Beni bırakan insanlar, gelen ve giden kadınlar oldu, her defasında odada oturmuş camın dışındaki yağmuru seyreden biri gibi hissettim kendimi; doğrudan yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum.
"Yarabbi! Derunumu her dem tazyik eden bu derin hüzün nedir? Seninle benim arama giren, karanlık duvarların gölgesi midir? Onu nasıl yıkıp senin nuruna kavuşayım? Bu karanlık duvar nedir?"
Özgür olduğumuzu, özgürlükle aramızda bir duvar olduğunu, istediğimiz zaman bu duvarı bir omuz atıp yıkabileceğimizi sanıyorduk. Şiddetle yanılıyorduk. Özgürlük çok tatlı bir yanılsama, insanın hayal etmekten vazgeçemediği imkânsız bir fanteziydi.