Evrendeki gaye ve düzen en dikkatsiz ve en geri zekâlı bir insanın dahi her yerde dikkatini çekecek açıklıktadır... Bütün ilimler bizi farkına varmadan Yaratıcı'nın varlığını kabule götürmektedir" (David Hume, Dialogues Concerning Natural Religion, s. 77
bugün yine annem geldi
evleri ev yapan
o eski telaşıyla içeri girdi
.
kapıyı kapatırken
sanki dışarıda kalan
bütün uğursuzlukları da
kapının dışında bıraktı
.
elinde
her zamanki bez çantası
içinde
iki kalıp sabun
bir şişe limon kolonyası
bir de
hiç eksilmeyen anneliğiyle
ilk işi
ayakkabıları kapının önünde
yan yana dizmek oldu
.
sonra
mutfaktaki musluğu dinledi
“damlatıyor bu…”
dedi
iki parmağıyla sıktı
sanki yalnız suyu değil
hayatımdaki israfı da durdurdu
.
pencere önündeki saksıya bakıp
Din kelimesindeki anlam ve çağrışımların Mekke döneminde inanç ve ahlak temelli olarak sivil karakterli, Medine döneminde ise toplumsal düzen ve hukuk temelinde resmî ve siyasi nitelikli görünmesi, bilindik siyasal partilerin muhalefette farklı, iktidarda farklı söylem ve eylem üretmelerini anımsatır. Din kelimesinin Mekke dönemindeki çağrışımları daha sıcak, daha İnsanî ve ahlâkî, Medine dönemindeki çağrışımları ise sanki daha soğuk, daha mesafeli ve kuralcıdır. Bu noktada, Sudanlı fikir ve siyaset adamı Mahmud Muhammed Taha'nın (ö. 1985) "İslam'ın ikinci mesajı" veya "İki mesajlı İslam" nazariyesinden söz etmekte fayda vardır.
1985'te Sudan'daki Nümeyri rejimi tarafından irtidat suçlamasıyla idam edilen Muhammed Taha'ya göre Kur'an vahyinin Mekke döneminde nazil olan kısmı dinin "ikinci" (aslî/nihai)
mesajını, Medine döneminde nazil olan kısmı ise dinin birinci (fer'î/ibtidâi) mesajını içerir. Mekkî surelerdeki en temel konu tevhide iman, Allah'a teslimiyettir. Dolayısıyla Mekkî sureler aslî olandan söz ederken, Medenî sureler talî/fer'î hükümler içerir. Başka bir ifadeyle, Mekke döneminde nazil olan sureler ve ayetler tarih-üstü mesajlarla ilgilidir. Medine dönemindeki sureler ve ayetlerdeki hukukî ve siyasi hükümler ise konjonktüreldir.
Dinin tebliğinde aslolan yöntem öğüt, nasihat ve hikmetli sözle davettir. Mekke döneminde salık verilen yöntem bu minvaldedir. Cihad ve kıtâl Medine dönemindeki siyasi konjonktür uyarınca vaz edilmiş hükümler niteliğindedir. Dolayısıyla aslî değil, fer'î ve hatta ânzîdir. Şeriat ve ibadet meselesine gelince, sözgelimi infak ve tasadduk İslam'ın aslî bir hükmüdür. Zekât ise fer'î bir hükümdür. Kaldı ki bunlardan ilki fazilet, İkincisi vecibedir. Hâl böyleyken gelenekte fer'î hükümlerin aslî hükümleri nesh ettiği genel kabul
Bizim ev temizlik kokuyor, düzen kokuyor çünkü, güler yüzlü ve dürüst bir yaşam kokuyor, bu da onun hoşuna gitti işte. Çoktan beri bunlardan yoksun kalmış belli ki, bunları arayan bir hali var.
Bu durum Ziya Pasa’nin şu beytini hatırlatıyor:
Onlar ki verirler aleme, laf ile nizamat
Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.
Yani bazıları, evlerinde bin türlü başıboşluk varken dünyaya düzen vermeye çalışırlar. Oysaki önce kendimizden sorumluyuz. Sonra da evimizden, eşimizden ve çocuklarımıza dan...
Her şeyi kontrol etmeye çalıştığında düzen kurduğunuz sanırsın oysa çoğu zaman sadece kendi huzurunu dağıtırsın hayat sen düzeltmeye çalışmadığın anlarda da akmayı bilir...