Tuba Paçacı profil resmi
Tuba Paçacı kapak resmi
Öğrenci
İstanbul Üniversitesi - Pazarlama ve Reklamcılık ~ Anadolu Üniversitesi - Medya ve İletişim
İstanbul
19 Temmuz 1996
Kadın
140 okur puanı
13 Kas 2017 tarihinde katıldı.
Öğrenci
İstanbul Üniversitesi - Pazarlama ve Reklamcılık ~ Anadolu Üniversitesi - Medya ve İletişim
İstanbul
19 Temmuz 1996
Kadın
140 okur puanı
13 Kas 2017 tarihinde katıldı.
  • Tuba Paçacı tekrar paylaştı.
    Uyudu, uyandı.

    Farkında bile değildi olup bitenin, dışarıdan izliyordu kendini sanki.
    Anlatırken kopuyordu yaşadıklarından, tükendim diyordu.
    Tükenmenin ne olduğunu bilmiyor gibi hissediyordu.
    Yoruldum, ezildim hayatın altında, bu hisleri alın diyordu,
    duymuyorlardı çığlıklarını.
    Ben bunların hiçbirini yaşamadım, neden dünyanın bütün acısı benim yüreğimde diye soruyordu,
    cevapsız kalıyordu soruları,
    sesini unutmuştu, hep içinin duvarlarına çarpıyordu konuşmaları,
    farkında bile değildi dudaklarının oynamadığının.

    Acıyı tarif etmeye çalışmakla geçmişti ömrü, abarttığını düşünüyordu insanlar,
    bahanelerin ardına saklandığını,
    gözlerini kapattığında ardında ona bakan bir çift göz varmış gibi hissettiğini,
    korktuğunu,
    o duymazken birilerinin ölebileceğini,
    sevdiklerinin bir gün eve dönemeyeceği endişesiyle günlerini geçirdiğini,
    açılmayan her telefonla ağlamaklı olduğunu bilmiyorlardı.

    Yazdı, iyileştim sandı yazdıkça, oysa hâlâ sessizdi,
    oysa hâlâ ulaşamamıştı onu anlayan birilerine,
    içine gömüldüğünün farkına varmadı hiç,
    toprak atıp durdu hislerinin üstüne.

    Alakasız zamanlarda gözlerinden akan yaşları anlamlandıramadı hiç,
    yüzüm ıslanmış diye düşündü,
    esen rüzgarla hissetti ıslaklığı, üşüdüğünde.

    Neler olup bitiyor dünyada diyordu insanlar,
    kimler ne acılar çekiyor,
    şükret haline, şükret hiçbir şeyin yok.

    Beyninin patlayacağı anları, nefes almak için adımladığı sokaklarda,
    vücuduna çarpan soğuk rüzgara rağmen alev alev yanan içini,
    titreyen ellerini, uyuşan bacaklarını, bir saat gibi sekmeden acıdan patlarcasına zonklayan kalbini,
    çektiği derin nefeslerde havadan ona hiç pay olmadığını hesaba katmıyorlardı.

    Uyuyordu, bunun için uyumuştu başında da, hatırladı.
    Zor hatırlıyordu son zamanlarda, sokağın ortasında kalakalıyordu birden, ne yapacaktım ben diyordu.
    Ne yapacaktım?
    Zihniyle cebelleştiği birkaç dakikadan sonra koyuluyordu yoluna, bir gün daha uzun sürecek diye düşünüyordu.
    Bir gün tamamen kopacak.

    Evet dinliyorum diyordu, dinliyordu.
    Defalarca soruyordu, anlamadım, neydi.
    Ulaşmıyordu kulaklarına kelimeler, kızıyorlardı, leyla olmuşsun diyorlardı.

    Oysa o ne olduğunu bilmiyordu, bazen de biliyordu gerçi.
    Açık bilincine rağmen kontrolü kaybediyordu,
    bakıyordu öylece, boş, bomboş.
    Çok gülmekten gevşeyen kaslar gibi gevşiyordu kasları, oysa gülmüyordu.

    Uzandı yeniden dakikalar önce kalktığı yatağına, ne yapıyordum ben diye düşündü.
    Ne yapıyordum?

    Uyudu.


    24818-T
  • Tuba Paçacı tekrar paylaştı.
    Yazarın TEDx Konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=yK7PsjTRfwY

    Bu kitap hakkında bir şeyler yazmakla ilgili gittim geldim, gittim geldim, gittim geldim. Ve sanki yazmazsam görmezden gelmişim gibi olacağını hissettim.

    Öncelikle kitabın okunabilirliğini düşüren olumsuz detaylardan kısaca bahsedeceğim ve can alıcı kısıma geçeceğim. Ayrı uzmanlara sorulmuş aynı sorular ve aynı cevaplara sürekli ama sürekli yer verilmişti kitapta. İki satır önce zaten okuduğunuz şeyi defalarca daha okuyorsunuz en basitinden. Konu hakkında eminim söylenecek çok daha fazla şey vardı ama aynı şeylerle sadece sayfa sayısı çoğaltılmış gibiydi.

    Ve gelelim enseste, ensestin çeşitlerinden ama özellikle babanın çocuğuna yaptığı istismardan bahsediyor kitap. Amcanın, dayının, abinin, annenin, dedenin ve bilimum akrabanın çocuklara, genç kızlara, yaptıkları istismarlardan bahsediyor. Diyor ki Büşra Sanay, bu çok kötü, tanımadığın birinin cinsel istismarından bile çok çok kötü, çünkü tanıyorsun. Çünkü o canın, kanın, bildiğin biri.

    Dayanamayacağım sanıyorsunuz bazen sayfaları çevirirken, dayanıyorsunuz ama. Belki alıştırıldığımızdan, belki potansiyel mağdurlar olarak büyüdüğümüzden. Korkarak, sindirilerek bunların olabileceğinin farkında olarak.

    2 günde bitirdim ben bu kitabı, anlamaya çalıştıkça reddetti beynim, o insanların senelerce yaşadıklarını 2 günde öylece okumuş olabilmeme sinirlendim.

    Ve şüphelendim, etrafımda kim istismara uğruyor olabilir, acaba şu nasıl bir baba, o abi kardeşine kötü mü bakıyor, bu çocuk neden geceleri altına kaçırıyor, altında başka bir neden mi var? Düşündüm, düşündüm, düşündüm. Aklımı kaçırmadım, hayır kaçırmadım.

    Çünkü sadece izledim, yaşamadım. Babam çok severdi beni, sokakta birkaç kez tanımadığım insanların tacizine uğradım ama babam hep dayanağımdı. Abilerimden ablamdan görmedim böyle şeyler, dayılarım, akrabalarım hep iyi insanlardı. Dedim ki ben bunu bilmiyorum, ben hiçbir suçum olmadığı halde insanların "yazık" diyerek baktığı insan olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum. Ben yanımda bir şeyleri anlamamam için sessiz konuşulmasının ne demek olduğunu bilmiyorum. Ben 3 yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan sayılı kelimeyle derdini anlattığını ve buna inanmadıklarını, defalarca bunu travma haline getirene kadar anlattırdıklarını bilmiyorum.

    Ben bunları yaşamadım ama birileri yaşadı. Birileri o acıları çekti ve hassas olacağız derken elimize yüzümüze bulaştırdık. Şaşırıp kalacağınız anneler okudum, kızını kocasından kıskanan, bekar amcasının senelerce tecavüz ettiği, yıllar sonra kendi babasının da diğer amcasının oğluna tecavüz ettiğini öğrendiği bir anı okudum. Okudum ve yüreğime koca bir öküz oturdu.

    Belki en yakınlarından gelen bu pislikleri silemem o insanların akıllarından ama onların hayatlarıyla gelip kalbime yerleşen bu ağırlığı bir ömür boyu taşıyacağıma söz veririm, tıpkı onlar gibi, onlarla beraber.

    Ve olur ya, bu yazıyı okuyan o mağdurlardan biri olur. Lütfen korkma, yalnız değilsin, senin suçun değil, ezilmek, dışlanmak, yıpranmak zorunda değilsin. Susmak, sindirilmek, elalem ne der diyerek baskılara boyun eğmek zorunda değilsin, ne olursun sesini çıkar. Sesini çıkar ki duyabilelim. Duyabilelim ki, güzel bir hayat yaşayabilmen için çabalayabilelim.
  • Gökyüzüne şöyle bir bakıp, umuttan yoksunmuş gibi hissetmek ne mümkün.
    Sıralı ağaçların arasında ilerlerken yol, güneş banyosu yaparken kuşlar, ha yağdı ha yağacak gibi görünürken yağmur, is kokusunu bastırırken şehrin gelecek yağmurun habercisi pamuk bulutlar. Ne mümkün, umudum yok demek. Ne mümkün gocunmak derin alınan nefeslerden. Ne mümkün canlı olmanın berbat olduğunu söylemek.




    12818-T
  • %100 (144/144)
  • %100 (56/56)
  • %100 (372/372)
  • Uzun zamandır bir şeyler yazmadım, belki yazmak istemedim, belki susunca geçer sandım. Dün bu saatlerde tam 22 yaşına girdim. 22 koca sene. Kiminin ömrünün çeyreği, kiminin yarısı, kiminin belki bilmemkaç katı. O kadar verimsiz yaşadım ki bu yılları. O kadar hoyrat kullandım ki.
    Üzüldüm mü? Biraz. Sonra geçti.

    Hayatta hiçbir şey yapmamayı sevdim en çok. Düşünmekten yıpranan beynim fırsat vermedi hiç bedenime. Düşünceleri çoğaltabilmek için hareketleri azalttım.

    Koca bir sıfırdı bu yaş kafamda. Sıfırdan başlayacaktım. Doğum günlerini umursamam aslında ama, kimse hatırlamadı.

    Unutulsun diye verdiğim çabalar işe yaramıştı aslında, yine de garipsedim.

    Ve bugün evden çıktım, 22 yaşında olduğum ilk gündü. Bugün değişecek dedim, değişeceğim. Sırasıyla tatsızlıklar geldi ardından. Sıradan bir insanın hep başına gelebilecek şeylerdi, paso kaybolması, randevu aldığınız doktorun orada olmaması ve hamsterınızın elleriniz arasında ölmesi.

    Öncesinde olan bir sürü şey -sıradan olay- ve sonra bunlar.

    Bana fazla geldi. Düşük nabızla yaşamaya çalıştığım bu hayatın ısrarla kalp çarpıntılarına dönüşmesi bana çok fazla geldi.

    Gelecek kaygısı, rutinlerin bozulması, pazar buluşmak için anlaşmışken son anda cumartesiye çekilmiş buluşmalar, iş görüşmeleri, bilinmeyen adresler, beklenen telefon görüşmeleri, okunmamış kitaplar, izlenmemiş animeler,

    ve düzelmemiş düzen, ölen çocuklar, hayvanlar, tecavüzler, cinayetler, savaşlar,

    adaletsizlik, eğitimsizlik, eğitime rağmen cahillik, nefret, kin,

    bu yorgun kalbime öyle fazla geldi ki.

    7 yaşındaydım, kendimi 90 yaşında gibi hissediyorum dediğim ilk yaştı bu. Şimdi bildiğim üç beş matematikle birkaç asır olduğunu hesaplayabiliyorum yalnızca.

    Okuduğum kitaplardaki silik karakterlerden biri olmak istiyordum, bir hiç. Bir manzarayı keyifle seyrederken o manzarayla bütün olmuş bir kadın, bir çocuk, bir bitki. Belki kıyıya vuran dalgalar.

    Belki kumsalda küçük bir taş olmak istiyordum. Devinimleri dalgalarla kısıtlı.

    Su olmak, hava olmak, toprak olmak istiyordum, insan değil.

    Bilinç istemiyordum. Bilmek, düşünmek, düşüncelerle boğulmak, farkında olmak istemiyordum. Diğerlerine anlatamadığım bir şeyi yaşamak istemiyordum.

    Hepsinin kafamın içinde olduğu bilincindeyken bile bu kıskaçtan kurtulamamak tüketiyor beni. Mutlulukta bile mutsuzluk aramak. Düşünmek, düşünmek, düşünmek. Konuşmaktan yorulmak, susmaktan yorulmak, uyumaktan yorulmak.

    Son nefesimi vermeden önceki anda sonsuza kadar takılıp kalmak. O acılı, sancılı nefesi yavaşça göğüs kafesimi acıta acıta alıp vermek, alıp vermek, alıp vermek.

    Yeni yaşımdan dilerim ki, bir daha doğarsam eğer payıma insan olmak düşmesin.


    20072018T
  • %100 (184/184)
  • Nerelerdeyim? Kimim? Neden bu kadar sinirliyim? Ne sebeple boğazıma kadar tahammülsüzlüğe battım.

    O bilinmeyenin karanlığı işte bunun cevabı da, orada, o karanlıkta.
    Ne olduğunu, neden olduğunu bilmeden.

    Bazen öyle sarılıyor ki karanlığım vücuduma, önümdeki günlerde ondan kurtulabilme ihtimali kalbimi ağrıtıyor, güneş göreceğim, rüzgar yüzüme çarpacak diye ödüm kopuyor.

    Kendi içimde dibe, daha dibe, en dibe doğru yolculuğum hiç bitmiyor.

    Var, yok, hepsi benim içimde.

    Neden bahsettiğimi bilmeden konuşuyor, nereye gittiğimi bilmeden yürüyorum. Takılıp düşüyor, kalkmaktansa sürünmeyi yeğliyorum.

    Sanki elime koluma kuvvet veren, can getiren karanlık gibi, ışıktan kaçıyorum.

    Karanlığım siyah değil çoğu zaman, rengarenk karanlıklarım var.
    İçime doğru düşen ben, sonsuz bir uçurum. Alevden karanlıklar.

    Ne diyor, ne söylemek istiyorum bilmiyorum. Susmak, daha çok susmak, lâl olmak istiyorum.

    Anlatamıyorum ki kendimi dilim döndüğünce.
    Anlamıyorlar da değil artık, anlatmak istemiyorum.

    Bu ne melankoli, insan bilir de yürür mü karanlığına büyük büyük.

    Kocaman bir kara delik, içim uzay boşluğunda yüzyıllardır savrulan bir metal parçası, soğuk.

    Ne kapılıp gidebiliyorum,
    ne kalıp direnebiliyorum.




    T/09092016
  • "Sefalet kadar iltifattan hoşlanan bir hal yoktur."
    Victor Hugo
    Sayfa 39 - Antik Yayınları
Öğrenci
İstanbul Üniversitesi - Pazarlama ve Reklamcılık ~ Anadolu Üniversitesi - Medya ve İletişim
İstanbul
19 Temmuz 1996
Kadın
140 okur puanı
13 Kas 2017 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 132 kitap

  • Kardeşini Doğurmak
  • Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar
  • Lola ve Komşu Çocuk
  • Tanrı Mandalina Ağacına Tırmanınca
  • Bir Bebeğin Küçük El Kitabı
  • Kur'an-ı Kerim ve Kelime Meali
  • Bedava Gergedan
  • Doktor Ox'un Deneyi
  • Kıroleterya Diktatoryası
  • Sahte Krallık

Okuyacağı kitaplar 8 kitap

  • Kitaplar ve Sigaralar
  • Yaban Muzu
  • Yüzüklerin Efendisi - I - Yüzük Kardeşliği
  • Şato
  • Karmaşık Duygular
  • Eskizci
  • Gazap Üzümleri
  • Gülün Adı

Kütüphanesindekiler 137 kitap

  • Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar
  • Kardeşini Doğurmak
  • Sefiller
  • Ben Türk Kızı Nasılım
  • Tanrı Mandalina Ağacına Tırmanınca
  • Doktor Ox'un Deneyi
  • Bir Bebeğin Küçük El Kitabı
  • Kur'an-ı Kerim ve Kelime Meali
  • Bedava Gergedan
  • Kıroleterya Diktatoryası

Beğendiği kitaplar 9 kitap

  • Zaman Çarkı
  • Golem ve Cin
  • İçimizdeki Şeytan
  • Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
  • Stefan Zweig'in Son Günleri
  • Toz
  • Bir Gün
  • Hayalet Kalp
  • Kül