aceleci ve derinlikten uzak gelse de üslubunu yeni yeni oluşturan biri için de bence bu gayet olağan. Yazarın 100 doğum yılı sebebiyle Portekizce dışında ilk kez farklı bir dille yayımlanan bu güzel eser, gerçekten yazarı tanımak için ilk basamak olacak nitelikte. İmzasını yer yer taşıyan kendine has teknik ve üslubu, konu itibariyle kendi hayatindan kesintilerle olayı süslemesi de Saramagonun bilindik tarzı. Kocası ölen bir kadının yaşam mucadelesinden çok ruhsal, fiziksel ve duygusal çarpışmalarını konu alan roman, bence bugünün birçok usta yazarla kiyaslanacak nitelikte. Evet durağanlık nadiren görülür, derin cümleler nadiren kişilerin ağzından çıkar ama sosyal yaşamda o dönemde bir dul kadının gereksinimleri ve acıları mükemmel bir şekilde, bir acemiye göre, anlatılmış bence.
DulJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022420 okunma
Selda Uygur: Babalar ve Kızları
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
“Denizleri çok severim… Rüyalarım… Taşların rengi de gökyüzü gibi kasvetlidir… Bu her gece böyle olur…” Bu şiirsel sözler, Babalar ve Kızları’nın açılış sahnesinde yer alıyor. Türk Edebiyatı yepyeni bir kalemin doğuşuna tanıklık ediyor bir süredir. Selda Uygur, Fazlı Necip’in Ah, Anne romanını günümüz Türkçesine aktaran ve Türk Edebiyatından Örneklerle “Edebiyat ve Kıskançlık” adlı çalışmalarıyla tanınan akademisyen bir yazar. Romanında pek çoğumuzun ama özlemle ama kasvetle dalıp gittiği o ölgün deniz manzaralarını işlemiş sevgili Selda. Denizin verdiği huzuru ve aldığı canları okudum bu eserde ve babaannesini… O mistik heyecanları bilirsiniz elbette, ölülerle konuşmaktan bahsediyorum. Ölümün kokusunu bilmeyeniniz kaldı mı? Ah bazılarınız anlayacaktır beni; insan olmak, düşünebilmek ve farkında olmak ne zordur bilirsiniz -ölümün kıyısında yaşarken. Rüyalardan bahsediyorum, kaçmayın; bitmek bilmeyen döngülerden, büyük ve kederli nefeslerden ve gecenin en zor saatlerinde yaşanan o ani irkilişlerden, uyanışlardan… Şanslıysanız, gecenin bu saatinde, yanı başınızda birisi vardır ve o kişi size ne olduğunu sormuştur. Ya kimse yoksa? Ya kimse size bir şey sormamışsa? Ya kimsecikler sizi sarıp sarmalamamışsa? İşte o zaman üzülmekte haklısınız derim. Yazık. Çok Yazık. İşte sevgili Selda, rüyalarından uyanırken adeta denizde boğulur gibi oluyor, tasvir ediyor ve yaşıyor o anı. Peki, ama neden? Ölülerle dans ediyor çünkü ve ekliyor -unutmadan: “Ölülerle dans edebilen birini kimse üzemez.” Kelimeler akmaya devam ediyor. İstanbul’un o eski yokluklar içindeki halini okuyoruz. Ancak yine de bir umut var o yıllarda. Kavganın, hasretin, kaosun, sanatın, edebiyatın ve kalabalığın şehri İstanbul’da yaşanıyor Babalar ve Kızları’na dair ne varsa. Kıskançlığın kitabını yazmış olan
Babalar ve KızlarıSelda Uygur · Bilgi Yayınevi · 202255 okunma
8/10
·288 syf.··
2026 8. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 15:06
Küçük yaşta annesini kaybetmiş Nazlı üvey annesi Cemile aynı evde yaşarlar. Arkadaşının düğününe katılan nazlıya görücü gelir ve mehmetle hikayesi orada başlar. Mehmet izmir de çalışan bir öğretmen annesinin zoru ile nazlıyla evlenmeyi kabul eder çünkü mehmetin sevdiği kadın mehmetin ailesine uygun olmadığı için annesi hakkını helal etmez. Annesinin bu düşüncesi yüzünden de mehmet hiç sevmediği nazlı ile evlenmek zorunda kalır nazlı mehmetin başka bir sevdiği olduğunu daha sonra öğrenir. Maalesef bu toplumumuzda hala yaygın sırf aile kabul etmiyor diye sevmedikleri insanlarla evlenmek zorunda kalan yüzlerce insan vardır eminim. Bunlardan biri de nazlı ve mehmet oldu nazlı mehmeti sevdi fakat mehmet nazlıyı sonradan sevdiğini anladı. Mehmetin annesi öldükten sonra nazlı boşanmak istediğini dile getirdi ve aile evine döndü. Doğuda dul olmak ayıplandığı için artık nazlıya gelen talipler 5 çocuklu babası yaşında olan kişilerdi birgün kapı çaldı ve burak ailesi ile birlikte nazlıyla evlenmek istediğini söyledi. Burak, mehmetin öğretmen arkadaşı kabul etti 10 sene sonra iki tane çocukları oldu ve mehmetle nazlı yine bir toplanmada karşılaştılar. Mehmet işte bu toplanmada aslında arzuyu hiç sevmediğini hep nazlıyı sevdiğini daha geç anladığını nazlıya söyledi ve kitap bitti. Sonu şaşırtmadı pişman olacağı belliydi sade kısa akıcı bi anlatımdan dolayı hızlı okundu kitap serinin devamı varmış okur muyum?bilmiyorum.
1000Kitap
Görücü Usulü AşkNejla Arslan Kurt · Hayat Yayıncılık · 20151,667 okunma
Puan vermedi·206 syf.··
2026 5. kitabı
'Sevgili Dost', sık sık bu kelimelerle başlayan deneme tadında mektuplar okuyoruz. Bakın yazar bu iki kelime için ne diyor: "Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. eğer bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir?" Olay yok, yazılan mektuplar birçok duyguyu taşıyor. Bizi içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kâh çocukluğunuza gidip kanayan dizinize üflüyorsunuz kâh yetişkinlik döneminde kendinizi anlatmadan sadece anlaşılmayı bekliyorsunuz. Hüzün de neşe de var kitapta. Yalnızlık, kırgınlık, umut, inanç... Her 'Sevgili Dost' dediğinde sırtınızı sıvazlayan bir dostla konuşur buluyoruz kendimizi.Yazarın kendi yazdıklarının yanı sıra derlediği alıntılar da çok kıymetli. Bu sebeple her sayfasında çizecek birkaç satır buluyorsunuz. Hem öyle bir defa okuyup rafa kaldırmaya gerek yok. Görünür bir yere koyun ara ara 'şu sayfanın şu satırı' diyerek açıp okuyun, belki nefes olur.
1000Kitap
Posta Kutusundaki MızıkaA. Ali Ural · Şule Yayınları · 202022,9bin okunma
Reklam
Reklam