Evli Bir Adamın Sessiz İtirafı..
Sana en çok geceler yakışıyor sanırım, çünkü ben en çok gecelerde sana yeniliyorum. İmkansız olduğunu bile bile sevdim seni, sanki kader, “dokunma” demek için yaratmış bizi… ben yine de dokundum, bakışlarımla, düşüncelerimle, içime gömdüğüm adınla. Evliyim ben.. Bu cümle bir duvar gibi aramıza değil, içime kurulmuş bir mahkeme gibi duruyor. Gölgem bile düşse kıskanırım seni; bir başkasının gülüşünde adını duysam bile içim daralır, sanki dünya seni benden çalıyormuş gibi. Ben sana bir hayat vadetmiyorum, çünkü benim hayatım zaten ikiye bölünmüş durumda: bir tarafım “sorumluluk”, bir tarafım senin adını fısıldayan yasak. Bazen düşünüyorum, seni sevmek bir hata mıydı yoksa benim gerçeğim mi… Seni kimseyle paylaşmak istemiyorum… ama sahip de olamıyorum. İşte en ağır yer burası: insan bazen sadece “olamamak”la yanıyor.
Ruhları yorulmuş, birbirine değmeyen insanlar gibiydi herkes. Sanki herkes kendi içine duvar örmüştü.
İnsan ve Duygular
Reklam
Akıncı il gazi bey çeşitli yolsuzluklarda bulunanlar, tapınak soyan, insan tüccarlığı yapan, duvar delen, soygunculuk, hırsızlık edenler, işledikleri suçlara göre ad alırlar. Soner A. Soner A. ­İl Gazi Bey Akıncı Beyiydi Pek çok kale ehline emanet edilmişti Seslendi yeniçeri ağasına Dursun çavuş bilir ne gelir başına Yolsuzluklar yapanın mescitler soyanın Dursun çavuş dediki elbet bilirim ağam Soygunculuk edenler cana kıyan İnsan soysuzdur çulsuzdur ruhsuzdur Onun korkusu yoktur Cenabı Haktan Hiç bir insana haksızlık yapılmaz Onlar işledikleri suçlara göre yargılanır Her insan kendi mükâfatını cezasını alır Bilal emmi hırsızlık yapmış ah almıştı Osmanlıda ah almanın cezası yanmaktı İnsan tutacaktı bir mekânı ıslah edecekti Tarihin tanıkları idi kaleler Günde yüz kere yüzler sürmeli Dua etmeliydi O sultanı görmek için Getirin dedi İl Gazi Bey Suçlu Bilal Emmi çıkarıldı huzuru divana İl Gazi Bey sordu Çamlıhemşinde Akıyordu fırtına deresi sessizce Kaleler surlar şahitti yaptıklarıma
Din
Yıl 2026, Ama Zihniyet Hâlâ Karanlık!
Değerli 1000Kitap Ahalisi, Akışta karşıma çıkan "Kadın evde oturmalı, çalışmamalı, sadece eşine hizmet etmeli" zihniyetindeki bir iletiye karşı sessiz kalmak mümkün değil. Kadını sadece dört duvar arasına bir erkeğin hizmetine sığdırmaya çalışan bu bakış açısını esefle karşılıyorum. Kadın, bir erkeğin hayatını kolaylaştırmak için var olan bir "hizmet elemanı" ya da korunmaya muhtaç "zayıf" bir varlık değildir. Kadın; aklıyla, ruhuyla, şefkatiyle ve muazzam iradesiyle bu dünyayı güzelleştiren, hayatın bizzat kendisini doğuran en değerli varlıktır. Onu "naif" diyerek küçümseyenler yanılıyorlar kadının zarafeti zayıflığından değil asaletindendir. O zarif duruşun arkasında, hem dışarıda üretip dünyayı değiştirecek hem de yuvasına can verecek sarsılmaz bir güç yatar. Kadını eve hapsetmeye çalışarak toplumun yarısını karanlıkta bırakamazsınız. Şunu herkes aklına kazısın: Kadın kendi sınırlarını kendisi çizer. İstediği her alanda var olur ve kafasına koyduğu her şeyi başarır.
Kadın Olmak
Penceresinin önüne beton duvar örenler güzellikleri gözden kaçırırlar
Deniz
Dostoyevski'nin "Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa, kendimi parçalayacak değilim elbette ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem " sözü.. Voltaire'nin "Ben düşmanlarımla başa çıkabilirim. Tanrı beni dostlarımın kötülüğünden korusun" sözü ile daha da bir anlam kazanıyor..
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam