“ Bir annenin doğasının ve enerjisinin çocuğunu inanılmaz derecede etkilediğinden şüphe edebilir miyiz ? “
Kitabın son cümlesi böyle; incelememin ilk cümlesi de bu. Sanırım böyle bir kitabı anlatmak için en doğru biçimde ve ahenk içerisinde yan yana yerleştirilmiş kelimeler de bunlar.
Anne; doğuran, bakan, besleyen, sevgi veren. Peki ya doğurup bakıp besleyip hatta sevgi verdiği halde hasara sebep olan anneler de olamaz mı ? Gereklilikleri yerine getirmiş ama yanlış zamanda yerine getirdiği için yara açmış annelerden de söz edilebilir mi? Zamanla o yaralı ‘yetişkin’ çocuk kendi kendine annelik etme ihtiyacı duyabilir mi?
Metin Altıok’un insana dair şöyle bir dizesi var:
“...
Yumruk kadar yüreğiyle uçsuz bucaksız insan. “
O yumruk kadarlık yürek, duygusal yönüyle uçsuz bucaksız, evrene sığamayan bir yapıya dönüşür. Bedenini dahi annesinden koparak elde eden insan, duygularını da annesinden öğrenerek bucaksızlaşır. Anne dünyayla kurulan ilk bağdır ve anneyle kurulan bağın kalitesi kendisinden sonraki tüm bağların da gücünü belirler. Hatta bazen tahmin ettiğimizden de büyük bir güce sahiptir, kendimizde anlamlandıramadığımız ve belki de henüz göremediğimiz birçoğu güçlü veya hasarlı yapının mimarı annedir, anneyle kurulan ilişkidir. O doldurulamayan iç boşlukları, istense de kendine değer verememe durumu, insanlarlayken hatta kişinin kendi kendisiyleyken dahi yenemediği yalnızlıkları, ihtiyaç anında yardım isteyememe durumu, ‘kendi kendime yetmeli, kimseden yardım almamalıyım’ temalı düşünceler.. ve daha benzer birçok şey, belki okuduğunuzda uzak gibi görünse de üzerine düşünüldüğünde dahi kuvvetli bağlar olduğu görülen, annenizle kurduğunuz o ilk ilişki yüzünden olabilir. Anneniz sağ olabilir, fiziksel bakımınızı elinden geldiğince iyi yapmış olabilir, okul hayatınızda