Geliştirici editörlüğünü yaptığım, İbrahim Koser tarafından kaleme alınan Ciğerimde Yara Var adlı eser empati gücünüzün sınırlarını zorlayacak. Kitaptaki her karekter, her olayla kendi hayatınızdan özdeş bir hikaye bulacaksınız. İbrahim Koser ayna görevi görmeye devam etmiş. Kimi zaman içbükey kimi zaman dışbükey bir ayna...
Önsözde geçtiği gibi 'nesnelerin şairi' isabetli bir betimleme olmuş Ashbery için. Nesnelerin dünyası, biraz felsefe ve bunların gölgesinde özgürlük istenci ile donatılmış özne hakkında şiirlerdi. İyi şiir, iyi hissettiren şiir mi bilmiyorum. Ama teselli eden bir yanı vardı bence. Tam da bir arkadaşım bir yerde paylaşılan 'kötü şiir'inden duyduğu utançtan bahsederken ve bizi neredeyse bu negatif algıya ikna edecekken öyle bir şey olmadığını düşündüğüm an gibi. Karanlık ya da aydınlık arasında, doğrudanlık ya da dolaylılık arasında, doğa ile iç dünya arasında ve nesneler ile özne arasında ya da kötü ile iyi arasında bir seçim yapmanın şiire bir etkisi olmadığı ve şiirin bunların tamamı olduğu hissiyle başbaşa kaldım.
Yine de iki yoldan biri arasında derin bir içgörüden ya da dipsiz bir içsel kuyudan ziyade ötekini gören, nesneyi duyumsayan bu şiirin kendi zenginliğine sahip olduğunu düşündüm.
Lise mezuniyetinden bahsederken süveterim ve bir iki şey hâla duruyor, o kadar zaman geçmiş olamaz diyerek zaman ile kurduğu bağı dahi nesneler üzerinden nasıl taze ve sade şekilde inşa ettiğini hissettim mesela. Böyle bir zaman algısına sahip olmanın olumlu yanlarını düşündüm.
Okurken ister istemez Walt Whitman çağrışımı yaptı. İkisinin bende yarattığı his biraz tezat. Zihnimde kavga ettiklerini hayal ettim. Ashbery kibar ve tane tane konuşurken, Whitman'ın ''Ben kötülüğün şiirini de yazıyorum, o tarafı da kutluyorum'' diyişi.
Okuma kütüğünden (reading slumpı türkçeleştirme kararı aldım) çıkmama vesile olduğunu düşünüyorum biraz şiirin. Bunun üzerine bir İsmet Özel iyi giderdi diyerek noktalıyorum.
Çağdaş Türk bilimkurgusunun kadın bakışından süzülen yenilikçi anlatılarını bir araya getirerek yalnızca hayal gücünü değil aynı zamanda toplumsal bilinçaltımızı da yokluyor. Yapay zekânın denetimden çıkabileceği olasılıklarla açılan Sümerli rahibelerden, cinsiyetin ötesine geçen uzaylılarla yapılan ilk temasa; hafıza boşlukları, kimlik dönüşümleri ve genetik devrimler eşliğinde şekillenen bu öyküler, teknolojik ütopyaların arkasındaki insanî çatlakları da ifşa ediyor. Kadın yazarların kaleminden çıkan bu öyküler, bilimkurgunun hem edebi hem felsefi potansiyelini cesurca sergileyerek Türkiye’nin bilimkurgu evreninin gelişimini sağlaması için özgün bir katkı sunuyor.
Sümer Rahibesi (Özlem ERTAN); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde yapay zeka destekli bilgisayar oyunlarında mitlerden beslendiği bir dönemde geçiyor. Ay Savaşçısı Türk uyarlamasında Beril'in eşdeğeri olabilecek Sümer Fahişesi Puabi'nin yapay zeka sayesinde kontrolde çıkabileceğini gözler önüne seriliyor. Öykü okudukça kullanılan teknoloji yerine Megaman animesinde geçen boyutsal alan denilen dışbükey şeklindeki yarım cam kürenin içinde üç boyutlu alan şeklindeki oyun teknolojisi geliştirebilir. Boyutsal alana USB soketi gibi bir teknoloji araçla entegre olunabilinir.
İnsanca Bir Ziyaret (Seran DEMİRAL); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde insanları ziyarete gelen kabulgan (şekil değiştiren) uzaylı türü, insanların içinde cinsiyet ayrımı yapmadan erdişi olarak onlarla ilk teması gerçekleştirince hayalleri birbir kırıldı çünkü insanlar, istediklerine göre cinsiyete dönüşen uzaylıya aşkı ve sevgiyi cinsellik üzerinde anlatmışlar. Aslında burada kendimize bir öz eleştiriyi yapmalıyız çünkü kendi sorunlarımızdan kaçmayı beceriyoruz ve bu da bizi geliştiremiyor. Belki de kadınların erkekleri nasıl gördüklerini bu
"Ve aç bir kurttur yaşamak, dibinde fincanın, kemirir günlerimizi, ya da bir bataklık. Oysa ak ve çiçeklidir fincanın dışı ve demir atılmaz bataklığa."
(Sayfa: 9)
Her biri ayrı güzel 17 kısa hikayenin bir araya gelmesiyle oluşmuş harikulade kitaptı.
Ferhan Şensoy tarzını beğenen okurlar için ideal bir seçim olur. Hikayeler Ferhan ustanın eşsiz benzetme ve tanımlamaları ile dolu..
Kurduğu devrik cümleler okuru yorsa da, Ferhan Şensoy'un 17 kısa hikayeden oluşan kitabı Düşbükü. Fikri Sabit öyküsüyle uzun zaman zihnime kazınmış oldu.
Yazarın, 'Kitabın Parasız Eki' olarak tanımladığı son bölümünde, 1968-1970 yılları arasında yazılmış ve Yeni Ufuklar ile Soyut dergilerinde yayınlanmış 4 hikayesi de bulunuyor.
Ferhan şensoy gerçekten kendi diline hakim bir insanmış kendine özgü mizahi bir dili varmış bu 3. Kitabım ondan çok beğendim.Ama bazı şeylere duyarlıysanız tavsiye etmem