Asıl kötü olanı, şunun bunun hakkında, ulu şeflerimiz hakkında, başka ülkelerin şefleri hakkında, olup biten ve insanın yaptığı her şey hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini söylemesidir. Gazete bütün insanları tek bir kafa haline getirmeye çalışır. Benim kafama, benim düşünceme karşı savaşır.
Tüm insanların kafasını ve düşüncesini ele geçirmeye çalışır. Bunu becerir de. Sabah kâğıdı okursan, öğlene, diğer Papalagi’lerin kafalarında ne taşıdıklarını, ne düşündüklerini bilirsin.
Diyelim ki kardeşlerinle karşılaştın ve hepiniz önceden kafanızı o kâğıt kalabalığının arasına soktunuz. Herkes kafasında aynı şeyleri taşıdığı için, birbirinize anlatacağınız yeni özel bir şey kalmaz. O zaman ya karşılıklı susarsınız, ya da kâğıtta yazılı olanları tekrarlayıp durursunuz. Ama, kutlanan bir şenliği, yas tutulan bir acıyı kendi gözlerinizle görmeyip, başkasının ağzından anlatıldığı gibi öğrenince, her zaman bir şeyler eksik kalır.
Güneşin batışından bir sonraki batışına kadar ülkesinde olan her şey hakkında bilgilenmek ister. Bir tek şeyi bile kaçırsa küplere biner. Gözü dönmüşçesine her şeyi içine atar.
Anlatılanlar büsbütün korkunç olaylar olsa bile; sağlıklı bir insan aklının en kısa sürede unutmaya çalışacağı şeyler anlatılsa bile. Evet, özellikle kötü ve acı verici olaylar, iyi olaylara göre çok daha ayrıntılı anlatılır; hem de tek bir noktası bile atlanmamacasına. Sanki kötüyü anlatmaktansa iyiyi anlatmak daha önemli daha keyifli değilmiş gibi.
Papalagi’ye bu denli zevk veren duvardaki sahte suretler ve o yaşamın içine taşınmaktır. Bu karanlık mekânda, hiç utanıp sıkılmadan, başkalarıyla göz göze gelmeden sahte bir yaşamın içinde buluverir kendini. -sinema-