Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, distopyalar için fazla sıradan, 19.yy'ın trajedilerini yaşamak için çok geç... Topyekün arada kalmışlık hissi bizi bir şeylerden alıkoyan.
Sebebini herkesin bildiği ve (sözde) toplumsal adaleti geleneksel yöntemlerle sağlamak isteyen kitlenin göz yumduğu namus cinayetini konu alıyor kitap.
'Limandan dönmekte olan insanlar, bağrışmalardan telaşlanarak, cinayete tanık olabilmek amacıyla meydandaki yerlerini almaya başlamışlardı'
Cümlesi insan psikolojisi adına oldukça enteresandır. İnsanın kendi başına gelmeyen felaketleri, ölümleri izleme arzusu, şahit olma dürtüsü aslında çok da gerçek hayattan kopuk değil. En basiti; Araç sürerken yol kenarında kaza yapmış birilerini gördüğünüzde sizler de arabanızı kenara çekip uzaktan seyrettiginizi anımsarsınız. Bu tarz kitlesel kalıp davranışların nedeni hala çözülebilmiş değil.
Kitaba dönecek olursak, çok fazla latin kişi adı geçiyor. Kişiler bir yerden sonra rus edebiyatindakilerle kapisircasina karismaya başlıyor. Hikayeyi kimin ağzından dinlediğimi bilmiyorum hala mesela. Cok fazla icine cekemedi. Kitabın sonuna kadar ne olacak diye düşünüp, süpriz son bekliyorsunuz. Kötü değil fakat muhteşem bir kitap da değil.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma