Unutamadılarımdan
Puan vermedi·192 syf.··
2026 6. kitabı
Sol Ayağım yıllar önce okuduğum ama etkisini unutamadığım kitaplardan biri olmuştu. Christy Brown’un yaşam öyküsü beni o dönem oldukça etkilemişti. Doğuştan sahip olduğu fiziksel engellere rağmen hayata tutunma çabası kendini ifade etmek için verdiği mücadele ve vazgeçmemekteki kararlılığı uzun süre aklımda kalmıştı. Kitabı okurken zaman zaman çaresizliğini hissetmiş, zaman zaman da gösterdiği azme hayran kalmıştım. En çok da bunun bir kurgu değil, gerçek bir yaşam hikâyesi olması dikkatimi çekmişti. Yalnızca sol ayağını kullanarak kendine bir dünya kurabilmesi bana insanın sınırlarının sandığımız kadar dar olmadığını düşündürmüştü. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen kitabın bende bıraktığı hissi hâlâ hatırlıyorum. Sol Ayağım benim için sadece bir yaşam öyküsü değil, aynı zamanda umut, sabır ve kararlılığın ne kadar güçlü olabileceğini gösteren kitaplardan biri olarak kalmıştı.
1000Kitap
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201795bin okunma
El cordobes
10/10
·364 syf.··
2026 45. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 01:17
İspanya iç savaşını duymuşluğum vardı sadece okurken allak bullak oldum. Birinci Dünya Savaşı- İspanya İç Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı yılları… İnsan ne kadar kötüleşebilirin cevabını görmeyen toprak parçası kalmış mıdır yeryüzünde? Konumuz İspanya savaşı değil, konumuz arenalarda olabilmek için aç susuz yollar aşan, horlanan, sürgün edilen, ölümle burun buruna gelmiş olan El Cordobes. Biyografiden ziyade anılar toplanmış, sadece El Cordobes’in anları değil onun hayatında acı tatlı izi olan neredeyse herkesin anıları… Kitabın adı daha bir iç acıtıcı Manuel Benitez, doğduğu gün o da bizim gibi aç kalacak diyerek ağlayan ablası Angelita’ya arenaya çıkmadan şunu söyler “ Bugün sana ya bir ev alacağım ya da yasımı tutacaksın.” Kitabın özet cümlesi budur. Mutlaka okuyun…
Yasımı TutacaksınLarry Collins · Payel Yayınları · 1993427 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·228 syf.··
2026 75. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:59
Vladimir Nabokov’un Rusça döneminin en parlak, en hüzünlü ve geometrik şaheseri olan Lujin Savunması, 1930; deha ile cinnet, zihnin kurguladığı soyut dünya ile hayatın acımasız gerçekliği arasındaki o ölümcül çatışmayı işleyen kusursuz bir psikolojik romandır. Çocukluğunda bulduğu satranç tahtasında dış dünyanın kaotik kırılganlığından kaçacak bir sığınak bulan Aleksandr İvanoviç Lujin’in hikâyesi; Nabokov’un elinde basit bir takıntı öyküsü olmaktan çıkıp, kaderin kaçınılmaz hamleleriyle örülü varoluşçu bir kapana dönüşür. Lujin için gerçeklik, siyah ve beyaz karelerin üzerindeki matematiksel kombinasyonlardan ibarettir. O, hayatı yaşanacak bir süreç değil, her an bir yerlerden saldıracak görünmez bir rakibe karşı geliştirilmesi gereken mutlak bir "savunma hattı" olarak görür. Nabokov, kahramanının zihnindeki bu klostrofobik daralmayı, satranç terimlerini edebi birer metafor olarak kullanarak ansiklopedik bir titizlikle ve soğuk, şairane bir realizmle dokur. Lujin’in İtalyan büyükusta Turati’ye karşı geliştirmeye çalıştığı o kusursuz, sızdırmaz savunma; aslında deliliğin sinsi adımlarına ve hayatın kontrol edilemez doğasına karşı verilmiş beyhude bir savaştır.
Lujin SavunmasıVladimir Nabokov · İletişim Yayınevi · 2017267 okunma
Düşünce dünyasındaki tekliğimiz
Puan vermedi·308 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:47
Bu kitap bitene kadar beni yanından ayırmadı. İnsanların aynı düzlemde yaşadıklarını nasıl da farklı yorumlayabildiğini ve bizlerin bu dünyada düşünsel boyutta yani bilinç düzleminde kendimizden başkasının olmadığını çok net anlatan başarılı bir yapıt.
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,507 okunma
Puan vermedi·134 syf.··
2026 12. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Bu kitapla birlikte bir kez daha anladım ki, konferans konuşmalarının derlendiği eserler kesinlikle bana göre değil. Sürekli bir konudan çıkıp birden bambaşka bir yere atlayan, sonra bir diğerine geçip tekrar ilk noktaya dönen ve nihayetinde bir önceki başlıkla son bulan bu daldan dala yapı beni yoruyor. Üstelik bazı cümleleri anlamlandırmakta bile güçlük çekiyorum. Yazar, bu konferansların amacının "kitleleri gaza getirmek" olmadığını iddia etse de üsluptaki o coşkulu hava bende ister istemez bu intibayı uyandırdı. Kitapta Müslümanların, Türklerin, sağın ve solun mevcut durumuna ve kurtuluş reçetesine dair oldukça isabetli tespitler var. Gelgelelim, eserin bir konferans derlemesi olmasından ötürü, anlatılan bazı tarihi hadiseler ile filozofların söz ve düşünceleri biraz havada kalıyor, insanı sorgulamaya itiyor. Örneğin yazar şöyle diyor: “Bolşevik şairi: ‘Mujik! Senin yeni Vatikan'ın Kremlin'dir!’ diyen gülünç mısralar döküyor; Sovyet rejimi, aklınca, Tevrat, İncil, Kur'ân'a açtığı mücadelede fasılasız devam ediyordu.” Tarihsel olarak Vatikan’la hiçbir bağı bulunmayan bir Ortodoks Rus (veya eski Ortodoks coğrafyasından çıkan bir Bolşevik), neden kalkıp “Senin yeni Vatikan’ın Kremlin’dir” desin? Bunu söyleyen şair kimdir? Bu sözü Katolik Avrupa’ya mı, yoksa kendi halkına mı hitaben söylüyor? Bu gibi referansların altının doldurulmaması metnin gücünü azaltıyor. Yazarın bazı görüşlerine, bilhassa Mehmet Akif ve şiiri hakkındaki sert eleştirilerine katılmasam da tüm bunları kendi dönemi ve şartları içinde değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Öte yandan, Necip Fazıl’ın şu sözü, metinde gördüğüm veya görmediğim tüm noksanlıklara rağmen kendisini takdir etmemi sağlıyor: “Bugün bizim mücadele metodumuzu şeriat adına yerenlerse, o gün, bu mukaddes kelimenin (ş) harfini
Dünya Bir İnkılap BekliyorNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20251,669 okunma
Bir Bardak Kahve Mi İçsem, *ntihar mı Etsem ?
Puan vermedi·110 syf.··
2026 23. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 02:48
Delirmek mi hayır tam olarak değil. varolabilmeyi küçümsemek, bir doğum sancısının dayanılmaz çilesinin edebi hali ve çivisi çıkmış bu dünyayı yaşanılacak bir yer olarak görememenin 100 sayfaya sıkıştırılmış çığlığı. 2. Dünya savaşından sonra bir insan profili çizmeye kalksak sanırım postmodern dünyanın yaşamla bağı kalmamış insanını kalemimiz tuttuğunca Camus gibi anlatmaya çalışırdık ancak Camus kadar çıplak, iç organlarımıza kadar kimse göremezdi.. Yaşamda tutunacak bir değer, sarılabilecek bir varlık kalmamıştı, annemiz bile yabancılaşmıştı, hiçbir acı ve hiçbir keder bizi yerimizden kıpraştırmaya gücü yetmezdi, hayat zaten mutlu olunacak bir yerde değildi.. neredeyse hepimiz yalnızca “çalışmak için yaşıyorduk ? Bize vaaz edilen şekliyle dünya çile keş bir cehennemdi. Evet, Yabancılaşan insan için dünya bir cehennemdir. ve sözcüklerin arasındaki anlam farkı bile kaybolmuştu. Ölüm , yaşam kadar olağan ve doğum küçümsenen bir eylem halini almıştı. Devlet, aile ve tanrı… tarihsel süreçlerde icat ettiğimiz, kutsaliyetini göklere taşıdığımız tüm o putlar, değerler yıkılmış, toprağın altına gömülmekle, yeryüzünde yaşıyor olabilmenin arasındaki fark tamamen silikleşmişti. Tüm istemcimizin dışında varlık halini bulduğumuz anlamı kalmayan yaşamın ağırlığı altında çürümüştük belkide.. Bir bardak kahve içmekle, bir iple kendini asmak arasında fark bulamayan insanın hayat gibi bir kutsalı olabilir miydi ? Camus’un tüm sorgulaması da aslına bakarsınız burada başlar. Camus bu kitabı kendi zihin dünyası üzerinde yazmamıştır çünkü: hiçliğin kendisi bile bir anlamı ifade edecek biçimdedir. Hayat hala sorgulanacak bir şeyse onun için yaşamda devam etmelidir . Yaşamaya dair umudunuzu diri tutun :)
Alıntı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma