O kutsal yaşama direnci,senin asil ruhunda mevcut.
İnsan yaşadığı her zorluğu bir tükenmişlik olarak görmemeli. Yaşadığınız zorluklar ya da hayal kırıklıkları sizi yıkabilir; fakat oradan tekrar ayağa kalkacak gücü kendi içinizde bulduğunuzda, daha güçlü ve yıkılmaz bir varlık haline gelirsiniz. O yaşadığınız ve sizi yıkan zorluk, aslında kendi içinizden kendinizi doğurmanıza vesile olur.Böylece geçmişte sizi sarsan, yıkan zorluklar yeni benliğinizi inşa eder. Daha sağlam ve yıkılmaz bir içsel koruyucu duvar örerek aynı yerden tekrar yaralanmamanızı sağlar. Bu yüzden içsel hayat mekanizmanıza güvenin. Hayatınız değerli; onu birlikte büyüyüp zenginleşeceğiniz, hayat kalitenizi yükseltip mutlu olacağınız insanlara adayın.:)
Duygu ve Düşünce
Memleket Üzerine
Memleket ne dünyaya gözümüzü açtığımız ne de yaşamaya çalıştığımız o yerdir. Memleket ne ana yurdumuz, ne baba ocağımız, ne de içinde yetim gibi yaşadığımız o yaban şehirdir. Uzun yıllar tek başına, ailesinden uzakta yaşamış olanlar, ait olmamanın ne demek olduğunu çok iyi bilir. Ailemizin şehrine gittiğimizde, her yanını bildiğimiz o şehirde hissettiğimiz ve bizi saran yabancılık duygusu nasıl tarif edilir? Bir zamanlar bir olduğumuzla el olmak gibi; her yanını bildiğimizle bir daha birbirimizin olmayacağını bilmek gibi biraz da suçluluk belki. Yaşadığımız şehre döndüğümüzde hissettiğimiz huzur, oraya alışmış olmamızdandır, düzenimizdendir. İkisinde de sevdiklerimiz vardır; mutluluğu da huzuru da, mutsuzluğu da derdi de buluruz. İnsani şeylerin hepsi vardır içlerinde ama ait değilizdir; ayaklarımız yere değmez, aldığımız nefes bizim değilmiş gibidir; her an gidecek bir misafirmişiz gibi hissederiz. Bazen orası tam ama sen ait değilmişsin gibi gelir. Bazen fazlaymışsın, o şehir seni kusuyormuş gibi; bazen kalabalığın içinde kendimizi küçük bir zerre gibi hissederiz. Bazen de büyüğüzdür, sanki o şehre sığamıyormuşuz gibi. Yurdumuz, ülkemiz, vatanımız bellidir ama asıl memleketimiz neresidir? Anladım ki memleket dediğimiz, sevdiğimizin yanıdır. Metropol, küçük şehir, kasaba ya da dağ başındaki küçük bir köy fark etmez. Hepsinin kendine göre zorlukları vardır ama aidiyet hissinin yarattığı boşlukla yaşamayı başarmış olanlar, bu zorluklara da göğüs gerebilirler. Onlar evin dört duvar olmadığını, evin içinde birlikte yaşadıklarımız olduğunu bilirler. İşte şehirler de evler gibidir. Memleket dediğimiz, sevdiğimizin yanıdır. İnsan ilişkilerinde bağ kurabiliriz ama ait olma hissini yaşayamayız. Sevdiğimiz kişiyle sevmek, sevilmek, birlikte mutlu ve huzurlu olmak değil;
Duygu ve Düşünce
Reklam
Her şeyi unutabilirim ama gecenin beşinde duvar dibine çöküp "kalbim ağrıyor Allah'ım yardım et" diye ağladığımı asla..
DOSTUM SAYE (BÖLÜM 4 SON)
İzmir’e, o beklediğim taze başlangıca vardığımda güneş batıyordu. Kordon’un turuncu ışıkları denizin üzerinde dans ederken, Ziba’nın bahsettiği kafeyi buldum. Kalbimdeki heyecan, yerini yavaş yavaş garip bir huzursuzluğa bırakıyordu. Kafenin bahçesinde, denize karşı tek başına oturuyordu. Beni fark ettiğinde yüzünde beliren ifade beklediğim o sıcak karşılama değildi. Yüzünde, bir şeylerin ters gittiğini haykıran, hüzünlü bir tebessüm vardı. Yanına vardım, sandalyeyi çekip oturdum. "Ziba?" dedim, sesimdeki umut titrek bir yaprak gibiydi. Ziba, gözlerini benden kaçırıp denizin derinliklerine dikti. "Gelmen ne kadar cesurca," dedi. Sesi, sanki aramızda aşılması imkansız bir duvar varmış gibi mesafeliydi. "Ama bazen, yeni bir melodiye yer açmak için önce o alanı tamamen boşaltmak gerekir. Sen zihnindeki şarkıları kapattığını söyledin; ama ben artık yeni melodileri değil, sadece sessizliği dinlemek istiyorum." Çantamdan çıkardığım o temiz sayfa, sanki bir anda görünmez bir mürekkeple karardı. "Anlamıyorum," dedim, sesim çatallanarak. Ziba yavaşça ayağa kalktı. "Senin aradığın şey bir başlangıç," dedi gözleri dolarak. "Benim ise aradığım, bir son. Senin hayatındaki o büyük ağırlıktan kurtulup yeni bir ışığa yürüme isteğin, benim ruhumdaki o derin yorgunlukla asla örtüşmüyor. Sen yaşama tutunmaya çalışıyorsun, ben ise sadece akışa bırakmaya... Biz aynı yöne değil, birbirimize zıt kutuplara bakıyoruz." Arkasını dönüp Kordon’un kalabalığına karışmadan önce son kez duraksadı. "O melodiyi hiç başlatmamalıydın," dedi. "Çünkü bazı insanlar güneşli günleri sevmez, onlar sadece akşam karanlığının getirdiği o soğuk huzuru arar. Sen o güneşin ta kendisisin, bense çoktan gölgede kalmış biriyim." Gözden kaybolduğunda, martı sesleri artık bir şarkı gibi değil, bir çığlık gibi geliyordu.
Kalın mı kalın bir duvar örülü şimdi, Tüm geçmiş ile gelecek arasında. Sıkışmış, nefessiz, çaresiz, yapayalnız…
Her şey yerli yerinde sanılır, çatı çökmemiş, duvar eğilmemiş, sözüm kırık değil, yüzüm dağılmamış... Lakin içimde kimsenin görmediği bir sütun sessizce çatlamış...
Reklam
Reklam