Mehmet Rauf'tan okuduğum ikinci kitaptı. Beğendim diyebilirim. Üslubu güzel, klasik bir romantizm eseriydi.
Tabi döneminin tarzını, düşüncesini yansıttığı için beğenmediğim, bana ters gelen yerler oldu fakat genel olarak güzeldi. Pertev Bey'in Müjgan'ı derin bir saygıyla sevmesi ve duygularının arkasında durması gayet hoştu. Yer yer onu savunması da hoşuma gitti.
Kişilik analizleri tatmin ediciydi. Ve betimlemeler... Ah, o betimlemeler ne güzeldi. Bir an Müjgan'ı karşımda gördüm. Onun o ağırbaşlı ve çekingen halini izledim, fevri tavırlarıyla kalkıp gidişine hayran kaldım. Özellikle Pertev'in gözünden Müjgan'ın böyle güzel tasvir edilmesi çok hoşuma gitti. Ayrıca bir günce ya da mektup gibi, ya da belli saat aralıklarıyla kaydedilmiş kasetler gibi, bir anlatımın olması; Pertev Bey'in kendisinin, bütün olanlarını bir arkadaşına anlatıyormuş gibi bir vibe'ın verilmesi çok güzeldi.
Fakat tek sıkıntı, Müjgan'ı bir böğürtlen olarak tasvir ederken, ki bunda hiçbir sorun yok çünkü gayet hoşuma gitti, onun sürekli bir eğitim görmediği için hırçın olduğunun söylenmesiydi. Pertev Bey'in ona, sevilmediği için böyle, gibi bir yaklaşımla yanaşması hoş değildi. Ayrıca çayırlık gibi bir tepeye akşam gezmesine çıktıklarında da, sırf kendi duyguları için Müjgan'ın üstüne gidip onu ağlatması da hoş değildi. Ki bu, diğerlerinin gözünde, yani la truva gras'ların gözünde, Müjgan'ı daha da kötü gösteriyordu ( zaten kızı sevmiyor ve onu dışlıyorlardı, bu da yani Pertev Bey'in sürekli kendi duygularına kapılıp tekrar tekrar ilanı aşk etmesinden dolayı Müjgan'ın çekinip kaçması, daha soğuk biri olmaya çalışması, Müjgan'ı daha da çok sevmemelerini sağladı). Ve Müjgan ile Pertev Bey'in evlenmesi de biraz zorla anlatılmış gibi geldi bana.
Tüm bunların haricinde iç ısıtan, güzel bir aşk