Yazarin kalemi ile Hizmetçi serisiyle tanıştım ve o günden beri kendimi onun kurduğu psikolojik gerilim dünyasının içinde buluyorum. Hizmetçi, İş Arkadaşı, Kilitli Kapı derken sıra D Koğuşu'na geldi.
Yazarın kaleminde en sevdiğim şeylerden biri, okuru sürekli tetikte tutmasi. Olayların gidişatını çözdüğünü düşündüğün anda ortaya çıkan yeni bir detay, bütün tahminlerini yeniden gözden geçirmene neden oluyor. D Koğuşu da o alıştığım sürükleyici anlatımı ve ters köşeleri son sayfaya kadar koruyan bir kitaptı.
Düşünsenize, gecenin bir yarısı, dış dünyayla bağlantınızın kesildiği kilitli bir psikiyatri koğuşundasınız. yada bosverin dusunmeyin, fena tedirgin ediciydi
Etrafınızdaki insanların hangisinin gerçeği söylediğinden de emin değilsiniz. Amy'nin yaşadığı bu uzun gece boyunca ben de sayfaları büyük bir merak ve gerginlikle çevirdim. Çünkü her yeni bölüm, cevaptan çok yeni bir soru bıraktı..
Her şey sıradan bir gece nöbeti gibi başlıyor. Fakat D Koğuşu'nun ağır kapıları kapandığında, Amy için geri dönüşü olmayan bir gece de başlamış oluyor. Koridorlarda dolaşan sırlar, geçmişten gelen hesaplaşmalar ve giderek artan belirsizlik hissi, kitabın gerilimini sayfa sayfa yükseltiyordu. Tam olayları çözdüğünüzü düşündüğünüz anda ise yazar yine sahneye çıkıp bütün tahminlerinizi altüst ediyor, sanırım bu yazarın en sevdigi şey
Kitabi okurken, bir an bile rahat hissetmedim kendimi. Sürekli bir şeylerin ters gideceğini tahmin ediyorum ama neyin ne zaman ortaya çıkacağını kestiremiyorum. Ve belkide Freida McFadden'ın kitaplarını bu kadar sevmemin nedeni de tamda bu. okuru hikâyenin içine çekip onunla birlikte şüphelenmeye, sorgulamaya ve şaşırmaya zorlaması.
Sessizlikte okuyorken seslere kulak karartmak, arkanızı kollamak kaçınılmaz bu kitabıyla da..