Hayırlı Cumalar :)
“Gelin kendimize yeniden bir çeki düzen verelim, her işimizi en güzel yapma şuuruna sahip olalım. Yazımız güzel olsun, işimiz güzel olsun, sözümüz güzel olsun; evin reisinin kocalığı güzel olsun, hanımının hanımlığı güzel olsun, evlatsak evlatlığımız güzel osun, tüccarsak tüccarlığımız dillere destan olsun... Her şeyımiz güzel olsun; güzel olmasına hem dıni bakımdan mecburuz, hem de bunun başarı için temel bir prensip olduğunu unutmayalım! " Mahmut Esad Coşan
Niyet belirledikten sonra o işi artık siz değil ilahi düzen üstleniyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yüzyıllardır dini değerler, gelenek ve ahlak adı altında dayatılan tüm o kuralların tek bir hedefi var: Kadının bedeni, iradesi ve hayatı. Bizi öfkelendirmekte sonuna kadar haklı olan bu düzen, kutsal sayılan ne varsa arkasına sığınarak kadını kafese kapatırken, erkeğin her türlü barbarlığını görmezden geliyor, hatta alnından öpüyor. Erkek hata yaptığında nefistir, insani hatadır denilip üzeri örtülüyor, geçiştiriliyor, hatta çoğu zaman bir saygınlık göstergesi haline getiriliyor. Ama konu kadına geldiğinde o mekanizma devasa bir kırbaca dönüşüyor. Kadının saçı, sesi, kahkahası, ne giydiği ve nasıl yaşadığı, din tüccarlarının ve o ataerkil zihniyetin en büyük derdi haline geliyor. Erkeklerin tecavüzleri, şiddeti, sadakatsizlikleri ve daha birçok şeyi dinin işine gelen tarafı alınıp evrilip çevrilerek "erkektir yapar" aklanmasına uğrarken; kadın en ufak bir özgürlük alanına sahip olmaya çalıştığında dinden çıkmakla ve ahlaksızlıkla damgalanıyor. Hatta bazı ülkelerde kadının hayatına bile son verilebiliyor. Kimin neye, nasıl inandığı kimseyi ilgilendirmez. Ancak kendi zaaflarını kutsallığın arkasına gizleyerek bizi suçluluk psikolojisiyle sindirebileceklerini sananlar büyük bir yanılgı içinde. Biz, dini ve diğer değerleri paravan yaparak kurduğunuz bu sömürü düzenine ve kendi konforunuza göre çizdiğiniz sahte ahlak sınırlarına sığmıyoruz. Kadınların öfkesi, kurduğunuz o karanlık ve ikiyüzlü duvarları çoktan çatlattı ve eninde sonunda o duvarlar başınıza yıkılacak.
Alıntı
Tarih boyunca, gücü elinde bulunduran ve bu gücü zulümle, ahlaki sınırları aşarak kullanan hiçbir yapı, devlet veya ideoloji sonsuza kadar var olamamıştır. Roma İmparatorluğu'ndan Moğollara, Güney Afrika'daki ırkçı Apartheid rejiminden yakın tarihteki diktatörlüklere kadar her zalim düzen, adaletsizliği büyüttükçe kendi sonunu hazırlar. Bugün İsrail'deki aşırı sağcı yönetimin Gazze'de uyguladığı politikalar, uzun vadede kendi meşruiyetini, güvenliğini ve geleceğini de dinamitlemektedir
1000Kitap
Siyasal İletişimde Şeffaflık, Güç ve Liderlik Tipolojileri: Kurumsal Diplomasiden Popülizmin Tarihsel Sınırlarına ​Yirmi birinci yüzyılın siyasi manzarası, yerleşik kurumsal yapıların çözüldüğü ve liderlik figürlerinin kitlelerle kurduğu doğrudan bağın, geleneksel diplomasi kanallarını kökten dönüştürdüğü bir evreye işaret etmektedir. Bu dönüşümün en somut tezahürleri, uluslararası ilişkilerin arka odalarında yürütülen kayıt dışı iletişim pratiklerinde ve bu pratiklerin kamuoyu önünde yarattığı şeffaflık krizlerinde kendisini göstermektedir. Avrupa Birliği bünyesinde filizlenen son ombudsman incelemesi, modern devlet aygıtının şeffaflık ilkeleri ile jeopolitik stratejiler arasında sıkışıp kalan doğasını anlamak adına bir nirengi noktası sunmaktadır. Avrupalı liderlerin kendi aralarında ve sınır ötesi aktörlerle kurduğu iddia edilen gayriresmî dijital ağlar, sadece bürokratik bir ihlal tartışması değil, aynı zamanda çağdaş güç odaklarının karar alma mekanizmalarındaki yapısal kaymaları da gözler önüne sermektedir. ​Avrupa Komisyonu bünyesinde şeffaflık kurallarının ihlal edilip edilmediğine odaklanan bu tür idari incelemeler, esasen gücün dijitalleşen doğasıyla ilgilidir. Bilgi edinme hakkının, devletlerin üçüncü ülkelerle yürüttüğü hassas dengeler gerekçe gösterilerek sınırlandırılması, modern demokrasilerin en büyük paradokslarından birini doğurmaktadır: Kamu adına hareket eden kurumlar, kamunun denetiminden ne ölçüde muaf tutulabilir? Geçmişte ilaç tedariki süreçlerinde yaşanan benzer nitelikteki kısa mesaj krizleri de dikkate alındığında, kurumsallığın yerini anlık yazışma pratiklerine bırakması, uluslararası ilişkilerde kalıcı bellek oluşturma geleneğine indirilen bir darbe olarak yorumlanabilir. Siyasetin bu şekilde kurumsal ve arşivlenebilir zeminden koparak
1000Kitap
Kafamda deli sorular ... Torpili reddetmek bir dürüstlük mü, yoksa sistemi tamamen kötülere teslim etmek mi? Biz kenara çekilince düzen daha da çürüyorsa, o temiz kalma çabamız da bu çürümeye hizmet etmiyor mu? Pasif kalmak da bir nevi suç ortaklığı mıdır?