Yüzyıllardır dini değerler, gelenek ve ahlak adı altında dayatılan tüm o kuralların tek bir hedefi var: Kadının bedeni, iradesi ve hayatı.
Bizi öfkelendirmekte sonuna kadar haklı olan bu düzen, kutsal sayılan ne varsa arkasına sığınarak kadını kafese kapatırken, erkeğin her türlü barbarlığını görmezden geliyor, hatta alnından öpüyor.
Erkek hata yaptığında nefistir, insani hatadır denilip üzeri örtülüyor, geçiştiriliyor, hatta çoğu zaman bir saygınlık göstergesi haline getiriliyor. Ama konu kadına geldiğinde o mekanizma devasa bir kırbaca dönüşüyor. Kadının saçı, sesi, kahkahası, ne giydiği ve nasıl yaşadığı, din tüccarlarının ve o ataerkil zihniyetin en büyük derdi haline geliyor.
Erkeklerin tecavüzleri, şiddeti, sadakatsizlikleri ve daha birçok şeyi dinin işine gelen tarafı alınıp evrilip çevrilerek "erkektir yapar" aklanmasına uğrarken; kadın en ufak bir özgürlük alanına sahip olmaya çalıştığında dinden çıkmakla ve ahlaksızlıkla damgalanıyor. Hatta bazı ülkelerde kadının hayatına bile son verilebiliyor.
Kimin neye, nasıl inandığı kimseyi ilgilendirmez. Ancak kendi zaaflarını kutsallığın arkasına gizleyerek bizi suçluluk psikolojisiyle sindirebileceklerini sananlar büyük bir yanılgı içinde. Biz, dini ve diğer değerleri paravan yaparak kurduğunuz bu sömürü düzenine ve kendi konforunuza göre çizdiğiniz sahte ahlak sınırlarına sığmıyoruz. Kadınların öfkesi, kurduğunuz o karanlık ve ikiyüzlü duvarları çoktan çatlattı ve eninde sonunda o duvarlar başınıza yıkılacak.