Bedenim yok olduktan sonra bir daha Dünyaya gelmeyeceğimi hissediyorum.
Reenkarnasyonun sonuncusunda sonuncu olduğunu hissedebilir miydik bilmiyorum. Ama gelmeyeceğim.
İnsanın, yanıcı gazları soluyarak yaşadığı Dünyayı cehennemden saymamak ayıp olurdu. Ve insan yaş aldıkça gerçekten pişiyormuş: organları, kemikleri.
Yabancı bir araştırmacıdan öğrenmiştim. Ve gülmüştüm. Çünkü dinde bedenden ruhun bineği olarak bahsediliyor. Ve insanın uyumasının ciddi anlamda o kadar önemi olması da buna dayanıyor. O sınırsız varlık biz uykudayken bedenden dışarı çıkıyor. Ama uyku olmadığında sıkışıp kaldığı yerde daha fazla vakit geçirmesi işleri bozuyor. Bu durumun yansıması psikolojik ve zihinsel olarak kalıcı zararlara dönüşebiliyor. En uzun uykusuzluk rekoru kıran adamın deneyini ve sonuçlarını da izlemiştim.
Kuranda tam hatırlamadığım bir ayette de her gece ruhların bir yere toplandığını ve geri salındığı için gündüze şahit olduğumuzu ve o anda geri salınmamasından korkmamızla ilgili bir şeyler söyleniyordu.
Şamanlarda da bedenin uyuduğunu ruhun(bilinçaltının) uyumadığı söylenir. Beden uyuyunca beyinde uyur ki düşünceler susar. Ama beyin uykudayken olan sayıklamaları (konuşma yetisini) sağlayan nedir? Kişi bunu hatırlamaz ama yanındakiler kayda almış oluyor. Ve bilincin duymadığını bilinçaltı duyabiliyor. O yüzden komadaki kişinin yakınlarına onlarla konuşmaları tavsiye ediliyor.
Yogada da gözlerin pencere olduğunu ama dışarıya değil içeriye dönüp bakılması gerektiği söyleniyor. Görenin görülen olmadığı. Arananın dışarıda değil içeride olduğu.
Hepsi bedeni, zihni, duyguları aştırıyor. Bu kademeli olarak hepsinde var: dinde de var, yogada da var, şamanlarda da var, matematikte de var, fizikte de var hepsi "enerji"ye farklı kıyafetler giydirmiş. Kıyafetleri farklı görünüyor ama