Işığın Rehberi’ni ilk olarak arka kapak yazısından etkilenerek almıştım. Daha en başta dikkat çekici, merak uyandıran ve okuru içine çağıran bir tanıtımla karşılaşıyorsunuz. Çoğu zaman arka kapak yazıları eserin kendisinden daha iddialı olabilir; ancak bu kitapta tam tersine, eserin içeriği ve bütünlüğü, arka kapakta uyandırdığı merakı karşılamakla kalmıyor, onu daha da ileri taşıyor. Kitap, ilk sayfalardan itibaren okurunu içine çekmeyi başarıyor ve bu yönüyle gerçekten güçlü bir okuma deneyimi sunuyor.
Eserin en belirgin taraflarından biri, son derece akıcı bir anlatıma sahip olması. Kitap ilerledikçe merak duygusu diri kalıyor; anlatı ritmini kaybetmiyor; olaylar ve düşünsel arka plan bir arada ilerleyerek okuru metnin içinde tutuyor. Bu nedenle okurken sıkılma ya da metinden kopma hissi oluşmuyor. Aksine, insan sayfalar ilerledikçe kitabın akışına kendisini daha fazla kaptırıyor. Ben de bu yüzden kitabı bir gün içinde bitirdim. Bu da eserin yalnızca dikkat çekici değil, aynı zamanda okuru sonuna kadar taşıyabilen bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Arka kapak yazısını okuduğunuzda, daha çok bilim kurgu ya da fantastik yönü baskın bir eserle karşılaşacağınızı düşünebiliyorsunuz. Gerçekten de kitapta bu tür çağrışımlar uyandıran unsurlar mevcut. Ancak eser yalnızca bu yönüyle okunacak bir metin değil. Hatta bana göre kitabın asıl ağırlık merkezi burada yer almıyor. Çünkü Işığın Rehberi, kurduğu atmosferin ve yer verdiği sıra dışı unsurların ötesinde, temelde insanı, insanın hayat karşısındaki duruşunu, ahlakını, ilkelerini ve varoluşla kurduğu bağı sorgulatan bir eser niteliği taşıyor.
Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de, ölümsüzlük fikrini yalnızca fiziksel ya da maddi bir arayış olarak bırakmaması. Karakterlerin ölümsüzlüğe ulaşma arzusu, ilk bakışta