Duygu Ergün

Duygu Ergün
@duyguergunn
Benim de içinde bulunduğum Lisan-ı Kalp adlı antolojiyi almak için bkmkitap.com/lisan-i-kalp Tıklayın
Yazar
Üniversite
Kuşadası
130 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
9/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2022 22:58
Öncelikle kitabı aşırı beğendim.Türünün hakkını gerçekten vermiş. Tess Gerritsen zaten sevdiğim ve okuduğum bir yazardı. Fakat bu kitabı okumayı uzay konulu kitapların çoğunu klişe bulup beğenemediğim için hep ertelemiştim. Ve okumaya karar verdiğimde ise daha önce okumayı reddedip ön yargılı davrandığım için kendime kızdım. Kitabın konusu; uzayda başlayıp tüm Dünya'yı tehlike altına alan bir virüsün, ya da bir salgının çünkü tam olarak ne diyeceğimi bilmiyorum, NASA'da diğer şirketlerde büyük bir gerilime sebep olması ve olayların oldukça hızlı, akıcı, sürükleyici ve bir o kadar da korkutucu bir şekilde gelişmesi diyebilirim. Normalde yazarın, Tess Gerritsen'in, tarzı olmayan bir konu aslında. Genellikle gerilim-polisiye ya da suç-polisiye diyebileceğimiz türler yazan ve bu türlerde eser verirken de kendi bölümleri olan antropoloji ve tıbbı kullanan bir yazardır kendisi. Fakat bu romanı yazarak hem kendini hem de okurlarını şaşırtmayı başarmış. Doğrusunu konuşmak gerekirse kitabın giriş kısmı, ilk bölümü, çok dikkatimi çekmedi. Hatta biraz silik buldum diyebilirim ki bu da kitaba karşı anlaşılan çok güzel bir kitap değil, bakışı kazanmamı sağlamıştı ilk başlarda. Fakat bir on ya da on beş sayfa okuduktan sonra kitabın gayet sardığını fark ettim. Özellikle 'Kalkış' bölümündeki, yani giriş kısmından sonraki asıl olayların başladığı bölüm, ters köşeler çok güzeldi. En sevdiğim karakter Emma oldu. Ve özellikle Emma ile Jack'in ilişkisini çok beğendim. Ayrıca kitaptaki her şey gerçek bilgilerden oluşuyor. Ve kitabın yazılmasında NASA'nın, Johnson Uzay Merkezi'nin, astronotların ve uzay merkezlerinde çalışan diğer tüm mürrettebatların katkısı da var. Bir sürü mesleki terimler geçiyor romanda. Okurken aynı zamanda da öğrendim. Çok araştırma yaparak okumam gerekse ve
1000Kitap
YörüngeTess Gerritsen · Martı Yayınları · 20203,380 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2022 23:48
Mehmet Rauf'tan okuduğum ikinci kitaptı. Beğendim diyebilirim. Üslubu güzel, klasik bir romantizm eseriydi. Tabi döneminin tarzını, düşüncesini yansıttığı için beğenmediğim, bana ters gelen yerler oldu fakat genel olarak güzeldi. Pertev Bey'in Müjgan'ı derin bir saygıyla sevmesi ve duygularının arkasında durması gayet hoştu. Yer yer onu savunması da hoşuma gitti. Kişilik analizleri tatmin ediciydi. Ve betimlemeler... Ah, o betimlemeler ne güzeldi. Bir an Müjgan'ı karşımda gördüm. Onun o ağırbaşlı ve çekingen halini izledim, fevri tavırlarıyla kalkıp gidişine hayran kaldım. Özellikle Pertev'in gözünden Müjgan'ın böyle güzel tasvir edilmesi çok hoşuma gitti. Ayrıca bir günce ya da mektup gibi, ya da belli saat aralıklarıyla kaydedilmiş kasetler gibi, bir anlatımın olması; Pertev Bey'in kendisinin, bütün olanlarını bir arkadaşına anlatıyormuş gibi bir vibe'ın verilmesi çok güzeldi. Fakat tek sıkıntı, Müjgan'ı bir böğürtlen olarak tasvir ederken, ki bunda hiçbir sorun yok çünkü gayet hoşuma gitti, onun sürekli bir eğitim görmediği için hırçın olduğunun söylenmesiydi. Pertev Bey'in ona, sevilmediği için böyle, gibi bir yaklaşımla yanaşması hoş değildi. Ayrıca çayırlık gibi bir tepeye akşam gezmesine çıktıklarında da, sırf kendi duyguları için Müjgan'ın üstüne gidip onu ağlatması da hoş değildi. Ki bu, diğerlerinin gözünde, yani la truva gras'ların gözünde, Müjgan'ı daha da kötü gösteriyordu ( zaten kızı sevmiyor ve onu dışlıyorlardı, bu da yani Pertev Bey'in sürekli kendi duygularına kapılıp tekrar tekrar ilanı aşk etmesinden dolayı Müjgan'ın çekinip kaçması, daha soğuk biri olmaya çalışması, Müjgan'ı daha da çok sevmemelerini sağladı). Ve Müjgan ile Pertev Bey'in evlenmesi de biraz zorla anlatılmış gibi geldi bana. Tüm bunların haricinde iç ısıtan, güzel bir aşk
1000Kitap
BöğürtlenMehmet Rauf · Bordo Siyah Yayınları · 20121,715 okunma
1/10
·176 syf.··
2021 26. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2021 19:17
Kitabı beğenmedim. Öncelikle kitap hiç akıcı değil ve gerçek bir konusu yok gibi. Hiç bir şekilde okunmuyor, gelişmiyor ve içindeki hikâyeler sanki birbiriyle bağlantılı değil. Ben okurken çok sıkıldım ve açıkçası kitabı hiç anlamadım. Çok uzun bir sürede bitirdim kitabı ve bu da başka kitaplar okumama engel oldu. Reading slump'a girdim resmen. Ama yine de kitabı sadece benim anlamadığıma ve kitabın aslında güzel olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü bilmiyorsunuz ki bazı şeylerin güzelliğini anlamak için - özellikle de sanat eserlerinin, kitapların- belli bir olgunluğa erişmemiz gerekir. Ve tabii ki olgunluğun yanında bir de doğru zaman, mekan ve temiz zihin de çok önemlidir. O yüzden kendimi olduğunca bu kitabı anlayacak edebi olgunluğa erişmediğime inandırmak istiyorum. Yazar Murat Yalçın, kelimeler ile oynamış ve çoğu hikayede köy ağzı, şivesi (artık ne denirse) kullanmış. Hatta bazı kelimeleri biraz uydurmuş gibi de diyebilirim (çünkü bazıları gerçekten öyle gözüküyor). Ayrıca yazar, tam olarak neyi anlatmaya çalıştıysa onun üzerinde de oynamış. Konu bozuk kaldırım taşları gibi. Sanki bir kahvehanede oturmuşsunuz da çağıl bir dayının konuşmasını dinliyorsunuz gibi. Aptal aptal diyaloglar - diyalog demeye şahit ister- ve açıklaması olmayan araya sıkıştırılmış kelimeler var. Mesela bir hikâyesinde her paragrafta anlamsız bir şekilde "kimlerdik?" yazıyor. Sonra bu soru değişiyor; kimleriz, kimlersiniz, kim vs... Ayrıca bir de Hazzapulo Köpeği diye bir şey var ki o da çok manasız. Neredeyse hiçbir hikayede doğru düzgün cümle yok. Cümle yerine saçma kelimeler var ve bu sürekli devam ediyor. Örneğin; Akşamüzeri, deniyor ve nokta konuyor fakat daha sonra bu kelimeyi yazar değiştirip, "Akşam üzer", yapıyor ve tekrar nokta konuyor. Sonra bu kelimeyi türetebildiği kadar
1000Kitap
Pera MeraMurat Yalçın (Editör) · Can Yayınları · 201726 okunma
1/10
·288 syf.··
2021 24. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2021 20:17
Her insanın ya da herhangi bir sanatla uğraşan her sanatçının edebiyat eseri ortaya koymasını doğru bulmuyorum. Kurduğum cümleden de anlaşılacağı gibi, kitabı beğenmedim. Konusu, yaşamak ya da yaşamalarına huzurluca son vermek için doğrulara, bir takım bilgilere ulaşmaya çalışan iki insanın, Latife ve Atilla'nın, tarih, kumpaslar, yalan dolan ve aşk ile birlikte karşılaşmaları ve bunun üzerine olayların gelişmesi diyebilirim. Öncelikle konu asla ama asla belli olmuyor, kitabın sayfalarını her çevirdiğinizde kafanızda, "Ben ne okuyorum, burada şu an ne anlatılıyor, olay ya da ana düşünce ne?" gibi bir sürü cevapsız soru beliriyor. Olaylar hiç gelişmiyor ve kitap çok uzun bir olay anlatmasa da, 286 sayfalık kısa bir roman olsa da asla kendisini okutmuyor. Üstelik dediğim gibi sadece 286 sayfalık kısa bir roman olmasına rağmen giriş kısmı ve olayların gelişmesi yani gelişme kısmı son derecede yavaş anlatılmış ve gereksiz yere uzun tutulmuş. Olayların tam olarak okuyucuya aktarıldığı, hatta daha doğrusu okuyucunun ortada bir olay olduğunu anladığı gelişme kısmı sayfa 132'den sonra başlıyor. Yani neredeyse kitabın yarısına geliyorsunuz ama hiçbir şey yok ortada. Ve ayrıca, 132. Sayfadan sonra da olaylar öyle doyurucu, akıcı bir şekilde gelişmiyor. Yine gıdım gıdım, yarım yumalak anlatılıyor. Okuyucuyu heyecanlandırayım, gizemli olayım, derken yazar aslında son derece abes ve sıkıcı oluyor. Bir başka şey de kitabın içinde çok sokak edebiyatı geçmesi. Ya da daha doğrusu sıradan ve hatta günümüzün eser niteliği taşımayan, abes cümleleri olan eserlerini adlandırdığımız şekilde "ergence" de diyebiliriz. Ortada bir hüzün var ama neden var tam belki değil. Süslü cümle kurup, betimleme, edebiyat yapayım derken gülünç aforizmalar çıkıyor ortaya. Karmaşık ve anlamsız cümleler
Edebiyat
Selanik'te SonbaharTuna Kiremitçi · Doğan Kitap · 2011349 okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2021 23. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2021 22:15
Hüseyin Rahmi Gürpınar benim favorimdir ki bu da boşuna değildir. Onun toplum olaylarını, psikolojiyi mizahla harmanlayıp ele alması ve okuyucuyu sıkmadan ama aynı zamanda da konudan çok uzaklaşmayıp işi cıvıltmadan yazması benim ona hayran olma sebebim diyebilirim. Kitabın konusu bildiğiniz gibi, adı da üzerinde, Gulyabaninin bir köşke dadanmasıyla başlıyor. Ve bu Gulyabani nedense sadece köşktekilere görünüyor, onlara işkence ediyor. Neyse ki sonunda Gulyabaninin foyası da boyası da ortaya çıkıyor. Gelelim eleştiriye. Öncelikle kitabı çok beğendim. Konusu zaten çok hoş, ilgi çekici. Bir de o zamanlara bakarak ( Serveti Fünun dönemi) çok değişik ve heyecanlı. Hele ki toplumcu gerçekçi bir yazardan beklenmeyen ama buna rağmen çok da güzel işlenmiş, anlatılmış bir konu. (Çünkü yazar okurlarını kıramayacak kadar da kibar biri.) En çok hoşuma giden şeyse eser de dedikodularla, hurafelelerle, şehir efsaneleriyle ve batıl inançlarla dalga geçilmesiydi. Ama tabii ki kitaptaki karakterlerin korkularını da yargılamıyorum. Sadece onların sorgulamadan körü körüne bağlanmalarını, inanmalarını yargılıyorum. Çünkü biliyorum ve biliyorsunuz ki biz insanların doğasında var bu inanma, tapma, bağlanma ve korkma. Onlar olmasa zaten yaşayamayız. Ayrıca araya sıkıştırılmış, "Korkularının üzerine git. Onları sorgula. Doğruyu öğrenmekten, araştırmaktan, sorgulamaktan ve inanmaktan korkma." mesajları da çok önemli ve güzeldi. Gerçekten de katıldığım mesajlardı. Kitabı okurken hiç sıkılmadım. Aksine kahkaha atarak okudum. Özellikle de o saçma sözlerden yazılmış türküler, maniler beni çok güldürdü. En sevdiğim diğer bir şey ise Muhsine'nin köşkün hanımına deli denmesine rağmen buna tam inanmaması ve onu, gerçeği hep merak etmesiydi. Eserin sonu da güzeldi. Ne kadar benim için çok
Edebiyat
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · İthaki Yayınları · 201518bin okunma