Kitabı beğenmedim.
Öncelikle kitap hiç akıcı değil ve gerçek bir konusu yok gibi. Hiç bir şekilde okunmuyor, gelişmiyor ve içindeki hikâyeler sanki birbiriyle bağlantılı değil. Ben okurken çok sıkıldım ve açıkçası kitabı hiç anlamadım. Çok uzun bir sürede bitirdim kitabı ve bu da başka kitaplar okumama engel oldu. Reading slump'a girdim resmen. Ama yine de kitabı sadece benim anlamadığıma ve kitabın aslında güzel olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü bilmiyorsunuz ki bazı şeylerin güzelliğini anlamak için - özellikle de sanat eserlerinin, kitapların- belli bir olgunluğa erişmemiz gerekir. Ve tabii ki olgunluğun yanında bir de doğru zaman, mekan ve temiz zihin de çok önemlidir. O yüzden kendimi olduğunca bu kitabı anlayacak edebi olgunluğa erişmediğime inandırmak istiyorum.
Yazar Murat Yalçın, kelimeler ile oynamış ve çoğu hikayede köy ağzı, şivesi (artık ne denirse) kullanmış. Hatta bazı kelimeleri biraz uydurmuş gibi de diyebilirim (çünkü bazıları gerçekten öyle gözüküyor). Ayrıca yazar, tam olarak neyi anlatmaya çalıştıysa onun üzerinde de oynamış. Konu bozuk kaldırım taşları gibi. Sanki bir kahvehanede oturmuşsunuz da çağıl bir dayının konuşmasını dinliyorsunuz gibi.
Aptal aptal diyaloglar - diyalog demeye şahit ister- ve açıklaması olmayan araya sıkıştırılmış kelimeler var. Mesela bir hikâyesinde her paragrafta anlamsız bir şekilde "kimlerdik?" yazıyor. Sonra bu soru değişiyor; kimleriz, kimlersiniz, kim vs... Ayrıca bir de Hazzapulo Köpeği diye bir şey var ki o da çok manasız.
Neredeyse hiçbir hikayede doğru düzgün cümle yok. Cümle yerine saçma kelimeler var ve bu sürekli devam ediyor. Örneğin; Akşamüzeri, deniyor ve nokta konuyor fakat daha sonra bu kelimeyi yazar değiştirip, "Akşam üzer", yapıyor ve tekrar nokta konuyor. Sonra bu kelimeyi türetebildiği kadar