Zaten bütün ömrüm dört duvar arasında geçti.
Sayfa 15 - Kırmızı Kedi·Kitabı okuyor
Ayrıca köyde insanların isimleri sülalede hatırlanan en eski atanın adıyla başlardı, bu bazen iki asır öncesine kadar uzanırdı. Örneğin babamın adı Nedaylko- Rus-Kolyo- Dinyov- Gergev Dinyo idi. Yazılı kayıt tutulmadığından, buralarda sözlü soy kütükleri böyle oluşurdu. Böylece, tekrarlanarak, kuşaklar boyunca en eski ata hatırlanırdı; bu örnekte Nedyalko diye biri, Troyan Balkanı civarından başka duvar işçileriyle birlikte buraya, güneye, çalışmaya gelip burada kalan bir ev ustası. On sekizinci yüzyılın sonlarıymış. Hakkında bilinen tek şey buydu. Tek isim.
Sayfa 182 - Metis Yayınları
Reklam
"Yirminci yüzyıl sona er­mek üzere. Yeni bir çağ açılacak. Belki devrim çoktan başladı sürüyor da bizler farkında değiliz. Üzerimize öyle bir duvar yıkıldı ki, olup biteni anlayamamamızı hoş gör." "O duvar bizi hiç ilgilendirmiyor. Berlin Duva­rı'ndan söz ediyorsanız, ikisi de insanları ezen iki erk odağının insanlara karşı işlediği büyük bir suçtan ibaret­ti. Özgürlükleri yok ederek özgür bir dünya kurabile­ceğinize nasıl inandınız? Aslında, duvarın yıkılışına se­vinmeniz, bayram etmeniz gerekiyordu, yas tutmak de­ğil."
Sayfa 148 - 3. Baskı, 1998·Kitabı okuyor
"Duvar yıkıldığında, oradaydım, Berlin'de. Önce şaşkınlık, sonra kuşku, sonra korku, sonra çözülme. Sizler burada uzaktan izlediniz. Ben, biz içindeydik. Teslim olan Bükreş'i gördüm, Moskova'yı, Prag'ı gördüm. Çözülmeyi, dağılmayı, çöküşü yaşadım. Çöken sistemin bütün yanlışları, suçları, cinayetleri üstümüze yükleniyordu. Bir zamanlar onur ve gururla taşıdığımız kimliklerimizden utanç duymamız için her şey yapılıyordu. Sonra inkâr fırtınası başladı. İnsanlar, insanlarımız, o güne kadar savunup inandıkları, uğruna yaşayıp uğruna ölümü göze aldıkları ne varsa hepsini inkâr etmeye başladılar. Sorgulamaya bile gerek görmeden, kimliklerini yok ederek, adeta intihar eder gibi, tüm doğrularına yanlış dediler. Ve bunu ne kadar acımasız ne kadar acıtarak yaparlarsa, kendilerini o kadar arınmış hissettiler. "Belki sormam bile gerekmiyor ama, ya sen? Sen inkâr edemezdin. Ben nasıl dönemezsem, sen de dönemezdin." "Dönmek tam nedir bilmiyorum. Karşı safta yer alsa, hayır, bunu yapamazdım. Ahlaki açıdan falan değil. Karşı safın daha namussuz, daha acımasız, daha çirkin olduğunu bildiğim için. İlk zamanlar dayanamayacağımı sandım. İnsanın etik tutarlılığının intiharı gerektirdiğini düşündüm. Her şeyin bulanık, belirsiz olduğu ilk günler geçince, özellikle Doğu Almanya'da bir intihar dalgası yaşandı. Daha sonra Batı'ya da sıçradı. Tanıdığım yaşlı bir Alman komünist işçi vardı. Onu hiç unutmuyorum. Kendini çöp öğüten makinelerden birine attı. İnanılır gibi değil, ama yaptı bunu. Bir cinnet anındaydı kuşkusuz. Ama biçimi ne olursa olsun, o da benim gibi, intiharın tutarlılık olduğunu düşünmüştü. Çevremde dostlarım, yoldaşlarım, partili arkadaşlarım bir bir teslim oluyorlardı. Bir zamanlar gururla, bir üstünlük ve namus belgesi gibi taşınan rozetler, bayraklar, parti üyelikleri,
Sayfa 137 - 3. Baskı, 1998·Kitabı okuyor
Şu dağlarda kar olsaydım... Bir asi rüzgâr olsaydım... Arar bulur muydun beni, Sahipsiz mezar olsaydım? Şu yangında har olsaydım... Ağlayıp bizar olsaydım... Belki yaslanırdın bana, Mahpusta duvar olsaydım... Şu bozkırda han olsaydım, Yıkık, perişan olsaydım... Yine sever miydin beni, Simsiyah duman olsaydım? Şu yarada kan olsaydım, Dökülüp ziyan olsaydım... Bu dünyada yerim yokmuş, Keşke bir yalan olsaydım!..
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Alıntı
Demek şimdi gidiyorsun...
Demek şimdi gidiyorsun; Sonunda bizi de çökertiyor Bu kancık zelzele!.. Demek şimdi gidiyorsun; Yıkılan bir duvar gibi Ömrüme devrile devrile... Demek mecburi istikametlerin, Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında; — Oy benim yaralım... maralım — Demek şimdi gidiyorsun, Ve bana bir tek seçenek kalıyor: Güle güle!.. Güle güle!.. Beni öldürüyorsun, git... Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim... Bakma, git! Kafamı yumruklayıp ardın sıra ağlarsam, namerdim!..
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam