Tuba Paçacı'ın Kapak Resmi
Tuba Paçacı tekrar paylaştı. 20 Kas 22:43
Oğuz Aktürk, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
 31 Ağu 23:29 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

70 yıllık bir fener.

Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi.

İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu.

Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık.

Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu.

Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin?

Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi.

Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk?

Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle
"ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"
birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu?

E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük.

Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı.

Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa.

Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlar.

Tuba Paçacı, Kediler Krallara Bakabilir'i inceledi.
20 Kas 00:21 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Eskilere bir göz atayım istedim, liste yapıyordum, eğer deneme seviyorsanız bir göz atmanızı tavsiye ettiğim kitaplardan biridir kendisi. İyi geceler.
.
.
. "Kediler mağrurdurlar gerçekten de. Alis'in dediği gibi onlar "krallara bakabilirler" ve bir şairimizin tamamladığı gibi "hatta onları tırmalayabilirler" de.
Kralların yaşadığı ülkelerde, insanların kedilerden öğrenebilecekleri bir şey vardır."

Tuba Paçacı, Cemile'yi inceledi.
18 Kas 20:14 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Sayfa sayısı:80
"Aytmatov’a ilk büyük şöhretini kazandıran Cemile, bir çoklarınca en güzel aşk hikâyesi olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten de Cemile, aşk ve tabiatın çocuk dikkat ve masumiyetiyle sunulduğu şahâne bir duygu tablosudur. Ayrıca töre ve çevre şartlarının insan unsurlarıyla ilişkileri açısından da olağanüstü bir hikâyedir."

Aytmatov'u ortaokulda Toprak Ana ile tanımıştım, sınav konusu olduğu için okuduğumdan parça parça şeyler hatırlamak dışında pek de bir şey kalmamış aklımda. Dilini de az çok hatırlıyordum bu yüzden tanıdık bir kalem okumak güzeldi ilk olarak. Savaş zamanında eşleri cepheye gitmiş anaların gelinlerin olduğu bir ortamda büyüyen, yengesine hayran küçük bir çocuğun gözünden o dönemi, aşkı, masumiyeti, yasakları, sırları okuyoruz. Yaşamdan bir kesit gibiydi, üzerine söylenecek çok şey yok, çabucak okunabilecek bir kitap, içinize sıcacık bir sızı yayacak, tablonun hikayesini dinlerken gözünüzde o tabloyu canlandırmakta hiç de zorluk çekmeyeceksiniz. Farklı lehçelere ait kelimeler öğrenecek, Cemile'ye, Danyar'a, Kiçine Bala'ya içten bir sevgi duyacaksınız. Aytmatov'a başlamak için hafif ve güzel bir kitap olabilir diye düşünüyorum. Ben çok sevdim!

Keyifli okumalar!

Tuba Paçacı, Yabancı'ı inceledi.
 16 Kas 14:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Ölümün egemen olduğu bir varlığın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancıdır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir."

Albert Camus (Albehkt (veya Albeğt) Kamü diye okunuyor öğrenince biz de çok şaşırmıştık) Yabancı kitabıyla tanıdığım bir yazardı, okurken kitap içerisinde bulunan olaylara verilmeyen tepkiler beni çok şaşırtmıştı, kopuk bir ruhla bu dünya içerisinde gezip durmak ve onu anlamlandıramamak çok tanıdık bir his gibi gelmişti ve beni içine çekmişti kitap böylece. Bir Arap'ın öldürüldüğü cinayetin, cinayetten çok bu cinayeti işleyen kişinin kalıpları reddederek gerçek düşüncelerini söylemesinin insanlar tarafından ayıplamasının anlatıldığı bir dışlanma, yozlaşma ve adı gibi yabancılaşma öyküsü.

"Ölüm cezasının çok önemli bir şey olduğunu, hatta bir bakıma onun, bir insanın ilgisini çekecek tek şey olduğunu nasıl olmuştu da anlamamıştım? Mümkün olup da bu hapishaneden çıkabilseydim,bütün idamları seyretmeye giderdim"

Tuba Paçacı, Dönüşüm'ü inceledi.
16 Kas 14:01 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

"Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa’nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür."

Franz Kafka'yı pek de sevmem açıkçası, bir deha olmasına karşın kendini küçük görüşünden ve bir korkak olmasındandır belki bu.

Dönüşüm ona başlama kitabımdı, tanışma kitabım kısacası. Binlerce espriye konu olmuş o ilk satırla başlayan bu kitap öylece okuduğumda bana pek de istediğim şeyi vermemişti, Ancak üzerinden zaman geçtiğinde psikoloji okuyan bir arkadaşımla ettiğim sohbette geri dönüp baktığımda kaçırdığım bir sürü şeyin olduğunu gördüm bu kitapta. İnanın hâlâ Kafka'yı sevmiyorum ama kitap benim için o gün olduğundan başka bir yerde şimdi, bazı yorumlar asıl dönüşenin Gregor değil de, kız kardeşi olduğunu söylüyordu, bu bana bir sürü teori üretme fırsatı sundu. Beni düşündüren ve uzun süre oyalayan kitapları severim. Dönüşüm bu kitapta yalnızca devcileyin bir hamamböceğine dönüşen Gregor Samsa'ya ait değil, bir okuyun ve üzerine biraz araştırma yapın derim.

"Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor."

Keyifli okumalar.

Tuba Paçacı, Küçük Kara Balık'ı inceledi.
16 Kas 13:54 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Kış ortasında bir akşam vaktiydi. Denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir balık nine sayıları on iki bini bulan çocuklarıyla torunlarını çevresine toplamış, onlara bir masal anlatıyordu..."

Samed Behrengi'ye ait bir çocuk kitabı olan Küçük Kara Balık yetişkinlerin de çok sevdiği bir özgürlük öyküsü.
Bulunduğu ortamla yetinmeyen, korkularını bir kenara atıp daha fazlasını öğrenmek için çabalayan ve akıntıya göğüs geren bu küçük balığın insanlığa öğretecek o kadar çok şeyi var ki! Cehalet sınırlarımızı kaldırmamız gerektiğini ve asla bize anlatılanla yetinmememiz gerektiğini savunan, çocukken aşılanması gereken merak ve şüphe duygularını çok güzel özetleyen bana kalırsa her kesime hitap eden kısacık ve anlattığıyla upuzun bir öykü.

"Şunu öğrendim ki balıkların çoğu yaşlanınca ömürlerini boşuna geçirdiklerini söyleyip yakınırlar. Sürekli sızlanıp herkesten şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?"

Eğer hâlâ okumadıysanız çok da vaktinizi almaz, Küçük Kara Balık'ın yolculuğuna bir göz atın derim.

Tuba Paçacı, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
16 Kas 13:45 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Asıl adı Eric Arthur Blair olan İngiliz yazar George Orwell’ın siyasi hiciv tarzındaki kısa öyküsü Hayvan Çiftliği 1945 yılında yayımlanmıştır. Eser, alegorik açıdan zengin bir eserdir ve Sovyetler Birliği, Nazi Almanyası gibi totaliter rejimleri mizahî bir dille eleştirmektedir. Hayvan Çiftliği, özet olarak Stalinizmi yerden yere vururken Sovyetler’in kuruluşundan bu yana gerçekleşen olayları hicveder.

Hayvan Çiftliği eserinde adı geçen karakterlerin büyük bir kısmı domuz, kuzgun, köpek gibi hayvanlardır ve bu hayvanlar Stalin, Lenin, Marx gibi tarihî kişilerin alegorisi niteliğindedir."

Hayvan Çiftliği, 1-2 yıl önce okuduğum, okurken durup durup "Oha şu aynı şu" dediğim, içinde bulunduğumuz siyasi ortamdan kişileri kolayca saptayabileceğiniz, muhtemelen diktatörlük ortamlarında güncelliğini asla yitirmeyecek bir hiciv yumağı.
Çocuk kitabı olarak anılmasının tek sebebinin fabl olmasından kaynaklandığını söyleyebilirim ama kesinlikle değil, üstünkörü bir anlatımla belki anlatmak istediği bir çocuğa geçebilir ama gerçekten anlatmak istediklerini oturup araştırmış bir yetişkin anlayabilir (Araştırmayı seven çocukları dışarıda tutuyorum.). Dönem taşlamalarını, özellikle de günümüze de ulaşmayı başaran taşlamaları çok seviyorum. Kafa açtıklarını ve ortamı analizi sağladıklarını söyleyebilirim. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir benim için.

“Tek gerçek düşmanımız insandır. İnsanı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir.”

"Prensip sahibi olduğundan otobüsünü asla bekletmeyen bir şoför, Interpol’ün peşine düştüğü küçük bir kız kılığına girmiş bir cüce, cehennem kapısındaki küçük delikten yakınlardaki bir kasabaya inen insanlar, sadece intihar edenlerin gittiği ve içinde yaşadığımızdan pek farkı olmayan sıkıcı bir öbür dünya, merhamet sahibi bir tetikçi ve merhametsiz bir Tanrı… Keret’in dünyası hareketi, oyunbazlığı ve hayalle gerçeği incelikle kaynaştırmasıyla benzersiz bir okuma tecrübesi sunuyor. Günümüz insanının hayatının sıradan kesitlerini zarif dokunuşlarla bileyerek gerçekliğin sınırlarını yeniden tanımlayan bu ironi ve mizah yüklü, keskin öyküler sayfalara sığmamaya, okuyanların zihinlerine kancalar atmaya fena halde niyetli.

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü; tuhaf, iddialı ve bangır bangır sesiyle kolay kolay unutulmayacak bir kitap."

Bu kitabı adından görüp etkilenerek almıştım, içinde bir dizi denemenin (belki de öykünün bilemiyorum) olduğu yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde trajikomik hikayelerin yer aldığı değişik bir kitap.
İstanbul'da bir otobüs yolculuğunda kolayca bitirebilirsiniz,
Kara Mizah denilecek kadar iyi bir kitap olduğunu söyleyemem ama bazı konularda patavatsız olduğu ve yüzünüzde can sıkıcı bir ekşime yaratacağı kesin, özellikle de Yahudi esprileriyle.

Tuba Paçacı, Onca Yoksulluk Varken'i inceledi.
16 Kas 13:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

1975'te Fransa'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Goncourt Ödülü'ne layık görülen "Onca Yoksulluk Varken", bir hayat kadınının oğlu olan Arap bir çocuğun, fahişe çocuklarına bakan Yahudi Madam Rosa'yla birlikte geçen hayatını anlatır. Ve aynı ödülü 1956'da "Cennetin Kökleri" kitabıyla kazanmış olan Romain Gary'nin, daha sonra açıkladığı üzere, "Yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım," gerekçesiyle 'Emile Ajar' müstear adıyla yayınlamış olduğu bir romandır.

Ne olduğunu bilmeden bir kitap alırsınız bazen, ismi size düşüncelerinizi çağrıştırır. İçinden bambaşka bir dünya çıksa bile anlamsızca çok seversiniz. Ağır ağır okuyup hiç unutmadığım başka bir kitap kendisi.
Madam Rosa, yaşlılığından merdivenleri bile çıkamayan ama makyajını yüzünden eksik etmeyen güzel yürekli kadın. Seni hiç unutmayacağım.

Öyle sözlerle karşılaşacaksınız ki, hayatınızın bazı bölümlerine ayna tutacak.
Söz veriyorum.

"Bana hep garip gelen gözyaşların doğmadan önce programlanmış olmasıdır. Bu demektir ki ağlayacağınız önceden saptanmış. Bunu hiç düşündünüz mü? Kendine saygısı olan hiçbir yaratıcı yapamaz bunu."

Tuba Paçacı, Martı Jonathan Livingston'u inceledi.
16 Kas 13:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Yaşamak için ne çok neden var! Balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz..."

Kısaca bir martıdan öğreneceğimiz çok şeyin olduğu kitap. Okuduğum zamandan bu yana kitaplığımda her gözüme çarpışında elektriklerin kesildiği günde o mumun özgür savruluşunda çırptığı kanatlara gülümserim Martı Jonathan'ın. Dünyanın çirkin gelişiminden kaçıp karanlığa yani bir nevi özgürlüğe döndüğüm o günde okuduğum içindir belki, bu kitabın yeri bende hep ayrı olacak.

Tuba Paçacı, Kaplan Yürekli Çocuk'u inceledi.
16 Kas 13:18 · Kitabı okudu · 3 günde · 6/10 puan

Kaplan Yürekli Çocuk - Linda Coggin

"Vahşi doğada büyümüş bir kız ile kaplan yürekli bir çocuğun özgürlük hikâyesi Nona'nın bakıcısı öldüğünde bütün şüpheler kızın üzerinde yoğunlaşır. Vahşi hayvanların yakalanıp yok edildiği, şehirlerin hiç sönmeyen ışıklarla aydınlatıldığı bir korku dünyasında yaşayan Nona, masumiyetine inandıracak kimseyi bulamayınca tek dostu olan ve tuhaf bir şekilde insana benzeyen ayısıyla birlikte kaçmak zorunda kalır.

Umutsuzca esaretten kurtuluş çabaları içindeki Nona ile ayısı çok geçmeden, Caius ve Jay adında iki garip çocukla karşılaşırlar. Ve dördü tutsaklığa karşı mücadele etmeye, Kenar ismi verilen yasak bölgeye birlikte ulaşmaya karar verirler. Bu gizemli yerde doğa henüz kirletilmemiştir; gece ve gündüz yaşanmakta, ormanlar ve dağlar alabildiğine uzanmaktadır. Burada hiçbir kısıtlama, hiçbir yasak yoktur.

Kaplan Yürekli Çocuk, içimizdeki doğaya dokunan ve bizi insan yapan değerleri hatırlatan unutamayacağınız bir öykü."

Yine arka kapağında her şeyi kısaca özetleyen ve içerisi de bundan ibaret olan bir kitapla geldim, akıcı ve yalın bir dili var öncelikle, 1 günde bitirememiş olmamın tek sebebi animelerden başımı kaldıramıyor olmam. Kitabı sevdim mi evet sevdim ama kapağında bahsettiği gibi ağır bir distopya değildi bana kalırsa. Çocuklar için değil belki ama yetişkinler için de değil, konusu Cesur Yeni Dünya'yı andırıyor, korkulardan sıyrılmak için her şeyi düzene oturtmuş bir toplumun içinden kaçmaya çalışan 3 çocuk 1 ayı ve 1 kurdun hikayesi bu. Özgürlük, kurtuluş hikayelerine bayılıyorum, istedikleri kadar klişe olsunlar insanın kendi dünyasından kaçışına umut oldukları müddetçe hep bayılacağım sanırım. Bizim de çevremiz korkularımızdan kaçmak için yarattığımız sınırlarla çevrili değil mi nasılsa?

Okursanız içinizin sıcacık olacağının garantisini veririm ama okumazsanız da çok bir şey kaybetmezsiniz.

Çok ağır kitaplar arasına konulup dengeyi sağlayacak çerezlik bir distopyamsı diyebilirim.

İyi okumalar!

#book #books #bookstagram #lindacoggin #okudumbitti #kitapyorumu #kaplanyürekliçocuk #martıyayınları