«Ah, bizim insanlarımızın yaptıkları tek şey, başlarını duvarlara vurmaktır, zencilerin bütün yapabildikleri budur. Zenciler, yoksullar, hepsi aynıdır, başlarının içinde çığlıklar vardır, o çığlıkları duvarlara vururlar, hangi duvar olursa olsun.»
Bazen kurgu yazma dürtüsünün akıl karışıklığına, hatta deliliğe karşı bir duvar örmek olduğunu düşünürdü. O çok değerli şeyi yüreklerinde değil, akıllarında bulan insanların yapmak zorunda olduğu bir şeydi..
Caynacılar hiç kimsenin gerçegin bütunünü göremeyeceğini kabul ederek, gerçeği görme ve deneyimlemenin farklı yollarına saygı duydular.
Bu öğretiyi anlatmak için altı körün öyküsünü anlattılar: Filin vücudunun farklı parçalarına dokunarak onu tarif etmeleri istenir. Filin bacağına dokunan, onun bir sütun gibi olduğunu söyler.
Kuyruğuna dokunan, onun bir halat gibi olduğunu söyler. Hortumuna dokunan, onun bir ağaç dalı gibi olduğunu söyler. Kulağına dokunan, onun bir yelpaze gibi olduğunu söyler. Ellerini filin karnında gezdiren, onun duvar gibi olduğunu söyler. Fildişine dokunansa, onun sert bir boru gibi olduğunu söyler. Öğretmenleri onlara bütün bu tariflerin doğru olduğunu ama filin tamamını değil sadece bir parçasını anlattığını açıklar. Bu öyküden çıkarılacak ders, insanların gerçekliği kavrayışının sınırlı oluşudur. İnsanlar tamamen kör olmayabilir ama gerçekliği sadece bir tek açıdan görebilir.
Bütün resmi gördüklerini iddia edip herkesi aynı şekilde bakmaya zorlamadıkça bu bir sorun teşkil etmez..
Eskiden bu duvarın üzerinde antik bir dilde yazılmış cümleler var sanırdım. Bu anlaşılmaz yazılarla heybetli duvar daha da etkileyici görünürdü. Onların hiçbir anlamı olmayan çatlak sıva çizgileri olduğunu kavradığım yaşlara geldiğimde zaten dünya hepten büyüsünü yitirmişti.
İbrahim aleyhisselam, İsmail aleyhisselamla birlikte Kabe’nin duvarlarını yükseltirken İbrahim aleyhisselam’ın uzanıp yerden taş alması ve duvara kaldırması zorlaşınca İsmail aleyhisselam, bir taş getirip İbrahim aleyhisselamın ayağının altına koymuş, o da onun üzerinde dikilerek duvar örme işine devam etmişti. Kabe’nin inşası sona erinceye kadar bu iskele taş, köşelerde dolaştırılmış durmuştu. İşte İbrahim aleyhisselam’ın üzerinde durduğu bu taşa “Makam-ı İbrahim” adı verilmiştir.