Pencere, dışarıda nereyi görmek istiyorsanız orayı görmek üzere açılmıştır. Dıştan görülmek istemediğiniz yerde açılmaz. Örneğin bu nedenle, odanın bütün bir cephesi sağır kalabilir. Yalnız çıkma yanlarında, sokağı derinlemesine görecek gibi pencere açılır. Çünkü daracık sokakta cepheye pencere koysanız, karşı komşunun içine bakarsınız; yada o sizin içinize bakar. Kısacası pencere, evin dıştan görünüşüne göre açılmaz; içteki yaşama göre açılır. Yalnız başına bu bile, Türk evinde çözümün, içten başladığının kanıtıdır.
Belki de seni ilk gördüğümde, dört beş yaş daha büyük olsaydım, daha cesur olsaydım, belki de... Ah hayır! Ne zaman bana bakacak olsan kızarıyordum! Elveda!
–Bizim gibi tencerede pişirip kapağında yiyenler hacca mı gidebilir... Askerliğimde devlet Hicaz'a gönderdi beni de hacı oldum orda. "Allah devlete zeval vermesin" diyecektim ama verdi. Ufacık Yunan'ın esiri olduk.
–Ankara'da Kemal Paşa'nın yeni devleti varmış Hacamca. Ordusu ne, Yunan ordusunu iki savaşta bozmuş. Belki buralara da gelirler.
–Duydum oğul, dilerim doğrudur. Allah ona zeval vermesin.
Yokluk içinde yüzen bu evde bir lamba şişesi kırmanın ne acıklı şey olduğunu anlarsınız. Bunun daha acıklısı, babamın hiç sesini çıkarmaması oldu. Benim ne kadar üzüleceğimi bilirdi. Suratını biraz asar, öğüt verir kılıklı birkaç söz söyler, ben de suç işlemiş, karşılığını görmüş olurdum. Şimdi de rahatça uyurdum.