Oğuz Atay Üzerine Notlar...
Oğuz Atay’ın edebiyatımızdaki büyüklüğü yalnızca “iyi romanlar yazmış” olmasından kaynaklanmaz; o, Türk romanının düşünme biçimini değiştiren yazarlardandır. Ondan önce Türk romanı büyük ölçüde toplumsal gerçekçilik, köy-kent çatışması, sınıf meselesi, Batılılaşma problemi, aile yapısı ve ahlakî çözülme gibi temalar çevresinde ilerliyordu. Bunlar elbette çok değerliydi; fakat Atay, romanı dış dünyanın aynası olmaktan çıkarıp zihnin, dilin, parçalanmış benliğin, ironinin ve bilinç akışının laboratuvarına çevirdi. Yani Atay’ın esas devrimi şudur: Türk romanında “ne anlatılıyor?” sorusunun yanına güçlü biçimde “nasıl anlatılıyor?” sorusunu koymuştur. Oğuz Atay, özellikle Tutunamayanlar ile Türk romanında alışılmış olay örgüsünü dağıttı. Klasik romanda genellikle bir olay vardır; kişiler bu olayın içinde gelişir, anlatıcı okuru belli bir çizgide taşır. Atay’da ise roman düz bir yol değildir; daha çok labirenttir. Mektuplar, ansiklopedik parçalar, günlükler, şarkılar, parodiler, iç konuşmalar, oyunlar, dipnotlar, başka metinlere göndermeler, sahte belgeler, yarım kalmış düşünceler ve zihinsel sapmalar bir araya gelir. Bu yüzden Tutunamayanlar yalnızca Selim Işık’ın ya da Turgut Özben’in hikâyesi değildir. Aynı zamanda Türk aydınının kendi kendisiyle hesaplaşmasının romanıdır. Atay, romanı “olay anlatma” sanatı olmaktan çıkarıp bilinç, dil, hafıza, kültür ve kimlik krizi anlatısına dönüştürdü. Bence çok kritik bir şey var burada: Atay, Türk romanına yalnızca yeni teknikler getirmedi; Türk insanının özellikle de Cumhuriyet sonrası aydınının içindeki çatlağı görünür kıldı. Oğuz Atay modern edebiyatımızda çoğu zaman modernist ve postmodernist romanın öncülerinden biri olarak anılır. Bazı kaynaklarda Tutunamayanlar, Türk romanında bilinçli postmodernist denemenin ilk büyük
Ben öyle aşağılanarak, laf atılarak ya da manipüle edilerek kendilerine çekebilecekleri biri değilim. Ben güzel ve saygılı davranan insanlara adım atan biriyim. Bana saygıyla yaklaşsınlar, onlar için camların üzerinde bile yürürüm; ama aksini yapsınlar, düz yolda bile onlarla yürümeyi reddederim. SARYA
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
HİKMETLER MÜ'MİNLERİNDİR, HER NEREDE...
Bir Müslümana Batılı bilimden bahsedildiğinde şöyle cevap verir: "Ne iman ederiz, ne inkâr ederiz!" İmân etmeyiz, çünkü Allah kelâmı değildir; değişir. İnkâr da etmeyiz, çünkü o sırada beşer zekâsının en yüksek verimidir. Bu itibarla: Bilim, Allah'ın yarattıklarında bir kanun keşfettiğinde ona imân edilmez; ama onunla amel edilir. Tâ ki, eskisini tadil eden yeni bir kanun gelinceye kadar. Meselâ bir bilgin atı ehlileştirdiğinde onunla amel edilir; ben eskisi gibi yaya yürüyeceğim, süvariye karşı piyadeyle savaşacağım diyemezsin. Ondan sonra bir bilgin de gelip motoru bulmuşsa, atı bırakıp otomobile biner, askerini de mekanize birlikler halinde düzenlersin. Bir bilgin güneşin konumuna göre kıbleyi tâyin ederse, onunla amel edersin. Sonra başka bir bilgin gelip pusulayı getirirse, öncekini bırakıp pusulayla kıbleni tâyin edersin. Demek ki bilimin verileri, bir imân konusu değil, fakat hayatın idamesi için gerekli ve geçerli olandır. Onları inkâr eden, onlara "hep yalan! hep uydurma!" diyen, "imân"dan yana da tartışmaya açıktır. Zîra Allah, Kitabı kendi seçtiği Peygamberlere, hikmeti ise taliplisine verir. Bu yüzden Kâinatın Efendisi şöyle buyurur (meâlen): "Hikmet müminin kaybettiği malıdır; nerede bulursa "bu benim" diyerek alır." Siz söyleyin kardeşim, hangi kavramla anlatalım? Pusulayı kafir Çinli icad etmiş, sen de onunla farz ibadetinin farz olan şartını yerine getiriyorsun. Buna "hikmet" gözüyle bakmış olmuyor musun yâni? Şunu da ekleyelim: Pusula ne Kur'ân'da açıkça tanımlanır, ne hadîslerde... Ne de onunla amel etmek emrolunur. Ama şudur: Hikmet Allah'ındır. Hakîm Olan Allah'ın hükmü dışında hiçbir hikmet cari olamaz. Onun için "hikmetler müminlerindir" denilmiştir; her nerede ihdas olunmuş olursa olsun... -Selim Gürselgil,
Hikmet ve Tefekkür
DÜNYA DÜZ MÜ, YUVARLAK MI?..
Dünyanın yuvarlak olduğu, âyetlerde ve hadîslerde geçmez. (çevremizde çok fazla düz dünyacı arkadaş olduğunu sezinliyorum.) Fakat Sahabeden bazıları (İbn-i Abbas gibi), Kur'ân'da geçen "felek" ve "tekvir" gibi ibarelerden yola çıkarak dünyanın yuvarlak olduğunu düşünüyorlardı. Bu fikir, Abbasiler döneminde, Batlamyus'un (bir çeşit akıl tanrısına inanan bir pagandı) eseri tercüme edilince tamamen yerleşti. O kadar ki, İbn-i Hazm, dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr eden hiçbir İslâm âlimi olmadığını söyler. İmâm-ı Gazalî ise dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr eden softalara ağır lâflar eder. Hattâ Biruni dünyanın çevresini tam isabet hesaplar. Batlamyus'un âlem modeli, gerek Müslümanlar, gerekse Hristiyan ve Yahudiler arasında 1000 yıl geçerliliğini korudu. Zîra güneş ve ay tutulmalarını, gezegenlerin hareketlerini şaşmaz bir doğrulukla hesaplamayı sağlıyordu. Ayrıca Kur'ân'da geçen 7 gök ve 7 yer âyetiyle de son derece uyumlu görünüyordu. Batlamyus âleminin yanlış olduğunu bugün biliyoruz. Zîra dünya hareketsiz olmadığı gibi, güneş sistemi içinde kâinatın merkezi de denemez Fakat bundan dolayı bu modelle amel eden eski âlimleri suçlayamayacağımız gibi, bugün âlem hakkındaki bilgimizin, âlem hakkında edinilebilecek nihâi (mutlak) ilim olduğunu da düşünemeyiz. Belli mi olur, yarın bir aklı evvel gelir, Kopernik sisteminin tamamen yanlış olduğunu, aslında bambaşka sistemin küçük bir parçası olduğunu ispatlar, elde avuçta ne varsa alır. Ama bugün, biz Kopernik sistemiyle amel ediyoruz. Üstelik bu sistem "7 gök" âyetiyle hiç de uyumlu olmadığı halde... Diyoruz ki: 7 gök ve 7 yer, mahiyetini bilmediğimiz hakikatlerdendir. Bizim ilmimiz, Kopernik sistemiye sınırlı. __Dikkat edin, burada teologlar gibi, dini rasyonalize etmeye, işte efendim 7 gök, 7 atmosfer
Dünya ile ilgili
Emir Timurun büyük aşkı Ne Mutlu Müslümanım diyene Nuri Pakdil ♡Raf Sakini♡♡Raf Sakini♡ Emir Timur Ne mutlu ki insanım ne mutluki müslümanım diyerek khatunu Melik hanımın yanına oturdu çağatay sultanlığının kızı olan melik hanım namı diğer bibi hatun ey timur bazen ümit yetmez şarkılar ilahiler anlatamaz insanın derdini ne zaman ümit yetmiyor bana dersen o zaman deki ne mutluki Rabbimiz bizi Kuraan ile göndermiş de ve Kuraan okumaya o zaman biten ümit yeniden başlar insan ben artık dinlemek değil söylemek istiyorum dediğinde Kuraan okuyan insana Allah Teala ümit kapıları açar yeni bir dil bağışlar ve bibi khatun semerkandın alim kadını Emir Timurun abdest almasına yardımcı oluyordu Timur o koca sultan şimdi bibi khatunun yanına oturmuş son yıllarında onun hatırasına yaptırdığı Semerkandın en güzel camisinde Kuraan okuyordu ey sultanım dedi Timur bu isminiz ile anılan büyük ve aziz cami ayakta kaldıkça insanlar size dua edecektir aşk ile okunan ezan sesleri hiç susmayacaktır Timur her gün bu camiye gelir eşine dua ederek ayrılırdı Semerkantta yaptırılan bu devasa cami timur sanatının güzelliğini anlattığı gibi aynı zamanda emir timurun eşine olan sadakatinede anlatır camiye gelenler mübarek bir insana dua edip Allahım sadık bir aşk nasip et duaları ile ayrılırlar Bursada bir masal evi ​Baba, hadi bir oyun oynamayalım adını bilmediğim, Yatayım dizine, saçlarımı tara...Anlat bana, sevgi neydi bu dünyada? Hani o çok sevdiğim şarkıdaki gibi, Bana da bir masal anlat, yalan olmasın Ayla Kaya-Babam Evimizin Küçük kızı hatice baba diyip bana sarıldığı zaman o sıcacık evin nasıl bir ilahi huzur kaynağı olduğunu ben bir kez daha anlıyordum işten ne kadar yorgun dönmüş olsamda eşim Ayşe hanımın Mustafa bey hoşgeldin diyip önüme bir sıcak çay koyması dışarıdaki tüm yalanları
Din
“Bu kent veba vakti, kısa ebediliğimizi tattı Kısa ebediliğimiz, aşkımız. Aşkımız, bilirdi sokak hizasında boş duvarları Aşkımız, bilirdi sessizliğin frekansını Aşkımız, bilirdi düz alanı Alan operatörü olduk Örgüleri çözmeye çalıştık Yeni ayarların fazını kaydırmayı, Derin fayları devriye gezmeyi, akışı planlamayı, Yapraklara bak, nasıl dönüyorlar kuru çeşmede Nasıl da sağ kalıyoruz o düz alanda”