9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:39
Jonathan Landry’nin hikâyesi, tam da modern hayatın ortasında sıkışıp kalmış birçok insanın aynası gibi. İşinde mutsuz, ailesine ve hayatına odaklanamayan, yoğun tempoda koşarken ilişkileri parçalanan, boşanma aşamasında bir adam. Bir gün annesinden gelen o telefon her şeyi değiştiriyor ve kuzeni Julian Mantle’ın (Ferrari’sini satan kişi olduğu için bilinen efsanevi bilge, avukatlığı bırakıp Himalayalar’a giden ) gizli mirası devreye giriyor. Bu noktadan sonra hikâye bir “bulmaca”ya dönüşüyor. Jonathan, Julian’ın bıraktığı mektupları ve tılsımları bulmak için dünyanın farklı şehirlerine yönlendiriliyor. Her tılsım, Jonathan’a yeni bir şey eklemekten çok, onda zaten var olan ama unutulmuş bir yönü yeniden hatırlatıyor. Yol ilerledikçe hikâye basit bir miras takibinden çıkıp, bir dönüşüm hikâyesine evriliyor. Jonathan’ın yolculuğu tamamlandığında, aslında topladığı şey tılsımlar değil; kendi dağılmış benliğinin parçalarıdır. Robin Sharma ’yı severek okuma nedenim; zihni toparlayan netlik dili sunması, karmaşık düşünceleri sadeleştirerek yön hissi vermesi, zaten bildiğim ama günlük hayat içinde unuttuğum değerleri yeniden hatırlatması, insana “yeniden başlayabilirim” duygusu vermesi, kontrol ve düzen ihtiyacına karşılık sunması ve tüm bunları yaparken umutlu ve uygulanabilir bir yaşam dili kurması olarak söyleyebilirim. Bu yönüyle kitabı keyifle okudum.
Ferrari'sini Satan Bilge'nin Gizli MektuplarıRobin Sharma · Pegasus Yayınları · 2015608 okunma
Rüyalar Masallar Mitoslar
Puan vermedi
“Rüyalar, Masallar, Mitoslar” ismini verdiği kitabında sembol dilinin çözümlenmesi üzerine sosyal psikoloji bağlamında bir araştırmanın altına imza atan psikanalist Erich Fromm’u özellikle sevgi, şiddet, özgürlük, erdem, sağlıklı toplum, insan olanakları konusundaki pek çok çalışmasıyla yakından tanıdığımızı belirtmek isterim. “Sevme Sanatı”, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri”, “Özgürlükten Kaçış”, “Sevginin ve Şiddetin Kaynağı”, “Umut Devrimi”, “Sahip Olmak mı, Olmak mı?” ilk akla gelen kitapları arasında yer alıyor. Söz konusu eserinde Fromm, insanlık tarihinde yer etmiş mitoslarla günlük yaşamımızda her zaman ilgimizi çeken rüyalarımız arasındaki ilişkiyi masaya yatırıyor. Kültürel bağlam, toplumsal deneyim ve kişilik yapısını göz ardı etmeden rüyaları yorumlamanın önemine değiniyor. Fromm, 1951 yılında kaleme aldığı esere gönderme yaparken, “unutulmuş bir dili yeniden anlamamıza yardımcı olabilmek için yazıldığını” ifade ediyor. Yazara göre, “rüya gerçek bir yaşayıştır” (s.19). Nitekim kendi anlatımı ile de, “tüm farklılıklara rağmen, bütün mitos ve rüyaların ortak bir yanı vardır. Hepsinin anlatımı aynıdır, sembolik bir dil ile yazılmışlardır” (s.21). Sembol dilinin insanlığın geliştirdiği evrensel bir dil olması ve bütün kültürlerde ortak özelliklere sahip olması ve bu dilin niteliklerinin bilinmesi mitosların, masalların ve rüyaların dilini anlayabilmeyi olanaklı kılar… Aralarındaki etkileşim öyle derin ve içice geçmiş ki, bu dili anlayabilmek “bilgelin” kapısını da aralamak gerekir. Benliğimize giden yolun yapı taşlarının bu dili anlamak üzerine kurulu olduğunu anımsatmakta fayda var. Kitapta sembol dilinin özellikleri detaylıca anlatılıyor. Sembollerin çok anlamlılığına dikkat çekiliyor. Rüyaların özelliklerinde ise yazar “rüyalar, uykudayken bedenimizi terk
Rüyalar, Masallar, MitlerErich Fromm · Arıtan Yayınevi · 1992784 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·296 syf.··
2023 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2023 00:00
hızlı sürükleyici bir kitap. serinin ilk kitabı kadar aksiyon yok. kurulan ve kendini gerçekleştiren bir düzen içerisinde paulün yaşam döngüsünü izliyoruz. gerçeği bilmek ne denli zor tekrar tekrar gösteriyor bu kitap bize. tabi, daha çok entrika var. malum imparatorluk, taht ve zenginlik tek bi noktada toplanınca, otomatikman düşmanlar komplolar kurmaya başlar. beni en çok şaşırtan 2 karakter vardı kitapta biri yüz dansçısı, biri de o cüce. beklemediğimiz bir yerde bitti kitap açıkcası. 3ü kitabı merakla bekliyorum. ilk kitabın ardından biraz çıtır çerez bi kitap. bi çırpıda biter.
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Özgürlük, Toplum ve Yönetim Üzerine Bir Sorgulama
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Toplum Sözleşmesi, siyaset felsefesinin en önemli eserlerinden biri olarak toplum, birey ve devlet arasındaki ilişkiyi sorgulayan güçlü bir metin. Rousseau bu eserinde insanların nasıl bir düzen içinde yaşayabileceğini, yönetimin meşruiyetinin nereden geldiğini ve gerçek özgürlüğün ne anlama geldiğini tartışıyor. Kitabın temelinde “insan nasıl hem toplumun bir parçası olup hem de özgür kalabilir?” sorusu yer alıyor. Rousseau, bireylerin ortak bir irade etrafında birleşmesi gerektiğini savunurken, yönetimin kaynağının halkın iradesi olması gerektiğini vurguluyor. Okurken bazı bölümleri yoğun ve dikkat isteyen bir yapıya sahip olsa da, günümüzde hâlâ tartışılan birçok kavramın temelini oluşturması eseri oldukça değerli kılıyor. Demokrasi, özgürlük ve yurttaşlık üzerine düşünmek isteyen herkes için ufuk açıcı bir kitap. Bana göre Toplum Sözleşmesi, sadece siyasetle ilgilenenlerin değil, içinde yaşadığı toplumun nasıl şekillendiğini merak eden her okurun bir kez karşılaşması gereken eserlerden biri.
Toplum SözleşmesiJean-Jacques Rousseau · Koridor Yayıncılık · 201818bin okunma
8/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 196. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 20:32
"Ülke içerisinde istediğimiz birliği ve desteği yakalama şansımız şu aşamada yok. Bu konudaki işler düşmanın faaliyetlerini bizim daha da aleyhimize bir hal alacak. Topyekün savaşı hazırlarsak bile işgali engelleme şansımız çok az görünüyor. En iyi ihtimalle elimizde tamamen yıkılmış, halkının büyük bölümü yok edilmiş, hiçbir ülkenin yardım etmeyeceği bir vatan kalır .Ondan sonra tabii ki rahat bırakmayacaklar .Hedefleri bu bölgeyi sürekli istikrarsız bırakıp ,yeni kuracakları dünya düzeni için ibretlik halde tutmak. Bu şekilde bu bölgedeki vatandaşları tamamen yok ettikten sonra ise yeni kuracakları dünya düzeninin kalp sahası haline getirmek. Bu kalp sahasının kalbini de İstanbul'da kurarak dünya yönetiminin merkezi yapısını tehdit edecekler. Yani arkadaşlar bu millet tam olarak ölüm ,kalım, esaret ya da özgürlük savaşının eşiğinde duruyor .En kötüsü de bu oyunu değiştirebilecek, bozabilecek hiçbir yapının bundan haberi olmaması. Hatta bu olabilecekleri aklına bile getirmemiş olması..." Kitaptan küçük bir paragraf sadece ama insan okuyunca nasıl da kötü hissediyor degil mi?Ama maalesef bunların hiçbiri uzak degil ülkemize. Çünkü bizim ülkemiz Osmanlı döneminden beri dünyanın bir çok ülkesinin ağzını sulandıran bir cografya .Hatta bazılarının öyle emelleri var ki ,çoğu zaman saklama gereği bile duymuyorlar.. İşte burda Düzen giriyor devreye Tarihin ilk gizli teşkilatı. Seçilmiş kişilerden oluşan bir oluşum . Türkan 15 yaşında normal bir hayat süren bir kızken bir gün kendini değişik bir ortamda buluyor..Çeşitli yaşlarda 16 çocuk toplanmış. Onlara Düzenin oluşumu anlatılıyor ve onların anne karnından beri izlendikleri..Çocuklar dört gruba ayrılıp farklı yönlerde egitiliyor.Türkan Saka oluyor . Beş yıl süren egitim neticesinde normal hayatlarına dönüyorlar, tabi
DüzenMustafa Dilsiz · Perseus Yayınevi · 202415 okunma
Aç Kaldık.
4/10
·240 syf.··
2026 9. kitabı
·
83 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:18
Genel hatlarıyla Adler, Aşağılık ve Üstünlük komplekslerini merkeze yerleştirerek çeşitli davranışları örnek vakalar üzerinden açıklamış. Bu da bu davranışların arkasında daha derinlerde cok daha farklı nedenleri göz ardı etmeye neden olmuş, bence. Elbette aşağılık kompleksi- üstünlük kompleksi her insanın hayatında olan gerçeklikler ancak tek perspektiften bakıldığında sığ bir bakış getiriyor. Ayrıca "bireysel psikoloji" ekolünün kurucusu Adler, insanı sadece kendi iç dünyasına hapsolmuş bir varlık olarak değil, bir "topluluk üyesi" olarak konumlandırmış; insanın ruhsal sağlığını, diğer insanlarla kurduğu bağın kalitesine bağlayarak bireyi bencillikten kurtarmaya teşvik etmiş ve sosyal uyumun altını çizmiştir; "Sevgi ve evlilik sorunlarının içinden ancak sosyal uyum sağlamış kişiler çıkabilir." Bazı konularda bütünsel bir perspektiften bakmış insanın davranışlarının aslında genel yaşam üslubuyla ilgili ipucu verdiğini belirtmiş. Örneğin; iş durumuyla ilgili bir şeylerden kaçan/ sorumluluk alamayan/ düzen kuramayan kişinin aslında evlilik için hazır/uygun olmadığını belirtmiş. Tek bir davranışa odaklanmak yerine bunun hayatın ne kadarına yayıldığını görmek açısından güzel bir bakış açısı. Ve fakat; Toplumun kendisi hastalıklıysa, bireyin o topluma "ilgi" göstermesi onu iyileştirir mi, yoksa onu o çürümüş sistemin bir parçası haline mi getirir? Adler’in eğitim anlayışındaki en zayıf halka ise, doğum sırasına (ilk çocuk, ortanca, en küçük) verdiği aşırı önemdir. Adler, eğitimi bu "kategoriye" göre şekillendirir. Günümüz eğitim psikolojisi, çocuğun mizacının, nörobiyolojik yapısının ve içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ortamın doğum sırasından çok daha belirleyici olduğunu vurgular. Adler’in bu konudaki genellemeleri, öğretmenlerin veya ebeveynlerin çocuklara "etiketler"
Yaşama SanatıAlfred Adler · Say Yayınları · 20063,690 okunma